‘Tecrit Siyasetine Karşı Barış Hakkı’: Kürt halkı Sayın Öcalan’dan vazgeçmeyecek 2022-05-28 17:33:39     İSTANBUL - ÖHD, İHD ve TOHAV öncülüğünde gerçekleştirilen “Tecrit Siyasetine Karşı Barış Hakkı” konferansında, “Kürt siyaseti, demokrasisi ve halkı asla Sayın Öcalan’dan vazgeçmeyecek. Çözümü getirecek olan elbette Sayın Öcalan’dır” mesajı verildi.   Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Toplum Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) öncülüğünde İstanbul Taksim'de bulunan Elit World Otel’de gerçekleştirilen “Tecrit Siyasetine Karşı Barış Hakkı” konulu konferans sona erdi. “Tecrit Siyasetine Karşı Barış Hakkı Konferansı” pankartının asıldığı konferansa, çok sayıda hukukçu, siyasetçi, Sivil Toplum Örgütleri (STÖ) ve insan hakları savunucuları katıldı.   Konferansta, Asrın Hukuk Bürosu avukatları, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, İstanbul İl Eşbaşkanları ile milletvekilleri, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüleri, Demoktatik Bölgeler Partisi (DBP) Marmara Eşsözcüleri, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) üyeleri, Anadolu Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ANYAKAY-DER), Marmara Tutuklu Ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma Derneği (MATUHAYDER) yöneticileri, Barış Anneleri İnisiyatifi üyeleri, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP), Devrimci Parti, Demokrasi İçin Birlik (DİB), Kadın Zamanı Derneği ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) temsilcileri yer aldı.   ‘Tecridi ortadan kaldıracak gücü birlikte geliştirelim’   “Tecrit, Hukuk ve Politika” temalı ilk oturumun ardından, moderatörlüğünü TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe’nin yaptığı ikinci oturum ise “Ceza İnfaz Siyaseti ve Umut Hakkı” konusuyla başladı. Kişiye özel tecridin İmralı’da Abdullah Öcalan’a uygulandığını ifade eden Ümit, “Hayatı boyunca tecritte kalan bir kadın dışarı çıktığında, ‘Başaramadılar’ demiştir. Belki de artık tırnakları yoktu, uzun mesafeye bakamıyordu ama başaramadıklarını söylüyor. İnsanlık onuru işkenceyi yenecek. Tecrit ve bu baskıcı araçları ortadan kaldıracak gücü birlikte her gün bıkmadan, usanmadan geliştirelim” çağrısını yaptı.   ‘Umut Hakkı bugün İmralı’da uygulanmıyor’   Daha sonra ÖHD Genel Sekreteri Rengin Ergül, “Ağırlaştırılmış Müebbet İnfaz Sistemi ve Umut Hakkı” konusu üzerine konuştu. Rengin, “Umut Hakkı, Türkiye’de kavramsal olarak yeni tartıştığımız ama aslında uzun zamandır süren ve Sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan bir tecrit var” dedi. 1999 yılında Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesi, yargılanması ve idam edilmek istenmesini anımsatan Rengin, “Türkiye’nin AB’ye girme süreci olan 2002 yılında Mecliste idam cezası kaldırıldı. Sayın Abdullah Öcalan’ı yok etme iradesi bugün Kürt halkı nezdinde yürütülmektedir” diye konuştu. 2002’ye kadar Türkiye’de ağırlaştırılmış tecrit kanununun olmadığını vurgulayan Rengin, “Bu, devletin cezaevinden tabut çıkartmak fantezisini ortaya çıkarıyor. ‘Öcalan2’ kararı dediğimiz ‘Umut Hakkı’ bugün İmralı’da uygulanmıyor. Sadece AİHS değil, birçok uluslararası sözleşmede ‘Umut Hakkı’ kararı var. Sokağa çıkma yasağının ilan edildiği bölgelerde yakalanan bütün Kürt gençlerine tecrit uyguladı, sivil toplumla da bir rakam paylaşmadı. Ve Sayın Abdullah Öcalan’a da ağırlaştırılmış tecrit uygulanmaya devam etti” diye belirtti.   ‘Abdullah Öcalan hepimizin sorumluluğudur’   Türkiye’nin her zaman oynadığı rolü oynadığını belirten Rengin, “Türkiye yanıltıcı davranıyor.  Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne bunu sunduk. Türkiye Eylül 2022’ye kadar bir eylem planı sunmak zorunda. Sayın Öcalan’ın özgürlüğü, ‘Umut Hakkı’, hem de ağırlaştırılmış müebbete mahkum edilenlerin sorumluluğu hepimizin sorumluluğudur. Bu konuda birlikte mücadele etmek ve bunu büyütmek gerekiyor” sözleriyle seslendi.   ‘Tek bir cezaevi dahi ayrımcılığa örnektir’   Öztürk Türkdoğan’ın “Siyasi Mahpuslara Özgü İnfaz Rejiminde Ayrımcılık Hali” başlıklı konuşmasının ardından, “OHAL Sonrasında Hapishaneler ve Hasta Mahpuslar” başlığıyla ÖHD üyesi avukat Vedat Ece anlatımlarda bulundu. “OHAL Sonrasında Hapishaneler ve Hasta Mahpuslar” konusunun tek bir cezaevi ile dahi örneklendirilebileceğini ifade eden Vedat, geçirdiği trafik kazası nedeniyle sırtında 40’a yakın platinle tekerlekli sandalyeye zorla oturabilen bir tutsağın örneğini verdi. Vedat, 9 yıl hapis cezasına maruz bırakılan tutsağın yanı sıra, Adli Tıp Kurumu’nun ağır hasta tutsaklar için “Cezaevinde kalamaz” raporu vermesine rağmen, adli tutuklular tahliye edilirken siyasi tutsakların tahliye edilmediğine dikkat çekti. PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için açlık grevine giren tutsakların ağır hasarlar gördüğünü söyleyen Vedat, doktorlar tarafından tedavi edilmediklerini ve ihlallere maruz kaldıklarını da dile getirdi. Vedat, bu süreçte Barış Anneleri’nin çocukları için verdikleri mücadele ve maruz kaldıkları işkenceye de değindi.   ‘Halkların özgürleşmesi Türkiye’nin özgürleşmesidir’   Üçüncü oturum ise “Hukuki ve Siyasi Olarak Barış Hakkı” temasıyla başladı. Bu oturumda ilk olarak söz alan Ahmet Türk, “Türkiye’de Kürt Sorununa Çözüm Girişimleri” başlıklı konu üzerine konuştu. Kürt halkının bu coğrafyada önemli bir aktör olduğu için her zaman bastırılmak istendiğine vurgu yapan Ahmet, halkların özgürleşmesinin Türkiye’nin özgürleşmesi anlamına geleceğini belirtti. Daha sonra çevrimiçi olarak konferansa katılan Sinn Fein Temsilcisi Síle Darragh da, “Kürt Sorunu ve Çatışma Çözüm Örnekleri Deneyimi” başlıklı konu üzerinden Britanya’da Cezaevi’nde H Blok’ta yaşadıkları ihlalleri anlattı. Síle, bu ihlallerin arından sokak protestolarının yapıldığını fakat Britanya hükümetinin sorunlara karşı sessiz kalmasının ardından 1980’de 7 erkek tutsağın açlık grevi eylemine başladıklarını aktardı. Daha sonra birçok kadın tutsağın da açlık grevine başladığını, üç kadının yaşamını yitirdiğini ve kazanımla sonuçlandırdıklarını ifade etti.   ‘Barışın aktörü şüphesiz Sayın Öcalan’dır’   Son olarak “Tecrit Siyasetine Karşı Barış Arayışı” üzerine konuşan HDP Van Milletvekili Tayip Temel, Abdullah Öcalan gerçeği ve Kürt siyasi hareketinin perspektifinden barış arayışları konularını ele aldı. Şu an coğrafyada konuşulması gereken en önemli şeyin barış olduğunun altını çizen Tayip, “Barış çabası içerisinde olan aktörlerden biri şüphesiz Sayın Öcalan’dır. Algı operasyonlarına rağmen, devletin savaş konseptine karşı çözüm projesini geliştiren, barış arayışını hiçbir zaman durdurmayan bir aktörden bahsediyoruz. Sayın Öcalan 1993’ten itibaren esaretle sonuçlanan sürece kadar her koşulda barışı ve Kürt sorununu müzakere, diyalog ve savaşa karşı barış atmosferine doğru girişimlerini sürdürmüştür. Bu konuda ateşkesler, devletin çok az kesimiyle bile kurulan kontağı asla geri çevirmeyen bir mücadeleyi sistematik olarak geliştirmiştir. Fakat buna karşı uygulanan temel yaklaşım suikastler, komplo ve derinleştirilmiş tecrittir” dedi.   Sayın Öcalan’dan vazgeçmeyecek   PKK Lideri’nin barış ve özgürlük temelli paradigmasında ısrarcı olduğunu vurgulayan Tayip, “Başkan Öcalan’ın girişimlerinin tümü buyken, karşısındaki rejimin, devlet aklının tercih ettiği ise resmi yaklaşımdır. Bütün bunlara rağmen Kürtlere özgürlük, demokrasi ve adalet perspektifini somut bir paradigmaya dönüştürerek bütün riskleri ve tehlikeleri göze alarak bu paradigmasında ısrarcı oldu” şeklinde konuştu. “Kürtlüğün yok edilmemiş olmasında öcünü almaktan hiçbir zaman vazgeçmedi Kemalistler” sözlerini kullanan Tayip, “Sayın Öcalan’ın barış, birlikte yaşam perspektifine sahip çıkanlar demokratlar, kadınlar, ekolojistler, siyasetçiler ve elbette ki Kürt halkının büyük bir kısmıdır. Tecridi doğru tanımlamazsak, toplumu teslim alma girişimi olduğu bilincini yaymazsak, biz yine bazı konularda eksik değerlendirmeler yapmış oluruz” değerlendirmesini yaptı.   ‘Çözümü getirecek olan Sayın Öcalan’dır’   Kürt siyaseti, demokrasisi ve halkın asla Abdullah Öcalan’dan vazgeçmeyeceğini dile getiren Tayip, “Demokratlar, ezilen kesimler, Sayın Öcalan’ın çözüm yolundan, birlikte yürüme perspektifinden vazgeçmez. Çözümü getirecek olan elbette Sayın Öcalan’dır. Bunun yolu da elbette ki tecridin kaldırılması, bağın kurulmasına imkan verilmesi ve giderek özgürlüğüne ilerlenmesi şeklindedir. Gerçek bir çözüm için Sayın Öcalan’ın özgürleşmesi mutlaka vurgulanmalı” çağrısını yaptı.   Konferans, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.