Ninova Ovası Soykırımı'nın üzerinden 8 yıl geçti 2022-08-04 09:01:02   Marta Sömek   İSTANBUL - Ninova Ovası’nda çoğunluğu Süryanilerden (Asuri-Arami-Keldani) oluşan Hıristiyanlar, 8 yıl önce DAİŞ’in saldırılarında bir kez daha soykırıma maruz kaldı. Yüzlerce Süryani soykırımda katledilirken, kadınlar ve çocuklar esir alınıp satıldı, 85 kilise yağmalanarak bombalandı, üç mezarlık kundaklandı ve 200 binden fazla Süryani çıplak ayakla zorunlu göçe maruz bırakıldı. Süryani halkının tek talebi ise Êzidî halkı ile sürdüreceği özerklik…   Bethnahrin’in (Mezopotamya) en eski, yerleşik halklarından ve İsa Peygamber’in konuştuğu dil olan Süryaniceyi kullanan ve Hıristiyanlığı kabul eden ilk halk olan Süryaniler, 1915 yılında Sayfo yani “kılıç” diye adlandırdıkları Süryani Soykırımı ile beraber yüz yıllar boyunca katliamlara, saldırılara ve zorunlu göçlere maruz bırakıldı. 1980’li yıllarda “faili meçhul” cinayetlerle topraklarından sürgün edilmeye zorlanan ve tehditlere maruz bırakılan Süryaniler, günümüze dek mülk gasplarıyla da mücadele etmek zorunda kaldı. Sayısız kez kiliseleri, mezarlıkları, manastırları tahrip edildi, ahırlara çevrildi, devlet izniyle “altın var” iddiaları üzerine kazılar yapıldı ve sayısız mülkleri “satılığa çıkarılarak” kendilerine tekrar tekrar satıldı.   Süryaniler 1915 yılında hançerlerle katledildikleri için soykırımı “kılıç” diye adlandırdı. Süryani’ler her yıl 15 Haziran’da, Sayfo’da katledilenleri anıyor. Sayfo, 1915 yılında “Müslümanlaştırma”, asimilasyon ve “Türkleştirme” politikalarıyla Bethnahrin dahil olmak üzere Türkiye’nin birçok bölgesinde yaşayan azınlık halklara uygulanan sistematik soykırımdan biriydi. Sayfo sonucunda, nüfuslarının üçte ikisini kaybeden 700 bin Süryani’den geriye yalnızca 200 bin kişi kaldı.   500 bin Süryani ‘yok edildi’, zorla ‘Müslümanlaştırıldı’   1015 Sayfo Süryani Soykırımı’nda yaklaşık 500 bin Süryani “yok edilirken”, 300 bini katledildi, 200 bini de kimliksizleştirildi. Sayfo’da Ermeni Soykırımı’nda da olduğu gibi yalnızca Süryani halkı değil, canlı cansız tüm hayvanlar da katledilerek adeta bir “canlı kırımı” yaşandı. Yüzlerce kadın ve çocuk tecavüz ve istismara maruz bırakıldı, “Müslümanlaştırılmak” için “satıldı”, birçoğu da saldırı ve istismar nedeniyle yaşamına son vermek zorunda kaldı. Soykırımın ardından uygulanan zorunlu göçler, “Türkleştirme ve Müslümanlaştırma” politikaları nedeniyle birçok Süryani kimliğini kaybetti, gözaltında ve “faili meçhul” katliamlarla zorla kaybettirildi. Geriye kalan yaklaşık 200 bin Süryani’nin bir kısmı da baskı ve tehditlerden ötürü “Müslümanlaşmak” zorunda kalıp kimliğini kaybetti. Bir kısmı da yaşadığı coğrafyayı, topraklarını terk etmek zorunda kalarak kaçabildiği yere kaçmak zorunda kaldı. 1915 Sayfo Süryani Soykırımı’nın ağırlıklı olarak uygulandığı Bethnahrin bölgesindeki Süryani nüfusu ise 200 bine düştü.   Ninova Ovası Soykırımı   Irak ve Musul ise 1915 Sayfo Süryani Soykırımı ile sonrasında süren soykırım politikaları ile katledilen, zorunlu göçe maruz kalan Süryani ve Ermenilerin göç ettiği, yerleşimcilerin büyük bir çoğunluğunun Süryanilerden oluştuğu yerlerden biriydi. Süryanilerin son olarak yaşadığı soykırımlardan biri de Ninova Ovası Soykırımı’ydı. DAİŞ, 2014 yılında Şigor’da (Şengal) Êzidîlere saldırdıktan sonra Ninova Ovası’nda yaşayan Süryanilere de yeni bir soykırım gerçekleştirdi. Süryani’ler her yıl 4 Ağustos'ta Ninova Ovası Soykırımı'nı anar.   Soykırım zemini hazırlanmıştı…   Ninova Ovası’nda yaşayan Süryaniler, DAİŞ’in 2014 yılında yaptığı saldırıdan önce de birçok tehdit ve saldırıya maruz bırakılmıştı. Nefret saldırıları, tehdit ve dışlanmaya maruz kalan Süryaniler için saldırı altyapısı oluşturulmuştu. Bununla beraber kiliseler yağmalanarak yakılmış, din görevlileri katledilmiş ve çok sayıda mezarlık da tahrip edilmişti.   Tek ‘çare’ göç etmekti…   DAİŞ, 2014 yılında Musul’a saldırdıktan sonra Ninova Ovası’ndaki çoğunluğu Süryanilerden oluşan Hıristiyanlara, “Ehl-i Kitap” oldukları için Êzidîlere yaptıkları şekilde direkt saldırmamıştı. DAİŞ, Hıristiyanlara üç “seçenek” sunmuştu. Ya Müslüman olunacaktı, ya cizye vergisi verilecekti, ya da mülklerini DAİŞ’e teslim edip topraklarını terk edeceklerdi. Hıristiyanlar ise DAİŞ’in dayattığı üç yolu da kabul etmemişti fakat göç etmekten başka çareleri de yoktu...   Yalın ayak kaçmak zorunda kaldılar   DAİŞ’in Musul’a yaptığı saldırılar sonucunda, büyük bir çoğunluğu Süryanilerden oluşan 200 bin civarında Hıristiyan zorunlu göçe maruz bırakıldı. Bölgede kalan yüzlerce Süryani katledildi, kadınlar ve çocuklar esir alınıp satıldı. Peşmerge güçlerinden gelen talimatla, bölgedeki Süryanilerin bir saat içerisinde silahlarını terk etmelerinin söylenmesi ardından, DAİŞ’in Ninova Ovası’na saldırdığını öğrenen Süryaniler soykırımdan kaçıp sığındığı topraklarından bir kez daha yalın ayak kaçmak zorunda kaldı.   Süryani nüfusu 500 bine düştü   Katledilenlerin yanı sıra zorunlu göçe maruz bırakılan Süryanilerin bir kısmı Federe Kürdistan Bölgesi’nde yine Süryanilerin yaşadığı Erbil, Duhok, Süleymaniye ve Şaklava’ya; bir kısmı da Avrupa, Avustralya, Lübnan ve Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldı. Soykırım sonucunda Irak’ta bulunan bir milyon 500 binden fazla Süryani nüfusu, kaynaklara göre yaklaşık 500 binin altına düştü.   50 yıllık tabutları dahi açıldı   Yine soykırımda, Musul merkez ve Ninova Ovası’nda bulunan 85 kilise yağmalanarak bombalandı, üç mezarlık da kundaklandı. DAİŞ, göçe maruz bıraktığı Hıristiyanların “değerli” eşyalarını bulmak için Ninova Ovası’ndaki mezarlıklarda bulunan 50 yıllık tabutları dahi açtı. Bunun yanı sıra çok sayıda kilise yağmalandı, bombalandı ve yakıldı.   Yeni tehdit: Şebekler   Ninova Ovası’ndaki Süryanilerin bir kısmı, Musul’un DAİŞ’ten kurtarılmasının ardından kentin batısındaki Barıtle kasabasında Müslüman, Êzidî ve Şebekler ile yaşamlarını sürdürmeye başladı. Zorunlu göçe maruz kalan Süryanilerin yüzde 50’si birkaç yıl önce topraklarına geri dönerek evlerini, kiliselerini ve sokaklarını kendi imkanlarıyla tek tek onarmaya başladı. Fakat bölgede altyapı hizmetinin olmayışı, evlere dönememekteki en büyük engellerden biri olmuştu. Topraklarına geri dönen Süryaniler, yeni bir gelecek inşa etmek için çabalarken bu sefer de İran milislerinden oluşan “Şebekler”in baskısına maruz kaldı. Şebeklerin Ninova Ovası’nda hâkimiyet kurarak Süryanilerden vergi aldığı ve baskı uyguladığı, daha önce de bölgede yaşayan halk tarafından defalarca paylaşılmıştı.   Tek talepleri Êzidî halkı ile birlikte özerklik   Ninova Ovası’ndaki Süryaniler, yüzyıllardır maruz kaldıkları soykırım, saldırı ve tehditlerin hala sürmekte olduğunu, yaşananların da soykırım zihniyetinden başka bir şey olmadığını dile getiriyor. Bölgedeki Süryaniler, soykırımdan sonra birçok Süryani’nin hala topraklarına geri dönememesinin, Şebeklerin uyguladığı baskı ve soykırım politikalarından kaynaklı olduğunu belirtiyor. Yaşam koşulları ve yüzyıllardan beridir maruz kaldıkları ambargolar nedeniyle endişeli olan Süryani halkı, tek güvencelerinin Brüksel ve Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen konferans olduğuna işaret ediyor. Süryani’ler, Iraklı tüm Süryani kesimlerin katılacağı bir konferansta talep edecekleri özerkliğin, kendilerini koruyabilecekleri tek seçenek olduğunu vurguluyor. Süryanilerin tek talebi, Ninova Ovası’nda yüzyıllardır birlikte yaşadıkları ve benzer baskılara maruz bırakıldıkları Êzidî halkı ile birlikte ortak çalışmalar yürütebilecekleri özerklik olduğunu Ninova Ovası Soykırımı’nın sekizinci yılında bir kez daha yineliyor.