Adliye önünde 5 mevsim 417 gün 2022-04-29 09:07:23     Beritan Canözer   HABER MERKEZİ - Hepimiz “Adalet” mücadelesiyle tanıdık onu. Katledilen iki oğlu ve eşi ile tutuklanan oğlu Fadıl için Urfa Adliyesi önünde “Ez edaletê dixwazim/Adalet istiyorum” haykırışları yerle göğü inletirken kazındı hafızalarımıza Emine anne.    5 mevsim, 417 gündür direniyor. Her gün bıkmadan, usanmadan Suruç’taki evinden çıkıp, tüm sağlık sorunlarına rağmen 42 kilometre yol gelerek Adliye önünde bulunan beton blokların önüne oturuyor. Bütün gün, karanlık basana kadar “Adalet” diye haykırıyor Emine Şenyaşar.    2 Nisan 1956 tarihinde Urfa’nın Suruç ilçesine bağlı Aşme (Eşme) köyünde dünyaya gelen Emine Şenyaşar’ın çocukluğu, 7 öz, 8 de üvey olmak üzere 15 kardeşiyle birlikte doğduğu Aşme’de geçti.    Şedadî Aşireti’ne mensup ve babası tüccar olan Emine, o yıllarda köylerinde okul olmaması ve kız çocuklarının okutulmaması nedeniyle eğitim alamaz. Okula gitmesi gereken küçük yaşlarında, pamuk tarlalarında çalışmak zorunda bırakılır. Tarlaları hem oyun alanına çeviren hem de çalışan Emine, babasının Suruç’ta cezaevine girmesi ile ilk kez köyün dışına çıkar ve farklı bir yaşama tanıklık eder. 20 yaşına geldiğinde ise abisinin yapacağı evliliğe karşı berdel verilir ve evliliğe zorlanır. İki köy arasında duran araçtan indirilerek karşıdan gelen araca bindirilen Emine, evlendirildiği Hacı Esvet Şenyaşar’ı da ilk kez o gün görür.    Kızının yerine koydu torunu Rojda’yı   “Biz hayat görmedik” diyen Emine, evlendirildikten sonra Suruç’a yerleşir ve eşi Hacı Esvet’in ailesiyle birlikte yaşamaya başlar. Evliliğinden 4 yıl sonra ise eşinin köyü olan Tûxût’a (Tümsekli) yerleşir. Sonrası mı? Sonrası da bildiğimiz, binlerce kadından tanık olduğumuz bir yaşam. 7 çocuk dünyaya getiren Emine, “ilk göz ağrım” dediği Zeyde’yi 25 yaşında kanser hastalığı nedeniyle kaybeder. Evli olan Zeyde, o süreçte 3 yaşında olan kızı Rojda’yı ise ölmeden önce annesi Emine’ye emanet eder. Emine de Rojda’yı kızının yerine koyar ve tüm sorumluluğunu üstlenir.    1990’lı yılların başında köyden Suruç’a taşınan aile, burada ticaretle uğraşır. Baba Hacı Esvet Kıbrıs’a çalışmaya gider. Büyük oğulları Celal, bir dükkanda çıraklık yapmaya başlar. 10 yıl bu dükkanda çalışan Celal daha sonra ise bu iş yerinin devrini alır ve aile dükkanı olarak işletilmeye başlar.    Seçim çalışmasında 3 can aldılar   Suruç’ta binlerce yurtsever ve politik duruşa sahip aileden biridir Şenyaşar ailesi de… Kendilerini bildik bileli Kürt olmanın bilinciyle yaşar, haksızlıklara ve Kürtlere dönük zulme karşı hep sözlerini söylerler.    14 Haziran 2018 tarihinde, AKP’li İbrahim Halil Yıldız ve korumaları ile akrabaları seçim çalışması kapsamında yaptığı esnaf ziyareti sırasında Şenyaşar ailesinin dükkanına girer. Dükkanda bulunan Celal ile Adil, seçimde AKP’yi desteklemeyeceklerini söylemeleri üzerine ise tartışma başlar ve AKP’li Halil Yıldız’ın korumaları ve akrabaları Celal ile Adil’e saldırır. Saldırıda AKP’lilerin kullandığı ateşli silah sonucunda Celal’e 6 kurşun isabet eder. Adil de Celal de hem vücutlarına isabet eden kurşunlar hem de aldıkları ağır darbeler sonucunda yaşamını yitirir. HDP Suruç ilçe binasında olduğu sırada çocuklarının saldırıya uğradığını ve hastaneye kaldırıldığını öğrenen baba Hacı Esvet de hastaneye koşar ancak burada da AKP’lilerin saldırıları sürer ve Hacı Esvet de onlarca kişinin gözü önünde linç edilerek katledilir.    Emine annenin adalet mücadelesi…   İşte böyle başlıyor Emine annenin direnişinin ve adalet mücadelesinin hikayesi… Ailesinden 3 kişiyi kaybetmenin yasını dahi tutmadı Emine Şenyaşar. Çünkü diğer oğlu Fadıl da, saldırganlardan bir kişiyi öldürdüğü gerekçesiyle tutuklandı.    4 yıldır bıkmadan usanmadan adalet istiyor Emine. “Ölen çocuklarım için, ölen eşim için, tutuklanan oğlum için Adalet istiyorum” diyor.    Emine anneyi evinde ziyaret etmek üzere Suruç’a gittik. Diyarbakır’dan Suruç’a kadar, evin kapısına geldiğimiz ve zile bastığımız ana kadar ne diyeceğimizi, anneye neler soracağımızı, acısını deşmeden nasıl konuşacağımızı düşündük durduk. Sonunda geldik, zile bastık, kapıyı Emine anne açtı. Durgun, kırgın, soluk bir yüz ifadesiyle karşıladı bizi. “Merhaba” dedik, “Merhaba, hoş geldiniz” dedi ve içeri davet etti. Biz henüz içeri girerken, “4 yıldır, tam 4 yıldır adalet bekliyorum. Oğlumu bıraksınlar diye bağırıyorum. Ailemi katlettiler…” sözleriyle daha biz bir şey sormadan içindekileri dökmeye başladı. Çünkü ancak bu şekilde ferahlıyor kalbi. Ancak bu şekilde rahatlayabiliyor. Anlatmaktan başka ne gelir ki elinden? Hem “acı paylaştıkça azalır” derler ya, Emine anne de “belki acım azalır” düşüncesiyle anlatıyor içindekileri.    “Uyku yok bana, dinlenmek yok, oturup bir sohbet etmek kalmadı bana” diyor Emine anne. “Ölenleri geri getiremiyorum bari Fadıl’ımı bıraksınlar” diye söyleniyor kısık bir sesle.    42 kilometre    Evde uzun uzun sohbet ediyoruz. Ardından Ferit geliyor ve birlikte Urfa’ya Adliye binası önüne gitmek için yola koyuluyoruz. Emine anne yavaş ve ağır adımlarla yürüyor. Bacakları ve beli ağrıyormuş. Buna rağmen 42 kilometre yol gidip geliyor her gün. Yetmiyor tüm gün Adliye önünde mücadelesini sürdürüyor.   Çıkıyoruz evden, Emine anne önde biz arkasından merdivenleri ağır ağır iniyoruz. Sonra çıkıyoruz apartmandan ve o her zamanki gibi kapının önünde bekleyen aracına biniyor. Arabada duran bir poşeti eline alıp bana gösteriyor, içi ilaç kutularıyla dolu. “Bu zulüm değil mi? Beni neden duymuyorlar” diye soruyor. Sonra 42 kilometrelik yol başlıyor. Ferit önde, anne arkada oturuyor. Ferit radyodan sanatçılar Rotinda ile Kasım Taşdoğan’ın ailenin nöbetine armağan ettiği “Xem Neke” şarkısını açıyor. Anne yol boyunca uzun uzun dalıyor, düşünüyor, bazen uyuyakalıyor, sonra birden gelen bir irkilmeyle gözünü açıyor, bize bakıyor, sonra tekrar yola dalıyor…   Zamanı adalet için durdurduk!   Ferit aracı kullandığı için arada sohbet ediyoruz. 4 yıldır yaşadıklarını anlatıyor, ses tonu hem umutlu hem de yorgun. “Biz zamanı adalet için durdurduk” diyor eylemlerini anlatırken. 1 yıldan uzun bir süredir Urfa’da hayat durmuş ve herkes sadece Adalet Nöbeti’ni konuşuyor. Emine ve Ferit, aslında yetkililer dışında herkese, her kesime sesini duyurmayı başardı.   Yol bitiyor, Urfa Adliyesi’nin 25 metre uzağına aracı park ediyoruz. Emine anne araçta üstünde “Adalet istiyorum” ve “Şenyaşar ailesi için adalet herkes için adalet” yazılı önlüğünü giyiyor. Araçtan iniyor, Adliye’ye doğru yürümeye başlıyor. “Vazgeçmeyeceğim, onlar vazgeçerim diye bekliyor ama vazgeçmeyeceğim her gün geleceğim” diyor.  Adliye’nin önü oldukça kalabalık, herkes bir işi için gelmiş belli ki… Emine anne merdivenlere çıkıyor. Nefes dahi almadan haykırmaya başlıyor: “Duyun artık sesimizi, çocuklarımı katlettiler, çocuklarımın babasını katlettiler. Bizi perişan ettiler, hayatımızı kararttılar. Erdoğan neden duymuyor sesimizi? Onların evladı yok mu? Benim yaşadıklarımı yaşamadan ölmesinler. Siz de sessiz kalmayın, yanımızda olun. Bu zulme sessiz kalmayın.” Herkes pür dikkat anneyi dinliyor, yüzlerinde derin bir hüzün ve çaresizlik beliriyor.    Bu haykırışları da polislerin müdahalesi bölüyor. “Binanın önünde durmanız yasak, çekim yapamazsınız” diyor bize. “Kamu binası imiş.” Kamu binasında, kamuya yani halka hizmet edilmesi gerekirken, bu kamu binasına yani adı Adliye olan, özünde “Adalet” dağıtılması gerekilen bu binada göz göre göre bir annenin acısı deşiliyordu her gün…   ‘Beni Fadıl’ıma kavuştur’   Binadan uzaklaşıyoruz. Adliyenin dışına çıkarılıyoruz. Emine ve Ferit bir süre daha yerinden ayrılmıyor. Ardından onlar da kalkıyor. Anneyle dayanışmaya gelenler oluyor, onlarla sohbet ediyorlar, anne tüm süreci baştan anlatıyor her gelene. Her gelene ne yaşadıklarını tek tek, hiç detay atlamadan anlatıyor. Sanki kalbi de, aklı da sadece o ana kitlenmiş gibi. Sonra misafirleri gidiyor ve Emine Urfa Barosu’nda bulunan Mescit’e namaz kılmak için gidiyor. Biz de peşinden gidiyoruz. Burada abdest alıyor, abdest alırken bize aklındakileri anlatıyor, biz hem dinliyoruz hem de her hareketini neredeyse gözümüzü dahi kırpmadan izliyoruz. Namaz kılmaya başlıyor, sonra bitiriyor. Seccadeyi ucundan katlıyor, elleri açıyor ve “Allah’ım sen acımı görüyorsun, sen beni Fadıl’ıma kavuştur. Sen bize zulüm edenlerin yanına bırakma” diye dua ediyor.    Duası bitiyor: “Her gün böyle mi geçiyor” diye soruyorum, “Evet, her gün böyle. Sabah geliyoruz, Adliye’nin önüne gidiyoruz, sonra ziyarete gelenler oluyor, sonra ben namaz kılmak için buraya geliyorum, namaz bitiyor, biraz dinleniyorum sonra yine Adliye’nin önüne gidiyorum” diye anlatıyor. Şaşırıyoruz, bir yandan da gururlanıyoruz. 67 yaşında bir kadın, 4 yıldır mücadele ediyor, yetmiyor 1 yıl 2 aydır durmadan, aynı saatte, aynı yolu her gün geliyor ve gün içinde bir “of” bile demeden, umudunu beş saniyeliğine dahi kaybetmeden “Adalet” diye sesleniyor.    Bomboş duvara bakıyor, dalıyor, sonra birden söze giriyor: “Celalle Adil için kazılan mezarların yanına bir mezar daha kazdılar, sonra anladık ki o mezar da eşim Hacı Esvet için kazılmış, onu da katletmişler.”    ‘Fadıl’ım bırakılınca taziye kuracağız’ 11 kişinin gözaltına alınması, ardından da 4 kişinin tutuklanmasını soruyoruz. “Ne hissettin, biraz hafifledi mi acın” diye soruyoruz. O ise “Bu zaten olması gerekendi. Bu benim direnişimi bitiremez. 4 kişi nedir ki? Sayıları daha fazlaydı. Yeter korumasınlar onları artık. Ben oğlum Fadıl bırakılsın diye oturdum Adliye’nin önünde ve oğlum bırakılana kadar da burada oturmaya devam edeceğim. Biz taziye bile kurmadık. Adalet gelince, Fadıl’ım bırakılınca taziyemizi kuracağız. O zaman oturup yasımızı tutacağız. Evde torunlarımı görünce, çocuklarımın fotoğraflarını görünce ağlıyorum. Bu acıyı bana yaşatmaya ne hakları var diye” öfkesini ve kararlılığını dillendiriyor.     Adalet gelmeden vazgeçmeyelim   Mescit’ten çıkıyor, nöbet yerine gidiyor. Burada uzun süre oturuyor Ferit’le birlikte. Gelenler oluyor, anneyi ve Ferit’i ziyaret edenler oluyor. Emine anne destek ve dayanışma ziyaretleri için teşekkür ederek, “Adalet mücadelemiz tüm dünyada duyuldu sadece Erdoğan ve onun yanındakiler duymadı, duymak istemiyor. Kadınlardan çok destek aldım. Benim gibi çocuklarını kaybetmiş onlarca anne gelip benimle burada nöbet tuttu. Başka şehirlerde nöbete başlayanlar oldu. Vazgeçmesinler. Adalet gelmeden vazgeçmeyelim” diyor.    ‘Zulüm bitmeden içim soğumaz’   Güneş battı artık… İftar için “Adalet Sofrası” kuruluyor. Adalet Sofrası’nın misafirleri geliyor, iftar yapılıyor. İftardan sonra yine konuşma fırsatımız oluyor. Ferit, “Annemi 4 yıldır hiç gülümserken görmedim” diyor. Emine annenin sağlığından çok endişe ediyor Ferit. Sürekli gözünü üstünde. Bazen Emine anneyi almadan geliyor Adliye önüne. “Hasta olmasına rağmen gelmek istiyor, diretiyor. Ama bir şey olacak ona diye getirmiyor, bazen dinlensin diye evde bırakıyorum” diye anlatıyor.    Sonra Emine anneye yaklaşıyoruz yine. Misafirleriyle oturuyor, süreci anlatıyor. “Ne olursa olsun buradan ayrılmayacağım. 10 yıl da sürse 10 yıl burada oturacağım. Adalet gelmeden, bize bu acıyı yaşatanlar aynı acıyı yaşamadan içim soğumayacak. Bu zulüm bitmeden, benim içim soğumaz” diyor.    Saat 20.13… Adliye önünden ayrılmak için ayaklanıyorlar. 10 saat süren nöbetin ardından tüm inançları ve umutlarıyla, yanlarında olanlarla hatırlaşıyorlar ve araçlarına binip, gidiyorlar.    Tüm saldırılara, baskılara, aldığı cezalara, hakkında açılan davalara, sağlık sorunlarına rağmen, “Vazgeçmeyeceğim” diyor. Adaletin simgesi teraziydi ancak Emine Şenyaşar adaletin tüm dengelerini bozdu ve adaletin simgesi oldu. “Adalet” denince artık terazi ya da adliye binaları değil, Emine Şenyaşar geliyor herkesin aklına…Urfa tamı tamına 417 gündür bir kadının direnişine ve kararlılığına sahne oluyor. Zamanı adalet için durduran Ferit ve Emine hepimize 417 günden, binlerce saat ve yüz binlerce dakikadan bir ok gibi süzülen ve ağızdan bir saniyede dökülen “Adalet”i haykırıyor.    Kamera-Fotoğraf: Habibe Eren