Kadın örgütleri: Erkek-devlet-tarikat ittifakı kadınları katlediyor 2026-03-05 09:40:25 Semra Turan   HABER MERKEZİ - Kadın katliamlarını değerlendiren Amed'deki kadın örgütleri, "Bu ölümleri bireysel trajedi değil, erkek-devlet-tarikat ittifakının örgütlü kadın kırımının bir halkası olduğunu görüyoruz. Cezasızlık, kadın cinayetlerinin ve çocuk istismarının en büyük nedenidir, eril yargı ve devlet mekanizmalarının bilinçli tercihiyle işleyen bir infaz aracıdır" dedi.    Türkiye'de kadınlara yönelik saldırılar bir kırım haline getirilirken, cezasızlık politikası ve iktidarın önleyici mekanizmaları işletmemesi de kadınları çaresizlikten hayatta koparıyor.    İstanbul'da kızıyla birlikte tecavüze maruz kalan ve buna karşı adliye önünde adalet nöbeti başlatmasına rağmen sesi duyulmayan Fatma Nur Çelik ile 8 yaşındaki kızı Hifa İkra’nın cenazeleri sahil de şüpheli bir şekilde görüldü.    Fatma Nur Çelik, çocuk yaşta Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler tarafından cinsel istismara uğradı, ailesi tarafından zorla faille evlendirildi, tecavüz evliliğinden doğan kızı Hifa İkra da 3 yaşından itibaren aynı kişi tarafından istismara maruz kaldı.   Yine Fatmanur Çelik isimli öğretmen öğrencisi tarafından katledildi. Ülkede artık neredeyse her gün 6 kadın katlediliyor.   Amed'deki kadın örgütleri, kadınlara yönelik saldırı ve katliamları değerlendirdi.    'Yapısal kadın düşmanlığı'   Rosa Kadın Derneği Başkanı Zeynep Sipçik, yaşananların bin yıllara yayılan sistematik, politik ve yapısal bir kadın düşmanlığının sonucu olduğunu belirterek, " Patriyarkal erkek egemen sistemin, devlet kurumları, tarikat ağları ve kadına dayattığı gerici aile yapılarıyla iç içe örülerek kadın bedenini, çocuk bedenini ve yaşam hakkını sistematik olarak yok ettiğinin açık bir göstergesidir" dedi.   Fatmanur'un çığlığı: Adalet    Fatma Nur Çelik'in elindeki tıbbi raporlar, çocuğun beyanları gibi somut delillere rağmen failin tutuksuz yargılanması karşısında aylarca adliye önünde nöbet tuttuğunu hatırlatan Zeynep Sipçik, "Tehdit edildi, işsiz bırakıldı, velayet tehdidiyle sindirilmeye çalışıldı. Devlet kurumları ise ısrarla kadının beyanını yok saydı, 6284 sayılı Kanun’u kağıt üstünde bıraktı, tarikat bağlantılı faili korudu. Ve maalesef anne ve 8 yaşındaki kızın cansız bedenleri bulundu. Her ne kadar 'hayatını kaybetti' veya 'intihar' dense de, Fatma Nur’un çığlığı net: 'Başıma bir şey gelirse intihar demeyin, intihar süsü verilmesin, peşine düşülmesini istiyorum'" diye belirtti.    Erkek-devlet-tarikat ittifakı    Bu ölümlerin bireysel trajedi değil, erkek-devlet-tarikat ittifakının örgütlü kadın kırımının halkası olduğunu söyleyen Zeynep Sipçik şöyle devam etti: "   Cezasızlık, kadın cinayetlerinin ve çocuk istismarının en büyük nedenidir, eril yargı ve devlet mekanizmalarının bilinçli tercihiyle işleyen bir infaz aracıdır. Ayhan Şengüler gibi bir fail, kuvvetli delillere rağmen tutuklanmadı, dava yıllarca uzatıldı, tutuksuz yargılandı, koruma kararları fiilen işletilmedi. Bu, faillere 'tecavüz et, evlen, istismar et, cezasız kal' mesajı veren açık bir erkek dayanışmasıdır" diye aktardı.    Ortak cinayet, hukukun iflası     Zeynep Sipçik, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme sonrası artan kadın ve çocuk istismarları, ölümleri, bu cezasızlık politikasının doğrudan sonucu olduğunu belirterek, "Hukuk burada caydırıcı değil, faili koruyan, mağduru yalnızlaştıran bir araç haline getirildi. Fatma Nur’un elinde raporlar varken fail özgür, anne ve çocuk ölüm tehdidi altındaydı. Bu, sistematik cezasızlığın kadının sesini kısmak, direnişini kırmak için kullanılan bir silah olduğunu biliyoruz.    Fatma Nur Çelik adalet nöbetindeydi. Aylarca adliye önünde 'Kızımın velayeti elimden alınmasın, fail tutuklansın' diye isyan etti, haykırdı. Buna rağmen dikkate alınmadı, görmezden gelindi. Bu, eril yargının, yetkili kurumların ve tarikatın ortak cinayetidir. Devletin hukuk sisteminin iflası ve derin güven krizinin somut simgesi olarak tarihe kara bir leke olarak geçecek bir olaydır.   Toplumsal çürüme    Yaşananların toplumsal bir çürüme olduğunu ifade eden Zeynep Sipçik, "Bu çürüme, hukuk devletinin iflası, eşit yurttaşlığın yok edilmesi ve demokrasinin her geçen gün daha fazla gerilemesi anlamına gelmektedir. Aynı günlerde başka bir Fatma Nur Çelik’in öğrencisi tarafından bıçaklanarak katledilmesi, eril şiddetin okulda, sokakta, evde, adliyede her alanda sıradanlaştığını gösteriyor.    Bu çürümüşlüğe karşı 6284 sayılı Kanun tavizsiz, eksiksiz bir şekilde uygulanmalıdır. İstanbul Sözleşmesi standartlarına geri dönülmeli. İyi hal, haksız tahrik gibi indirimler tamamen kaldırılmalı, cezasızlık sona ermeli, tecavüz ve istismar failleri derhal tutuklanmalı. Kadın beyanı esas alınmalı. Kadın örgütleri doğrudan karar mekanizmalarına katılmalı" ifadelerini kullandı.    Açık bir savaş   Zeynep Sipçik şöyle devam etti: "Kadın cinayetleri ve şüpheli ölümlerin sıradanlaştığı, cezasız kaldığı bir toplumda demokrasi çürür, toplumsal barış her geçen gün daha fazla geriler. 8 Mart haftasında gerçekleşen bu katliamın, kadın özgürlük mücadelesine açık bir savaş ilanı olduğu gün gibi ortadadır. Ancak kadın dayanışması, örgütlü kadın direnişi ve kadınların söz kurabildiği demokratik toplum inşası bu kadın düşmanı eril sistemi alaşağı edebilir.    Sorumlular yargılanmalı   Fatma Nur’un yarım kalan nöbetini devralmak, sokakları, meydanları terk etmemek, 'Kadın cinayetleri politiktir, bu bir kırımdır' hakikatinden asla taviz vermemek gerekiyor. Bu anlamda Türkiye’de, aynı kentte, aynı gün her iki Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirdiği bu ölümlerde ortaya çıkan ihmal ve sorumluluk zinciri tüm yönleriyle bir an önce açığa çıkarılmalıdır. İhmali veya sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında gerekli idari ve adli işlemlerin başlatılması gerekmektedir. kadınların ve çocukların yaşam hakkını gerçekten koruyan etkili mekanizmalar kurulmalıdır."    Yapılsal bir kriz    Dayanışmanın Kadın Hali Derneği (DAKAHDER) koordinatörü Cansel Talay da Türkiye’de kadınlara yönelik şiddetin yalnızca bireysel suçlar olarak değil, uzun süredir yürütülen politikaların sonucu olan yapısal bir kriz olarak gördüğünü söyledi. Cansel Talay, "Özellikle 2014’ten bu yana aileyi merkeze alan ve kadınları birey olarak değil aile içinde tanımlayan politikaların güç kazandı. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo yalnızca bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda eşitlik, sosyal politika ve demokrasi meselesidir" dedi.    Adalete erişim sorunu   Fatmanur Çelik’in hikâyesinin Türkiye’de kadınların adalete erişim krizini çok açık biçimde ortaya koyduğunu söyleyen Cansel Talay, "Çocuk yaşta bir tarikat yöneticisi tarafından istismara uğrayan, daha sonra bu kişiyle evlendirilen ve yıllar sonra kendi çocuğunun da aynı kişi tarafından istismara uğradığını söyleyerek, adalet mücadelesi başlatan bir kadından bahsediyoruz. Buna rağmen yıllarca süren davalar, tutuklama kararlarının verilmemesi ve etkili bir yargılama yapılmaması Fatmanur Çelik’i adliye önünde adalet nöbeti tutmak zorunda bıraktı.    Bu tablo bize şunu gösteriyor: Türkiye’de kadınlara yönelik şiddet yalnızca bireysel suçlardan ibaret değil; yargının toplumsal cinsiyet körlüğüyle birleşen yapısal bir sorunla karşı karşıyayız.   Kadınları korumayan sistem    Ayrıca bu vakada tarikat ve cemaat yapılarının kadınlar ve çocuklar üzerindeki baskısını da görmek gerekiyor. Çocuk yaşta istismarın üzerinin kapatılması ve faillerin korunması, bu yapıların yarattığı cezasızlık iklimini gösteriyor. Öte yandan kadınların adalete erişim sorunu yalnızca ceza davalarıyla sınırlı değil. Bir kadın adliye önünde adalet nöbeti tutmak zorunda kalıyorsa, ortada yalnızca bireysel bir trajedi değil, kadınları korumayan bir adalet sistemi vardır. Ve bu noktada sorumluluk açıkça yetkililere ve yargı kurumlarına aittir" diye belirtti.    Çözüm ne olmalı?    Yaşananlara karşı kadın örgütleri üzerindeki baskılar ve yargı tehditlerinin kaldırılması gerektiğini söyleyen Cansel Talay, "Kadınların örgütlenmesine alan açılmalı ve kadın örgütlerine kaynak sağlanmalı. Çünkü kadınların şiddetle mücadelede en etkili mekanizmalarından biri kadın dayanışması ve örgütlü mücadeledir.    Ayrıca yıllardır feministler tarafından ortaya konulan çözüm önerileri-eşitlik politikaları, etkin koruma mekanizmaları, sosyal destek sistemleri-dikkate alınmalı. Kadınların deneyimi ve bilgisi politika üretim süreçlerine dahil edilmeden bu sorun çözülemez" diye konuştu.