Prof. Kariane Westrheim: Abdullah Öcalan özgür olmalı! 2022-11-21 09:04:32     Marta Sömek   İSTANBUL - Türkiye’nin kimyasal silah kullanımına ve tecrit politikasına tepki gösteren EUDCC Başkanı ve Bergen Üniversitesi Profesörü Kariane Westrheim, “En büyük savaş İmralı'da. Abdullah Öcalan şimdi serbest bırakılmalı ve kararlılıkla Türkiye'de barışı sağlamak ve demokrasiyi inşa etmek için katkıda bulunmalı” dedi.   Türkiye, Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) işbirliğiyle 7 aydır Güney Kürdistan’ın Zap, Metîna, ve Avaşîn bölgelerine dönük kapsamlı ve yoğun saldırılar gerçekleştiriyor. Türkiye'nin bu saldırılarda kimyasal silah kullandığına dair görüntüler Fırat Haber Ajansı’nda (ANF) yayınlanmıştı. Yine Halk Savunma Güçleri’nin (HPG) ANF’de yayınlanan açıklamasına göre bu 7 aylık süreçte 2 bin 837 kez yasaklı bomba ve kimyasal silah kullanımı gerçekleştirildi. Kürt halkı ve dostları günlerdir bölgedeki kimyasal silah kullanımının araştırılması için Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’ne (OPCW) çağrılar yapıyor.    Irak Parlamentosu harekete geçti   Türkiye’nin saldırılarının Irak toprakları içinde yaşanmasından kaynaklı uzun süredir Irak hükümetine çağrılar yapılıyordu. Yapılan yoğun çağrıların oluşturduğu baskılar sonucunda Irak Parlamentosu’nda geçtiğiniz günlerde konu gündeme getirilerek komisyon kurulması kararı alındı. Savunma Bakanlığı, Irak Parlamentosu Asayiş ve Savunma Komisyonu ve Dışişleri Bakanlığı’ndan temsilcilerin yer alacağı komisyonun bölgeye giderek kimyasala dair incelemelerde bulunması bekleniyor.   BM sessiz    Yine 16 Mayıs tarihinde ise Kuzey ve Doğu Suriye’nin kadın yapılanması Kongra Star öncülüğünde 75 kadın örgütü ve kadın, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği ve Kadın Örgütü’ne, Güney Kürdistan, Şengal, Kuzey ve Doğu Suriye ile Maxmûr'a yönelik AKP-MHP iktidarının gerçekleştirdiği saldırılara ilişkin bir mektup göndererek, Türkiye’nin, saldırılarını BM Sözleşmesi ile gerekçelendirmesinin kabul edilemez olduğu vurgulanmıştı. Kimyasal silah saldırılarını “insanlık suçu” olarak değerlendiren tüm dünya halkları, bulundukları her yerde konuya ilişkin protesto, tepki ve eylemlerini sürdürmeye devam etse de BM halen sessizliğini koruyor.   Mektubun imzacılarından AB Türkiye Sivil Komisyonu (EUDCC) Başkanı ve Bergen Üniversitesi’nden Profesör Kariane Westrheim, ajansımıza konuya dair değerlendirmelerde bulundu.   ‘Gerilla hala varlığını koruyor!’   Kürdistan'ın çeşitli yerlerinde, Türkiye'nin yaygın olarak kimyasal silah kullanımına karşı dünya çapında eylem ve etkinlikler düzenlendiğini belirten Kariane, “En ürkütücü sahnelere, zehirli gaza maruz kalan gerillaların katledildiği görüntülere tanık olduk. Bu suçlar, sağlık ve adli tıp personeli tarafından araştırılmış ve rapor edilmiştir. Türkiye’nin buradaki stratejisinin gerillaları dağlardaki mağara ve tünellerden gazla boşaltmak olduğunu görebiliyoruz” diyen Kariane, “Bir ölçüde başarılı oldular, bu ıstırap verici strateji nedeniyle pek çok gerillanın katledildiği bir gerçek. Ama ne mutlu ki, her şeye rağmen gerilla hala yerini ve varlığını koruyor. Türkiye'nin büyük ve güçlü ordusuyla boy ölçüşebilecek strateji ve yöntemlerle karşılık verdiğini gösteriyor. Ancak Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün (OPCW) Türk işgali altındaki Kürdistan'da olup bitenleri daha yakından araştırabilecek ekipleri bir araya getirmemesi anlaşılamaz bir durum” değerlendirmesinde bulundu.   ‘OPCW’ye çağrılar sürdürülmeli’   Sözleşmenin gereğini anımsatan Kariane, “Kimyasal silah kullanmamayı taahhüt eder (Madde 1, paragraf b). Ve ayrıca Madde IV, paragraf 9'da, bir taraf devlet ilk kimyasal silah beyanından sonra bulunan herhangi bir kimyasal silah, sözleşmenin IV(A) Bölümü’ne uyarınca rapor edilecek, emniyete alınacak ve imha edilecektir. Ancak Türkiye, ihbar etmek, emniyete almak veya yok etmek yerine kimyasal silahlar geliştirmeye ve kullanmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı. Kürt ve uluslararası kadın örgütlerinin, Birleşmiş Milletler (BM) ve diğer uluslararası kurumların OPCW’yi harekete geçmesi için çağrı yapmalarının önemli olduğunu söyleyen Kariane, herhangi bir yanıt alınamasa dahi bu girişimlerin devam etmesi gerektiğini belirtti. Kariane, “Kürt hareketi büyük ölçüde kadınlar tarafından ileriye götürülüyor. Bu nedenle, benzer girişimler çok değerlidir ve karşı taraftan herhangi bir tepki gelmese de devam etmelidir. Uluslararası kuruluşlar tarafından sorulmaktadır ve yanıt alıp almadıklarına bakılmaksızın bu tür girişimlerin devam etmesi önemlidir” diye belirtti.   ‘BM Türkiye’nin insanlık suçlarını kabul ediyor’   1945 yılında, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kurulan BM Güvenlik Konseyi'nin tek bir merkezi görevi olduğunu söyleyen Kariane, şunları belirtti: “Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması BM Güvenlik Konseyi'nin birincil sorumluluğudur. Genel Kurul ve Genel Sekreter, diğer BM ofisleri ve organlarıyla birlikte önemli ve tamamlayıcı roller oynamaktadır. BM'nin, Türkiye'nin Kürdistan'ın orta kesimlerindeki acımasız ve tamamen pervasızca uyguladığı tahribatlara yanıt vermediğini görmek sinir bozucu. Sessizliğin nedeni cehalet değil, BM Genel Sekreteri ve BM organları, diğer uluslararası örgütler ve ittifaklar gibi neler olup bittiğini tam olarak biliyor. Ancak en şok edici olan şey, bu kesinliğe rağmen harekete geçme iradesinin olmamasıdır. BM'nin bu şekilde Türkiye'nin insanlık suçlarını ve Erdoğan'ın Batı'nın onu desteklediğini bilerek aşırı güç küstahlığını kabul ettiğini iddia ediyorum. Erdoğan, BM, NATO ve AB, ipleri elinde tuttuğu dünya sahnesinde, merkezi bir konuma sahip. Uluslararası toplum ve önde gelen kurumlar, Erdoğan'ın Avrupa siyasetine ve güvenlik politikasına sert bir tepki vermezse, hem şu anda hem de tarihsel olarak birçok insan, en başta da zaten fazlasıyla acı çekmiş olan Kürtler etkilenecek” şeklinde konuştu.   ‘Şebnem Korur Fincancı konuşma cesareti gösterdi’   Türk halkının da kimyasal silah kullanımına karşı tepki göstermesinin önemli olduğuna değinen Kariane, “Türk toplumunda muhalefet zayıf ve sanki Kürtler kendilerini savunmak ile Erdoğan'ın politikası ve şiddetli askeri saldırılarını protesto etmekte yalnızlarmış gibi görünebilir. Ancak Dr. Şebnem Korur Fincancı gibi önde gelen bir doktor, profesör ve Adli Tıp Uzmanının kimyasal silah kullanımına karşı Türkiye'nin davranışının kabul edilemez olduğunu ve Türk sivil toplumunun etnik kökeni ne olursa olsun bu tür tacizleri kabul etmeyeceğini konuşma cesareti göstermesi, en azından geleneği olmayan sıradan Türkler arasında farkındalık yaratmak açısından önemli” dedi. Tutuklanmasının ardından Kürt halkı ve dünya halkları tarafından Şebnem ile büyük bir dayanışma sergilendiğini ifade eden Kariane, bu insanlık suçunun tüm dünya tarafından duyulduğuna işaret etti.   ‘Öcalan, Erdoğan'ın en büyük kabusu!’   Öte yandan PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki mutlak tecridin de sürdüğünü vurgulayan Kariane, “İmralı'da yaşananlarla Kürt halkının maruz kaldıkları arasında doğrudan bir bağ var. Kürtler, liderleri Abdullah Öcalan'ı asla feda etmeyecekler ve belki de onu hayatta tutan da budur. Ona bir şey olursa, büyük bir yangına dönüşen kıvılcım gibi olacak. Erdoğan bunu biliyor. Öte yandan Öcalan'ı tecrit altında tutmakla, hem Kürt özgürlük hareketi içindeki hem de şimdi Ortadoğu'nun büyük bir bölümünde ve dünyanın geri kalanındaki milyonlarca destekçisiyle iletişim kurmasını engellemek istiyor. Öcalan, Erdoğan'ın en büyük kabusu” cümlelerini kullandı. En büyük savaşın İmralı Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri’ne uygulanmaya çalışıldığına dikkat çeken Kariane, “Kürt İnsan Hakları Çalışma Grubu'nun Güney Afrikalı Lider Prof. Mahmud Patel, Hawar Haber Ajansı'na ‘En büyük savaş İmralı'da’ dedi. Ben de katılıyorum. Erdoğan, Öcalan'dan korkuyor” vurgusunu yaptı.   ‘Abdullah Öcalan şimdi serbest bırakılmalı’   Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) başta olmak üzere dünya siyasetiyle uğraşan herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğinin altını çizen Kariane, “NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in, Erdoğan'ın sırtını sıvazlayıp Türkiye'yi merkezi üye olarak adlandırması yerine NATO Türkiye'yi azarlasa belki o zaman daha ciddi barış müzakerelerinin temeli atılabilir” çağrısında bulundu. Abdullah Öcalan’ın siyasi bir lider olduğunu belirten Kariane, “Şimdi serbest bırakılmalı ve kararlılıkla yapmak istediği şeye, yani herkese yer olan Türkiye'de barışı sağlamak ve demokrasiyi inşa etmek için katkıda bulunmalı” sözleriyle PKK Lideri’nin fiziki özgürlüğünün sağlanması gerektiğini vurguladı.   ‘Bu suçu herkes yüksek sesle kınamalı!’   Kariane, Kürt halkının Tayyip Erdoğan üzerinden Türkiye saldırısı ile karşı karşıya olduğunu paylaştı. “Daha kötüsü” olarak da AB, Avrupa Konseyi, BM ve NATO gibi büyük örgütler ile Avrupa devletlerinde hüküm süren sessizlikle birlikte kimsenin açıkça “yeter artık” diyemediğini değerlendiren Kariane, “İtirazım hepimize. Tüm dünya toplumu, uluslararası siyasi kurumlar, partiler, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, insan hakları aktivistleri, herkes ayağa kalkmalı ve Türkiye'nin insanlık suçlarını yüksek sesle kınama çağrısında bulunmalı. Bu mesajı ancak birlikte durarak iletebiliriz” sözleriyle herkesi ses çıkarmaya çağırdı.