ÖHD'den eş zamanlı açıklama: İmralı rejimi toplumsal barışı hedef aldı 2022-02-14 13:59:09   HABER MERKEZİ - PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük 15 Şubat komplosuna dair birçok kentte açıklama yapan ÖHD, “Öcalan’ın 23 yıldır barışın inşası ve demokrasinin gelişimi için çaba içinde olduğu, yoğun istek ve niyet taşıdığı kamuoyunun bilgisi dahilindedir. Bu çaba ve isteğin karşılık bulması için ihtiyaç duyulan koşulların hukuki çerçevede yaratılması, toplumsal menfaatin gerekliliğidir” dedi.    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın 15 Şubat 1999 tarihinde uluslararası komplo ile Türkiye’ye getirilişinin yıl dönümünde çok sayıda kentte eş zamanlı basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamalarda tecridin sonlandırılması çağrısı yapılırken PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 23 yıldır toplumsal barışı inşa etmek için çaba içerisinde olduğuna işaret edildi.    Diyarbakır   Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Diyarbakır ve Batman Şubeleri, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplonun yıldönümünde komploya ve tecride ilişkin Diyarbakır Adliyesi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasına iki şubenin üyeleri katılırken avukatlar adına açıklamayı ÖHD Diyarbakır Şube Yöneticisi Muhittin Muğuç okudu. Muhittin, PKK Lideri’nin ailesi ve avukatları ile görüştürülmemesine karşı, “İlgilileri evrensel hukuk ilkelerine bağlı kalmaya ve anayasal sorumluklarının gereğini yerine getirmeye davet ediyoruz” çağrısı yaptı.   İstanbul    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi, İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları altında tutulan ve kendisinden 11 aydır haber alınamayan PKK Lideri Abdullah Öcalan'a yönelik 15 Şubat uluslararası komplonun yıl dönümüne ilişkin Beyoğlu'nda bulunan şube binasında basın toplantısı gerçekleştirdi. Açıklamaya Asrın Hukuk Bürosu avukatı Rezan Sarıca, ÖHD Eş Genel Başkanı İlknur Alcan ve çok sayıda avukat katıldı. Açıklamanın yapıldığı salona ise “Tecrit insanlık suçudur” pankartı asıldı. Açıklamayı avukatlar adına ÖHD İstanbul Eşbaşkanı Arzu Kayaoğlu okudu.   Ankara    Şube binalarında düzenlenen toplantıya ÖHD ve Toplumsal Hukuk üyesi avukatlar katıldı. Basın metnini kitle adına Avukat Kenan Maçoğlu okudu.    İzmir   ÖHD İzmir Şubesi, 15 Şubat 1999’da PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın uluslararası bir operasyonla Kenya’nın başkenti Nairobi’den getirtilmesi esnasında ve sonrasında yaşanan hak ihlallerine ilişkin dernek binasında basın toplantısı düzenledi. Basın metnini Şube Eşbaşkanı Şükran Öztürk okudu.   Van   ÖHD Van Şubesi, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplo ve üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit uygulamalarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Dernek binasında yapılan açıklamaya, ÖHD’li avukatlar katıldı. Komplonun tarihini ve Abdullah Öcalan’ın maruz kaldığı uygulamaları hatırlatan avukat Sedat Kula, Abdullah Öcalan’ın uluslararası ve evrensel hukukun yok sayılarak Türkiye'ye getirildiğini söyleyerek, “Bu durumun ulusal ve uluslararası hukukta sebep olduğu tartışmalardan öte; politik, ekonomik ve toplumsal açılardan bölgeye olumsuz yansımaları söz konusu olmuştur. Geride bıraktığımız 23 yıllık zaman dilimi Kürt sorununun çözümünden ziyade kangrenleşerek büyümesine ve başkaca kriz halleri üretmesine sebep olmaktadır” dedi.   Hakkari    ÖHD Hakkari Şubesi de komplonun yıldönümüne ilişkin basın açıklaması düzenledi. Dernek binasında yapılan açıklamayı okuyan Eşbaşkan Fırat İke, “Birçok defa açığa çıkan barış zemini ve çözüm iradesi, toplumsal krizlerden beslenen iç ve dış güçler tarafından boşa çıkarılmıştır. 1999 yılından bugüne, gelişen İmralı süreci bunun en bariz ve en yakın örneklerini teşkil etmiştir. Dış dünyaya yansıdığı kadarıyla Sayın Öcalan’ın 23 yıldır barışın inşası ve demokrasinin gelişimi için çaba içinde olduğu, yoğun istek ve niyet taşıdığı kamuoyunun bilgisi dahilindedir” ifadelerini kullandı.    Açıklamalarda okunan ortak metnin tamamı şöyle:   "Sayın Abdullah Öcalan 15 Şubat 1999 tarihinde uluslararası bir organizasyonla Kenya’nın başkenti Nairobi’den uluslararası ve evrensel hukuk yok sayılarak Türkiye’ye getirilmiştir. Bu durumun ulusal ve uluslararası hukukta sebep olduğu tartışmalardan öte; politik, ekonomik ve toplumsal açılardan bölgeye olumsuz yansımaları söz konusu olmuştur. Geride bıraktığımız 23 yıllık zaman dilimi Kürt sorununun çözümünden ziyade kangrenleşerek büyümesine ve başkaca kriz halleri üretmesine sebep olmaktadır.    Kriz durumu sürdürülemez noktaya gelmiştir   Sayın Öcalan, 23 yıldır askeri yasak bölge olarak dizayn edilen kişiye özel, yasal alt yapıdan yoksun İmralı Cezaevi’nde dış dünyadan yalıtılmış şekilde tutulmaktadır. 25 Mart 2021 tarihinden bu yana kendisinden hiçbir şekilde haber alınamamaktadır. Bir mahpusun en temel haklarından yoksun bırakılması kabul edilemeyeceği gibi maddi ve manevi varlığı hususunda muhataplarının 11 ay boyunca habersiz bırakılması suç niteliğindedir. Ulusal ve uluslararası mevzuata aykırılığı kesin olmakla birlikte vicdani ve ahlaki olarak kabul edilemez bu durumun sürdürülebilirliği ancak şovenist duygular empoze edilerek toplumun ayrıştırılması ile mümkün olmaktadır. Şovenizmin beslediği militarist politikalar şiddet atmosferini büyütmekte, cins kırımını ve ekolojik kıyımı da tetiklemektedir. Ekonomik kaynakların ranta kurban edilmesini denetimsiz bırakan bu politikalar nihayetinde toplumun büyük kesimini sefalete ve açlığa mahkum etmektedir. Çok sıradan ve basit bir akıl yürütmenin ürünü olarak kabul edilebilecek bu değerlendirmeler maalesef tarihsel veri olduğu gibi güncel gerçekliğimizi de ortaya koymaktadır. Bugün toplumun her kesimini cenderesine alan içinde bulunduğumuz kriz durumu sürdürülemez noktaya gelmiştir.    Öcalan’a dönük negatif yasal düzenlemeler baskıcı    Sayın Öcalan’ın politik kimliği sebebiyle Türkiye’deki tüm tutuklu ve hükümlülerden farklı olarak tabi tutulduğu ayırımcı infaz rejimi, temel hukuk prensipleri olan Eşitlik ilkesi ve Kötü Muamele Yasağı kapsamında İnfaz Yasasına, Anayasaya, Tutuklu ve Hükümlü Hakları Asgari Standart Kurallarına ve AİHS’ne aykırıdır. Uygulanan ayırımcı infaz rejiminin çeşitli yasal düzenlemelerle hukuksal zeminine oturtulmaya çalışılması, ulusal hukukun şekillenmesi ve uygulanmasında belirleyici rol oynamıştır. Sayın Öcalan’a özgü geçekleştirilen negatif yasal düzenlemeler mahpuslar başta olmak üzere bütün ülke yurttaşları için gerici ve baskıcı bir hukuk anlayışına maruz kalma sonucunu doğurmuştur.   Kaynağı İmralı tecrit sistemi    Yüksek güvenlikli cezaevlerinin faaliyete geçirilmesinden, uygulanmayan Anayasa Mahkemesi ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları nedeni ile öne çıkan 'Umut Hakkı' kapsamında verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının varlığına, belirli mahpus grubunun ömür boyu cezaevinde tutulacak olmasından, havalandırma haklarına, ziyaret ve iletişim haklarına getirilen sınırlamalardan, 20 Temmuz 2016 sonrası hayata geçirilen infaz rejimlerine kadar kaynağını ve genele uygulanabilirliğini İmralı tecrit sisteminden almıştır.   Yüzyıllık ülke tarihinin kısa özeti   Buradan hareketle toplum olarak maruz bırakıldığımız sefalet durumunun ve sınıfsal uçurumların, ötekileştiren, ayrıştıran, kutuplaştıran toplumsal atmosferin nasıl inşa edildiği sorusu önem teşkil etmektedir. Elbette ötekine yer vermeyen, farklıyı inkar eden ya da benzeştiren tekleştirici devlet politikaları, sorunun kaynağını oluşturduğu objektif veri durumundadır. Bu politikayı esas sorun kabul ederek toplumsal barışı inşa etmek niyeti yerine bu politikanın gerçekleşmesini nihai amaç olarak kabul etmek yüzyıllık ülke tarihinin kısa özetidir. Birçok defa açığa çıkan barış zemini ve çözüm iradesi, toplumsal krizlerden beslenen iç ve dış güçler tarafından boşa çıkarılmıştır.    Öcalan  23 yıldır barış inşası için çabalıyor    1999 yılından bugüne, gelişen İmralı süreci bunun en bariz ve en yakın örneklerini teşkil etmiştir. Dış dünyaya yansıdığı kadarıyla Sayın Öcalan’ın 23 yıldır barışın inşası ve demokrasinin gelişimi için çaba içinde olduğu, yoğun istek ve niyet taşıdığı kamuoyunun bilgisi dahilindedir.  Bu çaba ve isteğin karşılık bulması için ihtiyaç duyulan koşulların hukuki çerçevede yaratılması, toplumsal menfaatin gerekliliğidir. Buna rağmen geliştirilen İmralı uygulama ve düzenlemeleri toplumsal barışı hedef almış, hak ve özgürlüklerin yok edilmesi noktasına gelmesine temel referans  yapılmıştır. Sayın Öcalan’ın, ailesi ve avukatlarıyla temasının sağlanması başta olmak üzere yasal haklarının uygulanması anayasa ve ulusal mevzuatın gereği ve aynı zamanda mevcut toplumsal krizlerin son bulması için bir adım niteliği teşkil edecektir. İlgilileri evrensel hukuk ilkelerine bağlı kalmaya ve anayasal sorumluklarının gereğini yerine getirmeye davet eder, kamuoyunun bilgisine sunarız."