Dolmabahçe'nin ardından 7 yıl: AKP ve derin güçler eliyle heba edildi 2022-02-28 09:02:08     Dilan Babat   ANKARA - Dolmabahçe Mutbakatı’nın AKP ve derin güçler tarafından yok edildiğini söyleyen HDP’li Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Dolmabahçe Mutabakatı Türkiye açısından tarihi bir kayıp oldu. Bir şans AKP ve derin güçler eliyle heba edildi” dedi.   PKK Lideri Abdullah Öcalan ile 3 Ocak 2013’te “çözüm süreci” adıyla başlayan, AKP’nin 24 Temmuz 2015’te “buzdolabına kaldırıldı” diye inkar ettiği Dolmabahçe Mutabakatı’nın üzerinden 7 yıl geçti. 10 maddelik mutabakat, çözüm sürecinin resmiyet kazanması açısından oldukça önemli bir adımdı. Mutabakat kalıcı çözüme evrilecek önerilen isimlerin katılımıyla oluşturulacak İzleme Kurulu’nun İmralı Adası’na gidişiyle derinlikli müzakerelere başlanacaktı.   İmralı Heyetinde yer alan dönemin HDP milletvekilleri Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder, İdris Baluken ile dönemin Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, İçişleri Bakanı Efkan Ala ile Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu Dolmabahçe Sarayı’nda Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla birlikte 10 maddeyi kamuoyuna deklere etti.     Dolmabahçe Mutabakatının inkarı sonrası Türkiye’de demokratikleşmenin önünde ciddi engeller oluşmaya devam etti. PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşmelerin engellenmesi, Kürtlere yönelik “çöktürme planının” hayata geçmesi, Diyarbakır, Ankara Suruç katliamları,  Kürt illerinde sokağa çıkma yasakları sırasında yaşanan katliamlar, darbe süreci, hak ve özgürlüklerin engellenmesi, ve son olarak HDP’ye dönük kapatma ve Kobanê davası ile birlikte Türkiye’de kaos iktidar eliyle giderek bir üst perdeye taşınıyor.    Siyasi tutsakların 68 günlük açlık grevi   Dolmabahçe Mutabakatı’na giden yol cezaevindeki tutsakların direnişi ile başladı. Yıllardır ağır tecrit koşullarında bulunan Abdullah Öcalan, Kürt sorunun çözümüne dair her fırsatta devlet ile diyalog içerisine girmeye hazır olduğunu belirtti. Ağır tecrit koşullarından tutulmaya devam edilen Abdullah Öcalan’a ilişkin 27 Temmuz 2011 tarihinde getirilen avukat ve aile görüş yasağı çatışmaların daha fazla yoğunlaşmasına neden oldu. PKK ve PAJK’lı binlerce tutsağın 12 Eylül’de Abdullah Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanması ile anadil önündeki engellerin kaldırılması için başlattığı açlık grevi, iki buçuk yıl boyunca devam edecek olan çözüm sürecinin kapısını araladı. Tutsakların 68 gün süren açlık grevleri eylemi, Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla son buldu. Abdullah Öcalan’ın bu çağrısının ardından bitirilen açlık grevlerinin ardından Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) milletvekilleri Ayla Akat Ata ve Ahmet Türk 3 Ocak 2013 tarihinde İmralı’ya gitti. İmralı kapılarının yavaş yavaş açılmasıyla birlikte “çözüm süreci” olarak adlandırılan dönemin ilk adımı atılmış oldu.   Abdullah Öcalan’ın provokasyon uyarısı   İmralı’ya giden heyete karşı Abdullah Öcalan görüşmelerde yaşanabilecek provokasyonlara karşı  “Beni 14 yıldır çürütmek için uğraştılar. İmha etme temelli geldiler, gelecekler de. Bu süreci sabote etmek isteyenlerde olacak. Burada her toplantı yapıldığında gerilla kayıpları bildiriliyor. Böyle mesaj veriyorlar. Darbeci zihniyet süreci sabote etmeye çalışacak” sözleriyle uyarılarda bulunmayı ihmal etmedi.   Paris Katliamı   Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeler devam ederken, 9 Ocak 2013 tarihinde Paris’te Kürt kadın siyasetçiler Sakine Cansız, Leyla Şaylemez ve Fidan Doğan katledildi. Katliamın tetikçisi Ömer Güney’in Fransa’da tutuklu bulunduğu cezaevinde şüpheli bir şekilde ölmesi ile Paris Katliamın perde arkası karanlıkta bırakılmak istendi. Katliam sürecin önüne ket vurulmak istendiğini gösteren parametrelerden biri oldu. Katliamdan 9 yıl sonra Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin, katıldığı bir televizyon programında Paris Katliamının arkasında MİT’in olduğunu itiraf etti.    Abdullah Öcalan’ın Diyarbakır Newroz’una gönderdiği tarihi mesaj   Çözüm sürecine dönük provokasyonların yapılmasına rağmen çözüm sürecinin bozulmaması için büyük bir uğraş veren Abdullah Öcalan, 2013 tarihinde gerçekleşen Diyarbakır Newroz’una “tarihi mesaj” olarak adlandırılan bir mektup gönderdi. Milyonların akın ettiği Diyarbakır Newroz’unda Abdullah Öcalan, “Artık silahlar sussun, fikirler konuşsun noktasına geldik. Yok sayan, inkâr eden, dışlayan modernist paradigma yerle bir oldu. Ben bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor. Silah değil, siyaset öne çıkıyor” mesajıyla seslendi.   PKK, Abdullah Öcalan’ın bu çağrısına geri çekilme sürecini başlatarak destek verdi. KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, geri çekilmenin 8 Mayıs’ta başlayacağını açıklaması ardından ilk grup 14 Mayıs günü Kandil’e ulaştı. Fakat hükümetin çekilmeye dair gerekli yasal adımlar atmaması üzerine 9 Eylül’de açıklama yapan KCK, geri çekilmenin durduğunu ancak ateşkes pozisyonunun korunacağını açıkladı.   6-8 Ekim olayları   Takvimler 2014 tarihini gösterirken, DAİŞ’in Kobanê’ye girmesi Kürt halkı tarafından büyük tepkilere neden oldu. DAİŞ’in Türkiye’nin sınır hattına kadar gelmesi ve Kürt halkına dönük katliamları karşısında ülkelerin sessizliği ve Türkiye’nin duruş göstermemesine karşı Tayyip Erdoğan’ın Antep’te katıldığı bir törende, “Şuan Kobanê düştü düşüyor” sözleri tüm Türkiye’de yurttaşların sokağa çıkmasına neden oldu. Türkiye’nin birçok kentinde devam eden 6-8 Ekim olaylarına karşı Abdullah Öcalan mesaj göndermesiyle durduruldu. Abdullah Öcalan, 21 Ekim 2014’te bu kez "15 Ekim itibariyle yeni bir aşamaya geçtiğimizi ve süreçte başarılı bir pratik umudumun bu anlamda arttığını ifade etmek isterim” açıklamasında bulundu. Abdullah Öcalan’dan bu mesajlar gelirken, AKP iktidarının 30 Ekim 2014’te gerçekleştirdiği Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında kararlaştırılan ‘Çöktürme Planı’nı adım adım devreye koyduğu sonradan ortaya çıktı.   İki kritik görüşme: Onlar iyi tartışın   Bir yandan “çöktürme planı” devreye konulurken, diğer yandan ise Dolmabahçe Mutabakatı öncesinde 2015 tarihinin Şubat ayında İmralı adasında iki kritik görüşme gerçekleşti. 4 Şubat tarihinde ilk kritik görüşmeye Kamu Güvenliği Müsteşarı ve bir devlet yetkilisi katıldı. DAİŞ tehdidi altında Şah Süleyman Türbesi’nin kurtarılması için yapılan bu görüşme sonrasında, Abdullah Öcalan’ın gönderdiği mesajla türbe 22 Şubat 2015’te bulunduğu yerden taşınabildi. Abdullah Öcalan, bu görüşmenin önemini “Bugünkü geldiğimiz noktayı 55 yıllık bir maratonun kısa bir soluk arası olarak değerlendiriyorum" sözleriyle ifade etti. İkinci kritik görüşme ise mutabakatın imzalanmasından sadece bir gün önce 27 Şubat’ta gerçekleşti. Mutabakat metninin de hazırlandığı bu görüşmede Abdullah Öcalan, " Bu sürecin gelişmesi için çabalıyoruz. Çözüm olmazsa, binlerce insan ölecek. Ben bunu kavradım ve gereğini yapıyorum. Onlar da bunun önemini kavramışlar mıdır, bilmiyorum. Onlarla iyi tartışın” uyarılarında bulunuyordu.   ‘Hasretle’ beklenen çağrıyı sonlandırma sinyali   PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Birinci aşama” olarak gördüğü Dolmabahçe Mutabakatı, 28 Şubat günü Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi’nde kamuoyuna duyuruldu. İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder,  Abdullah Öcalan’ın “Silahlı mücadeleyi bırakma temelinde stratejik ve tarihi kararı vermek için PKK’yi bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya davet ediyorum” çağrısını okurken; Yalçın Akdoğan ise “Milletimizin hayır duası ve desteğiyle süreci nihai sonuca ulaştırmakta kararlıyız” dedi. İmzalanan mutabakata dair aynı gün Tayyip Erdoğan’dan ise “Bu hasretle beklediğimiz bir çağrıdır” açıklaması geldi.  Bir ay sonra 19 Mart’ta HDP ve devlet heyetleri İmralı’da Abdullah Öcalan ile yeniden bir araya geldi. Bu görüşmede 15 gün sonraki görüşmeye İzleme Kurulu’nun katılması kararlaştırıldı. Abdullah Öcalan o yılki Newroz’da, “Dolmabahçe Sarayı'nda, hepimizce resmen ilan edilen 10 maddelik deklarasyon temelinde yeni bir süreci başlatma görevi ile karşı karşıyayız” mesajı verdi. Tayyip Erdoğan ise 22 Mart’ta Ukrayna dönüşünde sarf ettiği “Ben oradaki toplantıyı doğru bulmuyorum. Çünkü bu toplantıda hükümetin Başbakan Yardımcısıyla, şu anda parlamento içinde olan bir grubun yan yana fotoğraf vermesini doğru bulmuyorum” sözleriyle sürecin sonlandırılacağı sinyalini verdi.   Çatışmalı sürece geri dönülmesi   İmralı heyeti 5 Nisan 2015 tarihinde Abdullah Öcalan ile son kez bir araya geldi. Abdullah Öcalan heyete bir daha adaya getirilmeyebilecekleri konusunda uyarıda bulunarak sürecin sonlanma ihtimalini öngörmüştü. Abdullah Öcalan’ın öngörüsü doğru çıkarken, Türkiye çatışmalı sürece yeniden devam etti. 11 Nisan 2015 tarihinde Ağrı’nın Tendürek kırsalında barış çadırına müdahale eden askerlerle çıkan çatışma, akabinde Türkiye’yi yeniden derin bir kaos ve çatışma ortamına sürükleyen adımların gelmesine neden oldu. 18 Mayıs’ta HDP’nin Adana ve Mersin’deki parti binalarının DAİŞ tarafından bombalanmasını, 5 Haziran Diyarbakır ve 20 Temmuz Suruç katliamları izledi. Ceylanpınar’da iki polisin şüpheli öldürülmesi ile birlikte 24 Temmuz 2015’de Kandil’e yönelik yapılan hava saldırıları ile çözüm süreci sonlandırılıp, çatışmalı sürece fiili olarak geri dönüldü.   Sokağa çıkma yasakları   22 Temmuz 2015’te Ceylanpınar’da iki polisin şüpheli ölümü sürecin bitirilmesine dayanak olarak gösterilirken, çatışmanın fitili daha fazla artırıldı. Takvimler 7 Haziran’ı gösterdiğinde ise başarı sağlamayan AKP, iktidarını korumak için hazırda tuttuğu “Çöktürme Planı”nı uygulamaya koydu. Tek başına hükümet kurma sayısı olmayan iktidar, 1 Kasım’da yeniden seçimlere gitti. Toplumda barış çağrıları yükselirken, 10 Ekim tarihinde Ankara’da barış mitingine yönelik kitlesel katliam ardından toplum üzerinde de derin bir baskı rejimi örülmeye başlandı. Kürt kentlerinde ilan edilen sokağa çıkma yasakları da kurulan “Türk tipi” başkanlık rejiminin mihenk taşları arasında yer aldı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın (TİHV) raporlarına göre; 16 Ağustos 2015 ile 18 Mart 2016 tarihleri arasında sokağa çıkma yasakları süresince 72'si çocuk, 62'si kadın en az 310 sivil yaşamını yitirdi. 1 milyon 809 bin kişi başta en temel yaşam ve sağlık hakları ihlal edildi.   Darbe mekaniği devrede: Gözaltı ve tutuklama silsilesi   Çatışma süreçleri yoğun devam ederken, AKP istediği yönetim tarzını ilan ettiği Olağanüstü Hal (OHAL) ile devreye soktu. 400 vekil uğruna çözüm sürecini bitiren AKP, daha sonra HDP’ye dönük gözaltı tutuklamalara başladı. 4 Kasım 2016 tarihinde “siyasi darbe” olarak tanımlanan aralarında HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da olduğu 12 milletvekiline yönelik gözaltı operasyonu gerçekleştirildi. HDP’li birçok siyasetçi hala cezaevinde.   Çözüme karşı kayyım cevabı   Kaostan çıkmayan Türkiye’de cezaevlerinde açlık grevleri yeniden devreye girdi. 2019 yılında Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven’in öncülüğünde başlayan açlık grevlerinin ardından Abdullah Öcalan bir kez daha devreye girdi. 8 yıl aradan sonra avukatlarıyla görüşen Abdullah Öcalan’ın ilk mesajı da “İçinden geçtiğimiz tarihi süreçte derin bir toplumsal uzlaşmaya ihtiyaç vardır. Sorunların çözümünde her türlü kutuplaşmadan uzak, demokratik müzakere yöntemine şiddetle ihtiyaç vardır. Türkiye'nin ve hatta bölgenin sorunlarını başta savaş olmak üzere, fiziki şiddet araçlarıyla değil, yumuşak güçle yani akıl, politik ve kültürel güçle çözebiliriz… Bizlerin İmralı'daki duruşu, 2013 Newroz Bildirgesi belirttiğimiz ifade tarzının daha da derinleştirerek ve netleştirerek sürdürme kararlığındadır” oldu. Açlık grevlerinin ardından İmralı’da 5 görüşme gerçekleşti. Abdullah Öcalan’ın çözümden yana tutumuna iktidar, HDP’li belediyelere 19 Ağustos 2019 tarihinde atadığı kayyımlarla yanıt verdi. Son olarak 24 Eylül 2020 tarihinde gerçekleşen MGK’nin ardından aralarında HDP eski milletvekillerinin de olduğu siyasetçilere yönelik Kobanê soruşturması kapsamında başlatılan operasyon kapsamında 22 kişi halen tutuklu.   HDP Kapatma ve Kobanê Davası   2015 tarihinden bu yana Türkiye’de çatışmalı süreç devam ederken, Kürt halkına dönük baskı ve imha politikaları daha fazla derinleştirildi. Cezaevlerinde ihlallerin ardı arkası kesilmezken, çözüm sürecinde esir alınan askerler ise Garê operasyonunda yaşamını yitirdi. Bugün ise Kürt sorununda derinleşen çatışmalı süreç ve Kürt siyasetine bir kez daha müdahale tehditleri, fezlekeler HDP’li milletvekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve parti kapatmalarla devam ediyor.   ‘Tarihi öneme sahip bir mutabakattı’   2013 tarihinde PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın Diyarbakır Newrozu’na gönderdiği mesajla çözüm sürecinin resmileştiğini hatırlatan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Muş Milletvekili Gülistan,  Dolmabahçe Mutabakatını “çözüm sürecinin” doruk noktası olarak değerlendirmenin mümkün olduğunu ifade etti. Gülistan, “Bugün tarihsel süreçler çözüm ve barış görüşmelerinde süzülerek gelen Türkiye’nin demokratikleşmesini, Kürt halkının eşitlik ve demokrasi mücadelesinin aslında formülü edilmiş haliydi. Bunu sadece Kürt halkı için ifade edersek, yanılgılı olur. Dolmabahçe Mutabakatının Kürtlere dair özel bir vurgusu yok. Bütün Türkiye’nin demokratikleşmesi ve demokratik cumhuriyetin inşası ile beraber Kürt sorunun çözümü yönünde bir tutum vardı. Deklarasyonun en önemli başlıklarından birisi PKK'nin silah bırakması yönüne yönelik bir çağrı daha doğrusu bu sürecin öncüsü olması olarak ifade edilebilir.Tarihi önemde bir mutabakatı. Hemen sonrasında hükümetin açıklamaları ile genel olarak olumlu bulduğunu görüyoruz. Artık kendilerini barış sürecinden kaynaklı seçimi ve iktidarlarını kaybedeceklerini gördükleri zamana kadar. Sonradan savaş ve çatışma süreci yaşanmış oldu” dedi.   ‘AKP Kürtlerin barışa olan umudunu istismar ediyor’   AKP’nin hükümetinin Türkiye’de en pragmatist hükümetlerden biri olduğuna dikkat çeken Gülistan, AKP’nin en önemli özelliklerinden birisinin kendi çıkarları doğrultusunda tutum değiştirmesi olduğunu kaydetti. Gülistan, “Aslında ilkeleri olmayan bir siyaset tarzında kendileri için amaç edinmiş olmaları. Ya da böyle siyaset yapmış olmaları. Sayın Öcalan’ın Kürt sorunun demokratikleşmesi için amaç edinmesi ve hatta Ortadoğu’nun demokratikleşmesine atfettiği önem onun için emek sarf etmesi, ilerletmek için çözüm geliştirmesi ve Sayın Öcalan’ın ‘ben devlet ile barış aklı oluşturuyorumu’ ifade etmiş olmasına karşılık AKP hükümeti, Kürt sorunun yakıcı sorunlardan kaynaklı Kürtlerin barışa olan umudunu kullanan ve istismar eden bu anlamıyla da kendi çıkarları için kullanan bir yerde duruyor” diye belirtti.   ‘Sayın Öcalan dirayetli bir şekilde tutumunu ortaya koydu’   Çözüm sürecinde Paris’te Kürt siyasetçiler Sakine Cansız, Leyle Şaylemaz ve Fidan Doğan’ın katledilmesine de değinen Gülistan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sayın Öcalan 9 Ocak’ta Paris’te katledildiğinde barış masasını devirmedi. O durum en büyük provokasyonlardan, barış masasına dönük en dönük en büyük müdahaleydi. Başka müdahaleler olmasına rağmen Sayın Öcalan her seferinde barış sürecini ilerletmek ve Kürt sorununu çözmek için dirayetli bir şekilde tutum koydu. Bu sorunun demokratik olarak çözülmesi gerekir, bu noktayız diye ısrar etti. Ne yazık ki bu çaba ve ısrarı yok sayan, buna karşılık iktidarı için çatışmayı yol haritası belirleyen bir AKP iktidarı var. Ağrı Diyadin’de yaşanan olaylar, 5 Haziran Diyarbakır mitingine dönük saldırılar, 22 Temmuz’da Suruç’ta gençlere dönük DAİŞ katliamı, parti binalarımızın bombalanması ve 10 Ekim Ankara Gar katliamının tamamını üst üste koyduğumuz zaman hızlı bir şekilde süreci geriletmek için, barış aklını geriletmek ve yok etmek için düğmeye basıldığını açık ve net görüyoruz.”   ‘Derin devlet Kürt sorunun çözümsüzlüğünde uzlaşıya vardı’   AKP’nin 2014 tarihinde MGK tarafından devreye konulan “çöktürme planı” ile çözüm sürecini bozmayı aklına koyduğuna vurgu yapan Gülistan, “7 Haziran bu anlamıyla çok tarihi bir andır. İktidarı tek başına kaybedince HDP ve HDP’nin etrafından kenetlenen milyonlar ve yüzde 13’ün üzerinde meclise girerek orayı gerçekten demokratik bir meclise dönüştürmek için hamle yaptığından bunun kendisi için büyük bir tehdit olarak gördü. Buradan sadece AKP iktidarı değil, devletin derin güçleri kırmızı bir alarma geçtiler. Yeniden Kürt sorunun çözümsüzlüğü üzerinden, Kürt halkının iradesinin yok edilmesi üzerinden ve demokratik Kürt siyasetinin tasfiye edilmesi üzerinden bir uzlaşıya vardılar.    ‘Tarihi bir kayıp oldu’   Bu uzlaşının temel paydasının Kürt nefreti ve Kürtlerin haklarına gasp etmek üzerine olduğuna dikkat çeken Gülistan, “ Çözümsüzlükten, kandan ve gözyaşından beslenen bir AKP iktidarı olduğunu ve 2015 sürecinden bu yana çözümsüzlükte sistematik olarak ısrar ettiğini katmerli bir şekilde sürdürüyor. Bugün parti kapatma davasıyla, Kobanê kumpas davaları ile belediyelerimize kayyım atanmalarıyla 10 bin üzerinden arkadaşımız siyasi rehine olarak cezaevinde. Bütün bunların nedeni ülkede Kürtler, Aleviler olarak demokratik siyasete ısrar etmemiz, Kürt sorunun barışçıl ve demokratik çözüm istememiz. Dolmabahçe Mutabakatı Türkiye açısından tarihi bir kayıp oldu. Bir şans AKP ve derin güçler eliyle heba edildi” sözlerini kullandı.