Yazar Ava Homa: Kürt kadınlar ezilen değil direnendir 2022-12-30 09:05:26     Melek Avcı   ANKARA - Kürt yazar Ava Homa, “Dünya kendimizi özgürleştirme konusunda ne kadar ilerlediğimizi ve sadece kurbanlar olmadığımızı görmelidir. Bunu Bakûr ve Rojava’daki kadınlardan öğreniyoruz çünkü onlar ‘Berxwedan jiyan e’yi gerçekten sembolize ediyor ve yaşıyor” dedi.   İran rejim güçleri tarafından katledilen Kürt kadın Jîna Emînî’nin ardından ülkede başlayan isyan yaklaşık 4 aydır devam ediyor. Halkın rejime olan öfkesi ve özgürlük talepleri sürerken, rejimin halka karşı kullandığı şiddet de devam ediyor. Öyle ki direnişçilere yönelik katletme politikası sonucu şimdiye dek yüzlerce kişi katledildi, binlercesi tutuklandı.   İranlı Kürt yazar ve gazeteci Ava Homa, Kürt kadınların devlet şiddetine karşı mücadelesini romanlarına yansıtarak onların hikâyelerini dünya ile buluşturuyor. Ava, ödül aldığı kitabı olan Daughters of Smoke and Fire’da İran’da Kürt bir kadının mücadele gücünü konu alıyor. Kürt kadınlara yönelik yazan Ava ile İran’daki direnişi, kadınların mücadelesini, yazarlık sürecini ve kitapları ile dünyaya vermek istediği mesajı konuştuk.   Direniş hareketinin ışığı Kürt kadınlar   Jîna Emînî'nin katledilmesinden bu yana İran'da farklı etnik grupların rejime karşı birleştiğini söyleyen Ava, “İran’daki Kürt kadınlar Jîna’nın cenazesinde, Rojava ve Bakur Kürtlerinden öğrendikleri 'Jin jiyan azadî’ sözlerini söylemeye başladı. Daha sonra ise diğer bölgeler ve tüm toplum bu sloganı kullandı. Şimdi ‘Jin jiyan azadî’ felsefesi İran hükümetine karşı direnişin kalbi olmuş durumda. Böylece Kürt kadınlar, hem cinsiyetleri hem de etnik kimlikleri nedeniyle yıllardır en çok acı çeken olsa da aynı zamanda bu direniş hareketine ışığı da onlar sağlıyor. Bu direniş hareketinin ışığı , ‘Jin jiyan azadî’dir” dedi.   Kürt kadınların ikili mücadelesi   İran'da kadınların tüm toplumsal alanlardan etnik kimlik gözetmeksizin rejim tarafından dışlandığını kaydeden Ava, Kürt kadınların ve diğer etnik azınlıkların 2 kat daha fazla ayrımcılığa uğradığına dikkat çekti. Ava, “Kürt kadınlar bir yandan İran'daki tüm kadınların çektiği her şeyden mustarip haldeler. İran hükümetinin yasaları, aşırı derecede ve açık bir şekilde kadın düşmanıdır. Yasalar, kadınların erkeklerle aynı değer ve saygıyla evlenemeyeceğini, seyahat edemeyeceğini, iş bulamayacağını, çocuklarının velayetini alamayacağını, miras hakkı olamayacağını-alamayacağını ve mahkemede ifade veremediğini belirtiyor. Bu bariz bir kadın düşmanlığıdır ve bu yüzden buna 'cinsiyet eşitsizliği' devleti deniliyor. Kürt kadınlar tüm bunların ıstırabını hali hazırda çekiyor bu yasalara göre Fars, Türk, Kürt, Beluç ya da Arap olmanızın bir önemi yok. Fakat diğer yandan ise Kürt kadınların başka bir mücadelesi daha var ve bu kesişimsellik kavramıyla ortaya çıkıyor, onlar artık sadece kadın değiller, aynı zamanda Kürtler” ifadelerini kullandı.   ‘Dogmaların yerini gerçekler doldurmalı’   Etnik kimliğin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Ava, şöyle konuştu: “İran'da çok sayıda gerçekten güçlü feminist var ve İranlı kadınlar 1910'dan beri cinsiyet eşitliği için mücadele ediyor, her zaman mücadele alanı bulmuşlardır. Ancak uzun bir süre, kadınların hem etnik köken hem de cinsiyet olarak içinde bulundukları kötü durumun farkında değillerdi. İranlı feministler kesişimselliği anlayıp bu fikri benimsediğinde o zaman Kürt ve Fars kadınların direnişi tam anlamıyla birleşir. Sorun şu ki, pek çok İranlı kadın, değişmiş olmasına rağmen kesişimselliği gerçekten anlamıyor ve kucaklamıyor. Son 5-6 yılda İranlı feministlerin kesişimselliğe giderek daha fazla saygı duyduğunu söyleyebilirim, ancak bir Kürt kadını olmanın nasıl bir şey olduğunun yine de tam olarak farkında değiller. Bunun iki nedeni var. Biri devlet propagandası yapamıyor olmaları; Kürtlere konuşacak platform verilmiyor, iyi temsilcileri yok, diyalog kuramıyorlar. İranlı feministler Kürtleri anlamak isteseler bile, otantik ve gerçek bir Kürt dünyasına pek erişimleri yok. Bu önemli bir problem. Diğer sorun ise, İranlılar Kürtleri tanıdıklarını zannediyor ama bizi tanımadıklarının farkında değiller. Kürtler hakkında bildikleri çok sığ klişelerden oluşuyor, dedelerden babalardan geçmiş dogmalardan oluşuyor. Daha çok bilgi sahibi olmak için uğraşmaları gerekiyor. Çünkü biz bir şey hakkında bilgimiz olmadığında bunu araştırıyoruz ve dogmalarını yerini gerçeklerle dolduruyoruz. Onlar da doğru anlayış ve tam iletişim için bu farkındalık için çabalamalı yoksa bu yanılsama sürüp gider.”   Tünelin ucunda daha fazla umut var   Ava, kadınların geçmişe dönmek gibi bir niyetleri olmadığının altını çizdi. Kadınların, yaşadıkları hayatın iyi tek bir yanının dahi olmadığını kaydeden Ava, kadınların mücadele gününü de “geri dönecekleri ve özleyecekleri bir hayatın olmamasından aldıklarına” dikkat çekiyor. Ava, “Hayatları protestolar olmadan önce de çok korkunçtu. Bu yüzden başladıkları direnişi sürdürüyorlar. Geri dönmektense tünelin sonunda daha fazla umut görüyorlar. Hayatınızın her alanına müdahale eden bir rejim söz konusu; çocuğunuza seçeceğiniz isimden giydiğiniz kıyafete, içtiğinizden ne söylediğinize, nasıl etkileşimde bulunduğunuzdan günde kaç defa namaz kıldığınıza, her şeyde.  Özgürlük hissini bırakmayacaklardır. Tabi diğer neden ise ekonominin berbat bir halde olması. Halk her geçen gün fakirleşirken devlet çalışanları zenginleşiyor. Her alanda sıkıntı var; ekonomi, kültür, siyaset, sosyal hayat. Bu yüzden patlıyorlar ve direnişteler. Önceden yaşadıkları gibi yaşayamazlar" diye konuştu.   Kimlik mücadelesi romanlarına yansıdı   Kürt kadınlarının yaşadıklarını ve direnişçi ruhlarını kitaplarında anlattığını aktaran Ava, Kürt kadınlarının hikâyelerini yazma yolculuğunu şöyle anlattı: “Romanlarımın ana konusu İran olsa da Türkiye, Suriye ve Irak'taki Kürtler hakkında da yazdım. Yazmaya başlarken Kürt direniş hareketini yeterince öğrendiğimden emin olmaya çalıştım; en güçlü ve ilham verici olanı Türkiye'deki olurken, en başarılısı ise Rojava'ydı. Bu yüzden romanlarımda hepsini ele almak istedim. Böylece kitaplarımın ana karakterleri Kobanê'den, Helepçe'den, Erivan'dan oldu. İkinci kitabım Kürt kadınların hikâyesi olan Daughters of Smoke and Fire’ı (Duman ve Ateşin Kızları)  Kanada'dayken yazdım. Çünkü İran'dan daha 24 yaşındayken ayrıldım. Yaratıcı yazarlık alanında yüksek lisans derecesi almak için Kanada'ya gittim ve 2010 yılında Kürt öğretmen Ferzad Kemanger idam edildiğinde romanımı yazmaya başladım. Kitabı yazmak 10 yılımı aldı. Tam 10 yıl. Biliyorsunuz Rojhilat'ta gerçekten sömürgeleştirilmiş ve tamamen asimile edilmiş bir şekilde büyüdük. Hayat o kadar zordu ki Rojhilat'ta yaptığım tek şey hayatta kalmaktı. Kimliğim hakkında düşünme ayrıcalığına, mantığına ve güvenliğine sahip değildim. Ancak Kanada'ya gittiğimde ve hayat güvenli ve ben güvendeyken Kürt tarihini öğrenmeye başladım. Duman ve Ateşin Kızları'nı yazmamın 10 yıl sürmesinin nedenlerinden biri de sadece Rojhilat'taki Kürtler hakkında değil, diğer dört parça Kurdistan'da da çok fazla araştırma yapmam gerektiğiydi.”   ‘Bir köprü yaratmaya çalıştım’   Bu sürecin zorlu olduğunu kaydeden Ava, “Bir yandan İran'dan uzaklaşmanın verdiği güven vardı, güzel ve güvenli bir ülkede yaşıyordum. Sadece etrafımdaki çiçekleri ve elimdeki kahveyi düşünebilirdim belki de. Fakat ıstırap duyan halkıma karşı bir sorumluluk taşıyordum ve bu güvenli yerde onların hikâyelerini yazdım. Ardından kitabı Kürt kadınlara ithaf ettim. Kürt kadın olmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum ve umarım bir Kürt kadın romanımı okuduğunda duyulduğunu ve görüldüğünü hisseder.  Amerika, İngiltere ve Kanada'da binlerce insan okudu ve sadece beni değil, seni tanıyorlar, diğer Kürt kadınları tanıyorlar. Bu benim için çok önemliydi. Küçük bir köprü yaratmaya çalıştım. Şimdi Kanadalı, Amerikalı bir okuyucu bugün uyandığında ve Paris'te bir Kürt Kültür Merkezi'nin saldırıya uğradığı haberini okuduğunda Duman ve Ateşin Kızları'nı hatırladı mı, ‘Evet, anlıyoruz o insanların kim olduğunu biliyoruz’ diyorlar” sözlerine yer verdi.   ‘Dünya için Kürt kadının tam resmini çizdim’   Dünyaya “Kürt kadınların bilindiği gibi ezilenler değil direnişçiler olduğu” mesajını vermek istediğini dile getiren Ava, Kürt kadınların özgürlük konusunda ne kadar ilerlediğini göstermek istediğini kaydetti. “Sadece kurbanlar olmadığımıza dair tam resmi çizmek istedim” diyen Ava, “Duman ve Ateşin Kızları gibi bir roman aracılığıyla, Kuzey Amerika ve Avrupa'daki tüm bu insanların evlerine ve kalplerine gitmeye çalıştım. Bence insandan insana bağlantı çok önemli çünkü politikacıların ve medyanın Kürtleri insanlık statüsünden çıkardığı bir dünyada yaşıyoruz. Bizi yanlış temsil ettiler, bizi yeterince temsil etmediler, oysa sanat ve edebiyat insandan insana bir bağ yaratabilir.”   ‘Rojava yaşamın direnci’   İran'daki kadınların, özellikle Rojava'dan çok şey öğrendiğini ifade eden Ava, şöyle konuştu: “Yakın zamanda siyasi özgürlüğe kavuşur muyuz bilmiyorum. Herhangi bir gün olabilir veya önümüzdeki birkaç yıl boyunca olmayabilir de fakat direnişin topumda önemli olduğunu düşünüyorum. İran'ın geri kalanı Kürtlere daha fazla saygı duymalı ve Kürtleri daha iyi tanımalıdır. Ne olursa olsun, sosyal değişimin önemli olduğunu düşünüyorum. Rojavalı kadınlara şunu söyleyebilirim ki birçok şeyi onlardan öğrendim. Bakur ve Rojava'ya bakıyorum ve oradaki kadınlardan öğreniyorum. Çünkü onlar ‘Berxwedan jiyan e’yi gerçekten sembolize ediyor ve yaşıyor. Değerlerimizden vazgeçmemek, uygulamaya, direnmeye ve hayatımızın bir parçası haline getirmeye devam etmek için yapabileceğimiz en iyi şey bu ve bu bizim hayatımız. İyi ki zalim bir iktidarın ve siyasetin parçası değiliz, bununla çok gurur duyuyorum. Kim olduğumuzla gurur duyuyoruz.”