Dijital şiddet her alanda büyümeye devam ediyor 2026-10-10 09:01:30   Pelşin Çetinkaya    AMED - Dijital şiddetin çoğu zaman gerçek bir şiddet biçimi olarak görülmediğine dikkat çeken Sosyolog Eylem Kaya, dijital şiddetin kadın ve çocuklar üzerindeki etkilerine işaret etti. Eylem Kaya, kadınların dijital şiddete karşı hakları ve başvuru mekanizmaları olduğunu belirterek, Amed’de yürüttükleri çalışmalarla dijital şiddeti görünür kılmayı amaçladıklarını söyledi.   Dijital teknolojilerin yaşamın her alanına nüfuz etmesiyle birlikte kadınlar ve çocuklar da farklı dijital şiddet biçimleriyle karşı karşıya kalıyor. Israrlı takip ve mesajlardan hesapların ele geçirilmesine, tehdit ve şantajdan kişisel verilerin izinsiz kullanımına kadar uzanan dijital şiddet, gerçekleştiği alan nedeniyle çoğu zaman görünmez kılınıyor. Her geçen gün artan ve toplumda normalleştirilmeye çalışılan bu şiddet biçimi, buna rağmen hâlâ yeterince tanınmıyor.   Sosyolog Eylem Kaya, dijital şiddetin toplumda tanınmadığına dikkat çekerek, kadınların en çok da bu şiddet türüyle karşı karşıya kaldığını belirtti.   ‘Teknoloji şiddetin yeni alanı’   Dijital şiddetin teknoloji destekli, toplumsal cinsiyete dayalı bir şiddet biçimi olduğuna dikkat çeken Eylem Kaya, “Dijital şiddet, teknoloji destekli, toplumsal cinsiyete dayalı bir şiddet türü olarak karşımıza çıkıyor. Biz dijital şiddet üzerine çalışmaya, dijital bir çağda yaşamamız ve her an hepimizin bu şiddet biçimine maruz kalabilme ihtimalinden dolayı başladık. Ancak burada önemli bir nokta var. Dijital şiddetin gerçek hayatta çok ciddi sonuçları olmasına rağmen, dijital ortamda gerçekleştiği için çoğu zaman şiddet olarak görülmüyor ya da yarattığı etkiler somut olarak değerlendirilmiyor. BM Kadın Birimi’nin (UN Women) teknolojiye dayalı toplumsal cinsiyet şiddetine ilişkin hazırladığı rehber ve çalışmalar da bu konuya dikkat çekiyor. Dünyanın farklı yerlerinde çok sayıda kadının dijital şiddete maruz kaldığı ya da kalabileceği ortaya konuluyor. Küresel ölçekte yapılan çalışmalarda, dijital şiddete maruz kalan kadınların yalnızca yüzde 20’sinin durumu polise bildirdiği, bunların da yalnızca yüzde 15’inin hukuki bir süreç başlattığı belirtiliyor. Bu durum bize dijital şiddetin hâlâ yeterince tanınmadığını, kadınların hakları ve başvurabilecekleri mekanizmalar konusunda ciddi bir bilgi eksikliği bulunduğunu gösteriyor” dedi.   ‘Dijital şiddetin hedefinde kadınlar ve çocuklar var’   Eylem Kaya, herkesin dijital şiddete maruz kalabileceğine dikkat çekerek, “‘Kimler dijital şiddete maruz kalabilir?’ diye sorduğumuzda aslında herkesin bu şiddet biçimiyle karşılaşabileceğini görüyoruz. Ancak bazı kadınlar kesişen kimlikleri nedeniyle daha fazla risk altında. Görünürlüğü yüksek kadınlar, aktivistler, gazeteciler, milletvekilleri ve sosyal medyada daha fazla yer alan kadınlar dijital şiddetin hedefi haline gelebiliyor. Bunun yakın zamanda çok sayıda örneğini de gördük. Bunun yanında yoksulluk yaşayan, sokakta yaşayan ya da mülteci olan çocuklar ve kadınlar da dijital şiddete ve istismara daha açık hale gelebiliyor. Örneğin sokakta oturan bir çocuğun görüntüsü herhangi bir kişi tarafından çekilebiliyor ve bu görüntü çocuğun rızası olmadan istenilen şekilde paylaşılabiliyor. Bu durum çocuğu istismara açık hale getirebiliyor” ifadelerini kullandı.   ‘Dijital şiddete karşı kadın odaklı mücadele büyütülüyor’   Dijital şiddetin gerçek yaşamda yarattığı hak ihlallerine vurgu yapan Eylem Kaya, “Biz de buradan hareketle şunu sorguladık: Dijital ortamda gerçekleştiği için bu kadar gerçek ve etkileri bu kadar büyük olan bir şiddet neden somut bir şiddet olarak görülmüyor? Kadınların bu şiddet karşısındaki hakları neden yeterince bilinmiyor ve neden hak ihlallerine karşı gerekli mekanizmalar işletilmiyor? Bu nedenle Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kadın Politikaları Daire Başkanlığı Eğitim Birimi olarak, Şiddetle Mücadele Birimi ortaklığında ‘Dijital Şiddeti Önleme ve Güvenli İnternet Kullanımı’ çalışmasını başlattık. Haziran ayından bu yana bu kapsamda yaklaşık 7-8 eğitim gerçekleştirdik. Kırsal alanlarda ve ilçelerde ise ilçe belediyeleri ve kadın müdürlükleriyle ortak çalışmalar yürüttük” diye belirtti.   ‘Dijital şiddet de diğer şiddet biçimleri gibi ele alınmalı’   Eylem Kaya, kadınların dijital şiddet karşısında yalnızca engellemeye başvurduklarını aktararak, “Bu çalışma bizim için aynı zamanda bir veri toplama çalışması. Kaç kadınla bir araya geldik? Kadınların ne kadarı Instagram veya TikTok kullanıyor? Hangi platformlarda dijital şiddete maruz kalıyorlar? Bu sorulara ilişkin verileri tutuyoruz. Çünkü dijital şiddeti gerçekten şiddet olarak görüp görmediğimizi de ortaya koymak istiyoruz. Tıpkı diğer şiddet biçimlerinde olduğu gibi, dijital şiddet de ilk anda şiddet olarak kabul edilmeyebiliyor. Kadınların kendilerini korumak için yaptığı ilk şey çoğunlukla karşı tarafı engellemek oluyor. Israrlı takip, ısrarlı mesajlar, telefon aramaları ve farklı hesaplardan yeniden iletişime geçme gibi durumlarda kadınlar çoğunlukla yalnızca engelleme yoluna başvuruyor” şeklinde konuştu. ‘Dijital şiddete karşı güvenli internet kullanımı çağrısı’   Dijital şiddetle mücadelede yalnızca maruz kalınan şiddetin değil, dijital ortamın güvenli kullanımının da ele alınması gerektiğini belirten Eylem Kaya, “Çalışmamızın ‘Dijital Şiddeti Önleme ve Güvenli İnternet Kullanımı’ olarak adlandırılmasının nedeni de bu. Çünkü yalnızca maruz kalınan şiddeti konuşmuyoruz. Aynı zamanda dijital ortamı nasıl daha güvenli kullanabileceğimizi de ele alıyoruz. Örneğin konum paylaşımı önemli bir konu. Sosyalleşiyoruz ve elbette gittiğimiz yerleri paylaşabiliyoruz. Ancak tehdit veya takip altında olan bir kadın açısından bulunduğu yerin konumunu paylaşmak gerçekten gerekli mi? Gittiğimiz kafeyi, bulunduğumuz alanı anlık olarak paylaşmak ne kadar güvenli? Bunları tartışıyoruz” diye aktardı.   ‘Dijital şiddet çocukların yaşamını da tehdit ediyor’   Eylem Kaya, dijital şiddetin hesapların ele geçirilmesiyle şantaj ve tehdide dönüşebildiğine vurgu yaparak, “Kullandığımız uygulamalarda iki aşamalı doğrulama sistemlerini kullanmanın önemini anlatıyoruz. Çünkü çoğu zaman çok basit şifreler kullanıyoruz ve bu durum hesaplarımızın ele geçirilmesini kolaylaştırabiliyor. Hesapların ele geçirilmesi üzerinden şantaj, tehdit ve başka şiddet biçimleri ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla yalnızca dijital şiddete maruz kaldığımızda ne yapmamız gerektiğini değil, hayatımızı kolaylaştıran internet ortamını nasıl daha güvenli kullanabileceğimizi de konuşuyoruz. Bunun yanında sosyal medyada çok fazla görünür olmayan ancak öğretmenlerden, okullarda çalışan kişilerden ve ailelerden duyduğumuz ciddi örnekler de var. Özellikle liselerde dijital şiddete maruz kaldığı için intihar eden kız çocuklarının olduğunu aktaran kişilerle karşılaşıyoruz. Bu konuda çocuklarla da çalışma yürüttük” ifadelerini kullandı.   ‘Yapay zekâ dijital şiddetin yeni alanına dönüşüyor’   Dijital şiddet çalışması kapsamında yaklaşık 45 çocukla bir araya geldiklerini söyleyen Eylem Kaya, “Çalışma kapsamında ailelerin talebi doğrultusunda yaklaşık 45 çocukla bir araya geldik. Çocuklar da bize benzer deneyimler aktardı. Bir arkadaşının tehdit edildiğini, fotoğraflarının farklı biçimlerde düzenlenerek kullanıldığını anlattılar. Burada yeni bir alan olarak yapay zekâ da karşımıza çıkıyor. Yapay zekânın hayatımızı kolaylaştıran ve çok önemli olan yönleri var. Ancak güvenli kullanım konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığımızda, bu teknolojiler yeni şiddet ve istismar biçimlerinin ortaya çıkmasına da neden olabiliyor. Bu nedenle yapay zekâ kullanımında da kendimizi nasıl koruyabileceğimizi konuşmamız gerekiyor” dedi.   Amed’de 185 katılımcıyla buluşuldu    Eylem Kaya, dijital şiddeti önleme çalışması kapsamında Amed’in merkez ve ilçelerinde 185 katılımcıya ulaştıklarını belirterek, “Kulp merkeze, Kocaköy’e, Dicle’ye ve Silvan’a gittik. İlçe belediyelerinde çalışmalar gerçekleştirdik. Merkezde ise Ben u Sen, Yeniköy ve Kuça yaşam merkezlerinde kadınlarla bir araya geldik. Ben u Sen’de çocuklarla da ayrıca çalışma yaptık. Burada yaklaşık 30 çocuk yer aldı. Kırsalda ise yaklaşık 15 çocukla çalışma yürüttük. Asıl çalışma alanımız kadınlar olsa da çocuklarla ilgili talep geldiğinde Çocuk Şube Müdürlüğü ile ortaklaşarak bu çalışmaları sürdürebiliyoruz. Şu ana kadar toplam 185 katılımcıya ulaştık. Bu çalışmada özellikle Amed özelinde kadınların hangi dijital platformları kullandığına ilişkin de veri toplamaya çalışıyoruz. TikTok ve Instagram’ın oldukça yoğun kullanıldığını görüyoruz. 185 katılımcı arasında yalnızca bir kişinin Facebook kullandığını tespit ettik. Ancak TikTok kullanan kadınların neredeyse hiçbiri bunu rahatlıkla ifade edemedi. Instagram için de benzer bir durum söz konusu” diye vurguladı.   ‘Kadınlar dijital şiddeti anlatmaktan çekiniyor’   Dijital platformlarda sahte hesap kullanan ya da yalnızca içerik izleyen kadınların dahi ısrarlı takip, mesaj ve aramalara maruz kaldığını dile getiren Eylem Kaya, “Kadınlar bize, ‘Kendi adımıza kullanmıyoruz, sahte hesap açıyoruz, oğlumuzun adını kullanıcı adı olarak kullanıyoruz, profil fotoğrafımızı koymuyoruz, sadece video izliyoruz’ şeklinde anlatımlarda bulundu. Ancak buna rağmen ısrarlı takip, ısrarlı mesaj ve telefon aramaları gibi dijital şiddet biçimlerine maruz kalabiliyorlar. Kadınların önemli bir bölümü yaşadıklarını eşleriyle ya da ailelerindeki erkeklerle paylaşmaktan da çekiniyor. Çünkü yaşadıkları şiddet nedeniyle kendilerinin yargılanmasından korkuyorlar. Bazı kadınlar, ‘Paylaştık ama sosyal yaşamdan koparıldık. Sanki ayıp bir şey yapmışız gibi gösterildik’ şeklinde deneyimlerini aktardı. Bu nedenle kadınlar yaşadıkları dijital şiddeti çoğu zaman anlatmıyor. Yaptıkları şey yalnızca karşı tarafı engellemek ve mesajları silmek oluyor” ifadelerini kullandı.   Dijital şiddetin görünmeyen yüzü   Eylem Kaya, dijital şiddetin yalnızca sosyal medya üzerinden gerçekleşmediğine dikkat çekerek, “Aslında dijital şiddeti diğer şiddet biçimlerinden ayıran temel bir fark yok. Yalnızca gerçekleştiği alan farklı. Ancak bizler bile başlangıçta dijital şiddete karşı ön yargılı yaklaşabiliyoruz. Özellikle ileri yaştaki kadınlarla yaptığımız çalışmalarda bunu çok net gördük. İlk başta ‘Ben dijital şiddete maruz kalmıyorum’ diyen kadınlarla uzun oturumlar gerçekleştirdik. Çünkü dijital şiddetin yalnızca sosyal medya üzerinden gerçekleşmediğini gördük. Örneğin kadınlar anadillerinde olmayan bir telefon görüşmesiyle karşı karşıya kalabiliyor. Telefonun diğer ucundaki kişi Kürtçe, Kurmancî veya Zazakî konuşmuyor ve kadınlardan çeşitli işlemler için onay istiyor. Kadınlar da neye onay verdiklerini bilmeden ‘evet’ diyebiliyor. Bunun sonucunda banka hesaplarına erişilebiliyor, telefonlarına virüs bulaştırılabiliyor ya da farklı mağduriyetler yaşanabiliyor. Bu da dijital şiddetin başka bir yüzünü ortaya koyuyor” dedi.   Dijital şiddete karşı haklarımız var   Kadınların dijital şiddete karşı hukuki hakları ve başvurabilecekleri mekanizmaların bulunduğunu aktaran Eylem Kaya, “Bizim temel amacımız, dijital şiddetin gerçek ve somut bir şiddet olduğunu görünür kılmak. Dijital ortamda gerçekleşmesi, bunun yarattığı zararı ortadan kaldırmıyor. Kadınların bu alanda da hukuki hakları ve başvurabilecekleri mekanizmalar var. Dolayısıyla çalışmamızı ‘Dijital şiddet bir gerçektir, somut bir şiddettir ve buna karşı haklarımız vardır’ yaklaşımı üzerinden sürdürüyoruz” şeklinde konuştu.