'Cezaevlerindeki hasta tutsaklar tedavi edilmiyor' 2026-03-10 13:39:02   RIHA - TUAY-DER ve ÖHD Riha şubeleri, cezaevlerinde sağlık hakkı, infaz süreçleri, sosyal faaliyetler ve koğuş aramalarına ilişkin çok sayıda hak ihlalinin tespit edildiğini açıkladı.   Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Riha Şubesi ile Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (TUHAY-DER) Riha Temsilciliği, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin raporu basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu. TUHAY-DER binasında yapılan açıklamaya çok sayıda kişi katıldı.   ‘Tedavi olması gereken hastalar tedavi edilmiyor’   Basın toplantısında konuşan ÖHD Riha Şubesi Hapishane Komisyonu Eşsözcüsü Meral Halat, Osmaniye 2 No’lu T Tipi, Tokat T Tipi, Urfa 2 No’lu T Tipi ve Siverek 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevlerindeki hak ihlallerini anlattı. Derneklerine yapılan başvurular sonucunda bir heyet oluşturduklarını ve bu heyetin cezaevlerinde tutsaklarla bire bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirten Meral Halat, “Yapılan görüşmelerde öncelikle sağlık hakkı bakımından ciddi ihlaller tespit edilmiştir. Görüşülen hapishanelerde çok sayıda kronik ve ağır hasta mahpus bulunduğu belirtilmiştir. Urfa Hapishanesi’nde Abdulkadir Kaya’nın aort damarında genişleme bulunduğu, daha önce kalp kapakçığı ameliyatı geçirdiği ve yüksek tansiyon hastası olduğu, yeniden ameliyat olması gerekmesine rağmen hapishane koşullarında tutulmaya devam edildiği, sağlık durumunun hayati risk taşıdığı ve bu nedenle de hapishane koşullarının Abdulkadir Kaya için uygun olmadığından tahliyesi için başvuru yapılmıştır” dedi.   Hastalıklar ve ihlaller   Tokat Cezaevi’nde ise Hasan Demirtaş’ın sağlık durumu hakkında bilgi veren Meral Halat, “Hasan Demirtaş’ın Behçet hastası olduğu ve yaklaşık 15 günde bir bayılma atakları geçirdiği, buna rağmen düzenli ve kapsamlı bir tedavi sürecinin yürütülmediği aktarılmıştır. Aynı hapishanedeki bir diğer tutsak Ömer Yaman’ın hipertansiyon hastası olduğu ve ciddi göz rahatsızlığı bulunduğu, ameliyat olması gerektiği belirtilmesine rağmen ameliyat sürecinin gerçekleşmediği ifade edilmiştir” diye konuştu.   İnfaz yakmaları yapılıyor   Yine cezaevlerinde infaz süreçlerine ilişkin ciddi hak ihlallerinin yaşandığını aktaran Meral Halat, “Urfa Hapishanesi’nde Hakkı Polat’ın infazının iki kez altı ay olmak üzere toplam bir yıl uzatıldığı, Mehmet Yazar’ın infazının ise iki kez üç ay olmak üzere toplam altı ay uzatıldığı aktarılmıştır. Siverek Hapishanesi’nde Ahmet Tünel’in infazının üç kez uzatıldığı belirtilmiştir. Osmaniye Hapishanesi’nde ise Mehmet Kazıcı’nın infazının üç disiplin cezası gerekçe gösterilerek yakıldığı aktarılmıştır. Yine Mehmet İsa Aydoğan ve Veysi Baltaş’ın infazlarının da yakıldığı aktarılmıştır” ifadelerini kullandı.   'Keyfi koğuş aramaları yapılıyor'   Siverek Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ahmet Öztürk ve Tokat Cezaevi’nde tutuklu olan Hamit Acu’nun uzun süredir tek kişilik hücrelerde tutulduğu, sosyal ve kültürel faaliyetlere çıkarılmadığını dile getiren Meral Halat, “Sosyal faaliyetlerin de keyfi bir şekilde engellendiği, Tokat T Tipi Hapishanesi’nde haftada yalnızca 45 dakika ve Osmaniye T Tipi’nde ise spor faaliyetlerinin ayda iki kezle sınırlı olduğu belirtilmiştir. Mahpusların kurs, resim ve benzeri sosyal faaliyetlere çıkarılmadıkları ifade edilmiştir. Yine keyfi ve sık sık koğuş aramalarının yapıldığı, aramalar sırasında eşyaların dağıtıldığı ve kişisel eşyalara zarar verildiği aktarılmıştır” şeklinde konuştu.   ‘Cezaevinde ayrımcılık yapılıyor'   Farklı cezaevlerinde benzer biçimde ortaya çıkan ve süreklilik kazanan bu uygulamaların ceza infaz sisteminde yapısal bir hak ihlalleri pratiğinin bulunduğunu kaydeden Meral Halat, “İnfaz sisteminde yapısal sorunlar olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sorunların, siyasi mahpuslar üzerinde istisna hukukunun uygulanmasından kaynaklandığı ve ayrımcılığa maruz kaldıklarını göstermektedir. İstisna hukuku olan bu uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir. Hapishaneler, hukuk devletinin en görünür biçimde sınandığı kurumlardır. Tutsakların insan onuruna uygun koşullarda yaşamalarının sağlanması yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, aynı zamanda toplumsal ve vicdani bir sorumluluktur” dedi.