İzmir’de hukuk atölyesi: İstanbul Sözleşmesi’ni biz yazdık biz yaşatacağız 2026-10-10 19:29:37   İZMİR - KCDP, “İstanbul Sözleşmesi ve CEDAW Sözleşmesi’ni konuşuyoruz” başlığıyla hukuk atölyesi düzenledi.   İzmir'de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP), “İstanbul Sözleşmesi ve CEDAW Sözleşmesi’ni konuşuyoruz” başlığıyla Alsancak’ta bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde hukuk atölyesi düzenledi. Düzenlenen atölyede avukat Zelal Güneri ile avukat Elif Selin Erel sunum yaptı. Atölyeye birçok kadın katıldı.   Atölye, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmek amacıyla düzenlenen oyunla başladı. Avukat Zelal Güneri, Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), avukat Elif Selin Eren ise İstanbul Sözleşmesi’ne dair sunum yaptı.   ‘CEDAW, toplumsal cinsiyet kalıplarını değiştirme yükümlülüğü getiriyor’   İstanbul Sözleşmesi’nin ev içi şiddetle alakalı daha özel bir sözleşmeyken CEDAW’ın kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi olduğunu ifade eden Zelal Güneri,  “Toplumsal cinsiyet kalıp yargıları kadınların ve erkeklerin yerine getirmeleri gereken rol ve rollere ya da sahip olmaları gerektiği düşünen, özellikle tavırlara ilişkin geliştirilmiş inanç ve ön kabullerdir. CEDAW özellikle de yaptığı genel tavsiye kararlarıyla toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının bertaraf edilmesi için devletlere ciddi yükümlülükler de yüklüyor. CEDAW'a biz 1985'ten beri tarafız Türkiye olarak. Hala da tarafız. Bir Birleşmiş Milletler sözleşmesi. Ve dünyada da 189 ülke. Yani tabii daha sonra 2 ya da 3 ülke falan var. O da işte bir Afrika ülkesi. İşte Amerika imzaladı fakat Uygulama Kanunu'nu yapıp yürürlüğe sokmadı. Amerika imzaladı ama tam taraf değil usulü tamamlamadığı için.CEDAW’ın 5’nci maddesinde en önemli olan da basmakalıp rollerden bahsediyor. Aynı zamanda devletlere, kadınların ve erkeklerin aşağı veya üstün olduğu ya da basmakalıp rollere sahip oldukları düşüncesine dayanan ön yargı ve gelenekleri ortadan kaldırmak amacıyla sosyal ve kültürel davranış kalıplarını değiştirmeye yönelik tedbir alma yükümlülüğü getiriyor. CEDAW’ın yine 5’nci maddesinde ailede verilen eğitimin toplumsal bir işlev olarak anneliğin gerektiği şekilde anlaşılmasını,  annelik ve kadının yaşadığı o ikincil durumu da görüyor ve buna da ayrıca parmak basılması gerektiğini söylüyor” dedi.   ‘Uluslararası yaptırım olmasa da CEDAW kararlarını iç hukukta kullanabiliriz’   CEDAW’ın özellikle aile içerisinde kadının ve çocuğun statüsüyle ilgili de devletlere pozitif yükümlülükler yükleyen bir sözleşme olduğunu kaydeden Zelal Güneri, “CEDAW’ın 5’inci maddesi, toplumsal cinsiyet ve kalıp yargılarla ilgili olarak Türkiye dâhil tüm taraf devletlere, sıkı biçimde bağlayıcı bir sorumluluk ve tedbir alma yükümlülüğü getiriyor; ayrıca bu konuda çok sayıda tavsiye kararı da bulunuyor . Bir de biz ülke olarak taraf olduğumuz için bu CEDAW'ın gerektirdiği şekilde bir rapor hazırlamak ve her yıl bunu sunmak zorundayız. Ama kalıp yargılarla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin herhangi yakın zamanlarda çıkarmaya başladılar. Kalıp yargılarla ilgili bir ayrımcılığa uğradığınız noktada CEDAW Komitesi'nin çok güzel kararları var. Türkiye'yle ilgili de var hatta bir tane. RKB kararı olması lazım. AİHM kararları kadar bağlayıcı onlar gibi bağlayıcı değil. Bir yaptırım yükümlülüğü yok. Ama uluslararası antlaşmalarda zaten en büyük şey sorun, problem uluslararası bir yaptırım merciinin olmaması. Ama bu bizim iç hukukta bunları kullanmayacağımız, bu yolları denemeyeceğimiz anlamına gelmiyor” ifadelerini kullandı.   Daha sonra avukat Elif Selin Erel, İstanbul Sözleşmesi ve 6284’e dair sunum yaptı.   ‘Etkin hukuk sistemi olmazsa cezalandırma söz konusu olamaz’   İstanbul Sözleşmesi’nin de tıpkı CEDAW gibi kadına yönelik şiddeti insan hakkı ihlali olarak tanımladığını dile getiren Elif Selin Erel, İstanbul Sözleşmesi’nin dezavantajlı grupları koruduğunu söyledi. Elif Selin Erel, “İstanbul Sözleşmesi kadınları korurken evli olup olmadığına bakmaz. Bir kişinin şiddet gördüğü kişi tarafından onlar evli mi imam nikahlı mı bunlara bakmaz direkt olarak korumaya amaçlar. Bu da koruma kapsamını dolayısıyla genişleten bir şey. Aile içindeki bireylere karşı da korur. Nasıl korur? Aslında İstanbul Sözleşmesi'nin şöyle 4P yöntemi diye bir şeyi var. Önce önle diyor. Önleme, sonra koruma diyor. Sonra cezalandırma, sonra da bütüncül politikalar. Şiddetten başlamadan şiddet daha başlamadan daha başlamadan şiddet eşitliği eğitimi veya işte şiddet varsa tedbir alırsınız. Tedbir alamadıysanız bir olay gerçekleştikten sonra ceza almanız gerekir. Aynen o şekilde ilerliyor zaten. Önce önle. Tabii ki okullarında müfredatını koyarak bilinçlendirme yaparak, hukuki reformlar yaparak ve bunları açıklayarak yapabiliriz. Daha sonrasında da koruma sistemi devreye girmesi gerekiyor. Bunun çözümünde tabii ki etkin bir hukuk sisteminin rol oynaması gerekiyor. Etkin hukuk sistemi olmazsa cezalandırma zaten söz konusu bile olamaz” diye belirtti.   ‘İstanbul Sözleşmesi’ni biz yazdık biz yaşatacağız’   Dava takiplerinin en büyük amacının orada hukuksuz bir yargı sürecine müdahale etmek olduğunu dile getiren Elif Selin Erel, şunları kaydetti: “Kadının gerçekten çok çirkin yakıştırmalarla şiddeti ve hatta ölümü hak ettiğine kadar varacak bazı kararlar olabiliyor. Birlikte ses çıkardığımız zaman çok daha güçlü oluyor. Savcıları  da hakimlerin de harekete geçiyoruz.İstanbul Sözleşmesi'ni biz kabul ettik tamam bunu nasıl uygulayacağız? Bunun için bir iç hukuk sistemimizde kanuna ihtiyacımız var. Bu kanun da İstanbul Sözleşmesi’dir. İstanbul Sözleşmesi'nin yansıması olarak iç hukukumuza alınıp kendi kanunumuz. Dokunmaya çok çalıştıkları, uygulamaktan kaçınmaya çalıştıkları kanunu  biz yazdık, biz, yaşatacağız, biz uygulattıracağız diye bizim de sloganımız haline geldi kanunumuz.”    Atölye, “Asla yalnız yürümeyeceksin” sloganıyla sona erdi.