‘Birlikte değiştireceğiz’ buluşmasında ortak mücadele vurgusu 2022-05-28 17:27:21     İZMİR - “ Birlikte değiştireceğiz” buluşmasında bir araya gelen farklı çevreden siyasetçiler, akademisyenler, yurttaşlar ve temsilciler faşizme karşı ortak mücadeleyi konuştu.   Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İzmir İl Örgütü, “Demokrasi ittifakı ile birlikte değişir birlikte değiştireceğiz” buluşması gerçekleştirdi. Tepekule Kongre Merkezi’nde düzenlenen buluşmanın moderatörlüğünü, avukat Arif Ali Cangı gerçekleştirdi. Buluşmaya, akademisyen Nilgün Toker, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Yeşil Sol Parti MYK üyesi Ahmet Asena’nın katılımıyla panel düzenlendi. Ardından ise farklı siyasi çevrelerden temsilcilerin de katılımıyla forum gerçekleştirildi.    Buluşma, Yeşil Sol Parti Eş Genel Sözcüsü Ayşe Erdem ile Yeşil Sol Parti İzmir İl Eşsözcüsü Hüseyin Çağlar’ın açılış konuşmasıyla başladı.    ‘Düşünce alanında da kriz yaşanıyor’   Buluşmada konuşan akademisyen Nilgün Toker, her alanda yaşanan krizin, bu krizi açıklamakla yükümlü olan düşüncenin de krizi olduğunu belirtti. Nilgün, dünyanın kötüyken daha kötüye, Türkiye’nin de daha kötüye gittiğini ifade ederek, “Pandemi sürecinde ağır insanlık krizi yaşanırken şimdi ağır bir adalet krizi yaşanıyor. Her türlü yaşam alanında yaşam öznesini mağdur edecek adalet krizi yaşanıyor. Eşitsizlikleri derinleştiren yeni eşitsizlikler üreten bir yapıyla karşı karşıyayız” diye kaydetti.    ‘Şimdi kimse yurttaş değil’   19 ve 20’nci yüzyıllarda sınıf ve farklılıkların tanınması, mücadelelerinin modern devlete ‘hukuk devleti’ elbisesi giydirdiğini, ancak neoliberalizmin bugün bu elbiseyi soyduğunu söyleyen Nilgün, “Geriye kalan devletin değiştiğini kabul etmemiz lazım. Sosyalistler, demokratik siyaset peşinde olanlar ortaklık ilkesine dayandırıyordu. Bu da yurttaştı. Homojen bir yurttaştı. Herkes yurttaş kapsamına girmiyordu. Şimdi kimse yurttaş değil” şeklinde belirtti.   Neoliberalizmde özgürlük ve eşitlik kavramlarının ‘serbestlik’ ilkesine dayandığını ifade eden Nilgün, kimin serbest olduğu kararının ise güç tarafından belirlendiğini dile getirdi. Bunun diktatörlüğe tekabül ettiğine işaret eden Nilgün, “Bu yeni devlet soyut hak eşitliğini de reddetti. Eşitsizlikleri görünür kılmayla çalışıyor üstelik. Toplum egemenler ilişkisi beklenti yaratan ve bekleyen ilişkisine dönüştü. Yeni rejimlerin karakterini faşizmle açıklamak gerekir. Ben bugün belirsizlikle tanımlıyorum tüm tanımlar silikleşiyor. Neyi hak edip etmediğinizin ne olduğunuzun bugünden yarına değişenin kadiri mutlak bir güç tarafından belirleniyor” sözlerini kullandı.   ‘Eşitlik ilkesi peşindeyiz’   İktidarın eşitsizliklerle seçmeni değil, gücünü konsolide eden bir yapısı olduğunu söyleyen Nilgün, yeni devlet ve iktidarın ödeş olduğunu kaydetti. Devletin eşitlik ilkesine dayandığını, ilkesini yitirdiğini belirten Nilgün, “Tek tipçiliği dayatırken çokluğun dayatıldığı bir ortam da var. Çokluk ve çeşitlilik tarafından dağılan aşırı heterojen diyebileceğimiz bir duru. Homojen olmayan tüm farklılıkları tanıyan bir eşitlik ilkesi peşindeyiz. Tüm farklılıklarla müşterekliğin ilkesini bilmiyoruz. Öznesinin ne olacağı konusunda yurttaş kavramının yeniden merkeze alınması gerektiğini söylüyorum” ifadelerini kullandı.    ‘Hak siyaseti geliştirilmeli’   İnsanlığın kendi yıkıcılığıyla doğaya dönük adaletsizliğe dikkat çeken Nilgün, 2. Dünya Savaşı sonrasında oluşan neoliberal ittifakın neredeyse kapitalizme entegre olmayan devlet bırakmadığını dile getirdi. Kapitalist yeni bir ittifakın da olmadığını, ancak dünyanın her yerinin el konulup kazanılabilecek bir yer haline geldiğini vurgulayan Nilgün, “Sağ ittifaklar yoksullukla geliyor. Yoksulluğun işaret ettiği kavram adalettir göçmen kavramında olduğu gibi. Demokrasi kavramını hangi değerler üzerinde kuracağımızı yeniden konuşmamız gerekiyor. Bu ilkeleri bilmiyor değiliz. Nasıl paylaşılacağı da herkesin değerinin, hakkının tanınması. Bun hak siyaseti diyorum. Her türlü hak alanının ortak bir adalet ilkesi uyarınca ortaklaşması diyorum. En geniş hak alanının talep alanını açacak bir şekilde ilişkilenmesinden bahsediyorum ve bunu herkes ile konuşabilir olmamız lazım” diye konuştu.    ‘Ortak hedeflerde birleşilmeli’   Yeşil Sol Parti MYK Üyesi Ahmet Asena, birlikte mücadelenin sağlanması için ortak hedeflerde birleşilmesi gerektiğini ifade ederek insanlara yoksulluğu meşru hale getiren neoliberal sistemin değiştirilmesi gerektiğini dile getirdi.    ‘Yargı iktidarın silahına dönüştü   Ardından söz alan Meral Danış Beştaş ise, devletin yönetememe krizi içinde olmadığını, baskı ve krizlerle yönettiğini, kendi yol haritasına göre adım adım ilerlediğini belirtti. Meral, iktidarın kuvvetler ayrılığını tamamen bıraktığını hatırlatarak, “Bu süreçte en çok muhalefete, toplumsal kesimlere karşı kullanılan silah yargı. Tamamen iktidarın istediğini söylemeyenlere yönelik baskı aracı olarak kullanılıyor. Bunu saha çalışmalarımızda da görüyoruz” diye kaydetti.    ‘Türkiye içerde ve dışarıdaki savaşlarını tartıştırmıyor’   Yargının muhalefete karşı kullanıldığını, başta İçişleri Bakanı’nın suçu organize ettiğini ifade eden Meral, şunları söyledi: “İçerde dışarda Kürt düşmanlığı üzerinde savaşı tırmandırdığı aşikar. Türkiye bunu tartışamıyor tartıştırılmıyor. Türkiye içerde yarattığı kutuplaşmayı ve Kürt halkının dostlarına düşmanlığı küresel hale getirmeye çalışıyor. NATO vetosu Kuzey Suriye’ye yönelik tehdidi bununla bağlantılı. Çok da akıllı bulmuyorum. İsveç’in milletvekilini iade edin diyor. Ama dikkat çekmek gereken şey Finlandiya ve İsveç’in bunu görüşmeye zorunlu kılınması. Orada birçok akademisyen ve siyasetçi var. Cumhur İttifakı’nın neleri ön gördüğünü görmek açısından önemli.”   ‘Süreç ortak mücadeleyi dayatıyor’   Seçim sathı mahalline girildiğini dile getiren Meral, “Önce birbirimizle konuşacağız. AKP-MHP belasını tek başımıza gönderemeyiz. HDP de ana muhalefet de gönderemiyor. Mücadele zeminini güçlendiren ortak mücadele hattını büyütmenin yolunu bulmamız gerekir. Farklı ideolojik yaklaşımlarımız olabilir ama HDP ilkelerinde ortaklaşmışız. Demokrasi ittifakı dediğimiz mesele bunun büyümesi meselesi. Bizim daha hızlı hareket etmemiz lazım. Süreç birlikte mücadele etmeyi dayatıyor” ifadelerine yer verdi.   ‘Kendimizle yüzleşmeliyiz’   Meral devamında şu sözlere yer verdi: “Gezi davasını konuşanlar, Kobanê’yi aynı düzeyde konuşursa bu ülke o düzeye ulaşmış demektir. Kobanê de Gezi’de başka bir dünya isteyenlerin mücadelesiydi. Sanki Gezi’ye Kürtler gitmemiş. Ya da bütün dünya Kobanê’de IŞİD’e karşıydı. Uluslararası koalisyon güçleri bile Kobanê’yi görürken İstanbul’u görmüyor, gündeminde değil. Kobanê davasında HDP’li eşbaşkanlarımız ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyor. Gezi de Türkiye sol muhalefetine Kobanê’de Kürt özgürlük mücadelesine mesaj veriliyor. Mücadele ortaklığını büyütmemiz gerekiyor. Kendimizle yüzleşmemiz lazım.”    ‘Bu rejimi değiştirebiliriz’   HDP’nin Kürt partisi olduğu algısı ve iktidarın Kürtlere karşı ayrımcı söylemlerinden Türk sosyalistlerin de etkilendiğine dikkat çeken Meral, “Biz kimlikler, diller ve inançları silikleştirerek nötr yaklaşımla devam etmeliyiz. Gerçek bir demokrasi etrafında birleşirsek bu rejimi değiştirebiliriz” dedi.    Ortak mücadele vurgusu    Savaşın Türkiye’nin en temel problemi olduğunu ve bütün sorunların buradan türediğini ifade eden Meral son olarak şu şekilde konuştu: “Irak Kürdistan Bölgesi’nde operasyon yapıyor. Neden seçime giderken bu hamasete ihtiyacı var. Muhalefetin buna karşı çıkması halinde siz terörsünüz gibi dil kurmaya ihtiyacı var. Belirli muhalefet dışında savaşa karşı çıkan az. Suriye’de Arap kemeri oluşturma çabası var. Bu sınır ötesi operasyona cevap verebilirsek, halkların faydasına değil dersek başarabiliriz. Benim ekmek paramı neden S-400’lere pazarlıyorsun’u sorgulamak gerekir. Her gün asker cenazesi geliyor. Neden gelsin? Kürt gençlerin cenazesinin alınmasına yıkanmasına bile izin verilmiyor. Her birimiz kendi mahallemizdeki sorunlarla kendimizi sınırlandırmadan ortak mücadele yürütmeliyiz.”