Cumartesi Anneleri dosyaları zaman aşımına bırakılan öğrencileri sordu 2022-04-30 13:29:17     İSTANBUL- Cumartesi Anneleri 892’nci haftalarında, gözaltında kaybedilen ve son sözleri “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” olan üniversite öğrencilerinin akıbetini sordu.     Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 892’nci hafta eylemlerini pandemi koşulları nedeniyle dijital medya hesaplarından basın açıklaması yaparak gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde, 4 Mayıs 1992 tarihinde İstanbul Fındıkzade’de gözaltına alınıp kaybedilen Hüsamettin Yaman ve Soner Gül anıldı.   İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisi Hüsamettin Yaman ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi Soner Gül, Fındıkzade’de bir otobüs durağında 4 Mayıs 1992 tarihinde gözaltına alındı ve kaybedildi. 30 yıldır gözaltına alındıkları kabul edilmedi, dosyaları takipsizlik ile kapatıldı. Ailelerinin, Af Örgütü ve İnsan Hakları Derneği’nin bütün girişimleri sonuçsuz bırakıldı.   Tek haber failler üzerinden   Eylemde ilk olarak Hüsamettin Yaman’ın abisi Feyyaz Yaman konuştu. Feyyaz, kardeşinden ve Soner Gül’den gözaltına alındıkları tarihten bu yana hiçbir haber alınamadığını ve alınan tek haberin failler üzerinden olduğunu söyledi. Aldıkları bu habere göre ise Ayhan Çark’ının, bir inşaatta Hüsamettin’i ve Soner’i ekip otosuna aldırdığını, ellerini ve gözlerini bağlayıp; Silivri yolunda açık bir araziye götürüldüklerini ve orada infaz ettikleri yönünde olduğunu söyledi.   Kardeşinin bulunması için yaptıkları tüm hukuki girişimlerin sonuçsuz kaldığını paylaşan Feyyaz, “Ne yazık ki bu coğrafyada hala devam eden ve giderek büyüyen bir yarılmanın içerisindeyiz. Bu hukuksuzluğu gidermek için elimizden geleni yapmaya, aynı kararlılıkla devam etmeye aramızda söz vermiş durumdayız” ifadelerini kullandı.   Etkin soruşturma yürütülmüyor   Basın metnini İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi Kayıplar Komisyonu avukatlarından Derya Yıldırım okudu. Derya, Türkiye’de, gözaltı kayıp dosyalarının etkin bir soruşturma yürütülmeden zamanaşımına terk edildiğine dikkat çekerek, “Uluslararası hukukun gereği olarak devletler, bir gözaltında kaybetme olayı karşısında, kayıp vakasının tam olarak nasıl gerçekleştiğine ilişkin maddi gerçeği açığa çıkarmak, kaybın bulunduğu yeri tespit etmek, failleri yargılamak ve cezalandırmak amacıyla etkili soruşturma yürütmek zorundadır. Kayıp kişi bulununcaya, akıbeti açığa çıkartılıncaya kadar devletin soruşturma yükümlülüğü devam eder. Bu nedenle soruşturmayı yürüten yetkililer,  zamanaşımı, af gibi uygulamaları devreye sokamaz” hatırlatması yaptı.   Adalet ve vicdanın kaybı   Hüsamettin Yaman ve Soner Gül dosyasına dikkat çeken Derya, “Bizim itirazımız yalnızca sevdiklerimizin bedensel kaybına değil, ülkemizde hukuk devletinin, adaletin ve vicdanın da kaybına dairdir” dedi. Derya, Hüsamettin Yaman’ın 2 Mayıs 1992 Cumartesi günü evden çıktığını, 4 Mayıs Pazartesi günü abisi Feyyaz’ı işyeri telefonundan arayan bir kişinin "Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz. Bir an önce emniyete başvurun" dediğini aktardı.   Gözaltına alındıkları kabul edilmedi   Ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne başvuran Feyyaz’ın dönemin TEM Şube Müdürü Reşat Altay ile görüştüğünü ve Reşat Altay’ın  "Biz yapsak, köprünün altına bırakırız, haber de veririz ama bizimle ilgisi yok" dediğini belirtti. Ailelerinin İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve devletin ilgili tüm kurumlarına başvurduğunu söyleyen Derya, “Aileler, İnsan Hakları Derneği ve Uluslararası Af Örgütü girişimlerde bulundu. Ancak Hüsamettin ve Soner’in gözaltına alındığı kabul edilmedi. Başvurularını sürdüren Yaman Ailesi 2 yıl boyunca polis takibinde tutuldu” dedi.    Son sözleri ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ oldu   19 Aralık 2011 tarihinde özel harekat polisi Ayhan Çarkın'ın infazlar ve kayıplarla ilgili itiraflarının basına yansıdığına ve Ayhan Çarkın’ın itirafların bir bölümünde Hüsamettin ve Soner için  “Kafalarına birer kurşun sıkmak suretiyle öldürdük. Çerkezköy kırsalına gömdük. Ölürken son sözleri ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ oldu” dediğini aktardı. Derya, “Bunun üzerine aile avukatları yeniden suç duyurusunda bulundu. Ayhan Çarkın'ın ifadelerine rağmen devlet, suçu etkin bir biçimde soruşturma ve faillere karşı dava açma yükümlülüğünü yerine getirmedi. Ankara-İstanbul arasında gidip gelen dosya zamanaşımına sürüklenerek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla kapatıldı” sözlerini dile getirdi.   ‘Dosya açık tutulmalıdır’   “Uluslararası hukuka göre, gözaltında kaybetme suçuna yönelik soruşturmaların sadece zamanaşımı nedeniyle kapatılması etkili soruşturma yükümlülüğünün ve yaşam hakkının ihlali demektir” diyen Derya, etkili hukuk yollarının fiilen işlemediği koşullarda tüm gözaltında kaybetme dosyalarındaki zamanaşımı kararlarının kaldırılması gerektiğine dikkat çekti. “Hüsamettin Yaman ve Soner Gül dosyası yeniden açılmalı, evrensel hukukun gereğine uygun hüküm kuruluncaya kadar dosya açık tutulmalıdır” diye ekledi.   ‘Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz’   Derya basın metnini şu sözlerle sonlandırdı: “Kaç yıl geçerse geçsin Hüsamettin Yaman ve Soner Gül için, tüm kayıplarımız  için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 193 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”