OHAL’de Ankara: Yüksel’de zırhlılar, ‘kaldırım’ karakolları, özel harekâtçılar 2017-10-17 09:18:08   Duygu Erol   ANKARA - Kürdistan'da fiili olarak sürdürülen sıkıyönetim uygulamaları, OHAL ilanı ile beraber Türkiye geneline yayıldı. Sıkıyönetimin aslında hiç bitmediği Kürdistan’dan sonra, OHAL’in yüzünü en net gösteren Türkiye kentleri arasında Ankara yer alıyor. Kızılay Meydanı’nın birçok noktasına özel harekât polisleri  ve polis noktaları konuşlanırken, bu durumun en belirgin görüldüğü yer ise adeta ‘kaldırım karakolu’ oluşturulan Yüksel Caddesi. Özel harekâtçılara ‘nokta görevi’ kapsamında ani gelişebilecek olaylara müdahale etme hakkı da verildi.    Yüksel Caddesi'nde polis noktasının karakola çevrilmesinin ardından “güvenlik” iddiasıyla özel harekat polisleri ve zırhlı araçlar Kızılay'ın belli noktalarına konuşlandı. Buna göre, özel harekatçılara ‘nokta görevi’ kapsamında ani gelişebilecek olaylara müdahale etme hakları verildi.   15 Temmuz ‘darbe girişimi'nin ardından siyasi iktidar, "darbecilerle mücadele” adı altında 20 Temmuz 2016 tarihinde Olağanüstü Hal (OHAL) ilan etti. OHAL ilanı ile beraber özyönetim alanlarında, Kürdistan'da devam eden OHAL ve sıkıyönetim uygulamaları ülke geneline yayılarak, yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile meşrulaştırılmaya çalışıldı.    OHAL ve KHK'ler ile birlikte, ülke tamamen hukuksuz uygulamalarla, insan hakları ihlalleri, ihraçlar, açığa almalar, işkenceler ve yoğun çatışmalı süreçler ile yönetilmeye başlandı. Bütün bu hukuksuzlukların en yoğun yaşandığı yerler ise Kürdistan, Ankara ve İstanbul. Kürdistan'da zırhlı araçlar ve özel harekat polisleri şehirlerde beklerken, Ankara'nın da birçok noktasında bu uygulama yoğunlaştı.    Kürdistan’da özyönetimlerin ilanı   İlk olarak 12 Ağustos 2015 tarihinde Cizre, Silopi, Şırnak ve Nusaybin'de özyönetim ilanları ardından 13 Ağustos 2015 tarihinde Muş’un Varto ilçesinde, Varto Kent Meclisi Eşbaşkanı Mustafa Doğan tarafından ilan edilmişti. Mustafa Doğan’ın açıklamasının ardından, DBP’li diğer belediyeler de tüzüğünde yer alan özyönetim ilanlarını gerçekleştirmişti.    İlk özyönetim ilanlarının ardından kendi parti tüzüğünde de yer alan DBP'li belediyeler, halk meclisleri ile beraber Hakkari, Yüksekova, Sur, Silvan ve birçok il ve ilçede özyönetimlerini ilan etti. Tüzüklerinde yer alan projelerini gerçekleştirmek isteyen DBP'li belediyeler, "Kürt halkı olarak demokratik ve meşru yöntemlerle kendimizin seçtiği yönetimler tarafından yönetilmek istiyoruz" diyerek, özyönetimlerini deklere etti.   Devletin özyönetime cevabı: Kadın bedeninin teşhiri   Ancak ilanların ardından, DBP'li İl Başkanı ve parti yöneticilerinin evlerinin de aralarında bulunduğu adreslere operasyonlar düzenlenerek gözaltılar başladı. Devlet, özyönetim ilanına gözaltı ve tutuklama operasyonları ile yetinmeyip saldırılar ile karşılık verdi. Öyle ki; militarizmin cinsiyetçi ideolojisi çerçevesinde Varto'da YJA-Star'lı Kevser Eltürk (Ekin Wan), katledilerek çıplak fotoğrafları sosyal medyada teşhir edildi. Devlet, özyönetim ilanına ilk faşizan uygulamasını katlettiği gerilla kadınının bedenini teşhir ederek gerçekleştirdi.    OHAL’den önce ‘sokağa çıkma yasakları’   Bu uygulama ile Kürdistan'ın birçok yerinde ‘sokağa çıkma yasakları’ ilan edilmesinin ardından sivil halka ve özyönetim ilan eden parti üyelerine yönelik ciddi saldırılar gerçekleşti. Kürdistan adeta ilan edilmeyen fiili sıkıyönetim uygulamaları ve yine fiili OHAL ile yönetildi. ‘Sokağa çıkma yasakları’ ile beraber Kürdistan'da özel harekât polisleri, bordo bereliler sokaklarda askeri operasyonları yoğunlaştırdı. ‘Sokağa çıkma yasakları’nın ilan edildiği il, ilçe, mahalle ve sokaklarda şiddetli çatışmalar yaşandı, şehirler bombalandı. Yüzlerce insan bodrumlarda bombalanarak katledilirken, evlerini terk etmeyen sivil halka yönelik katliamlar gerçekleşti.    AİHM, AİHS tanınmadı, ihlal edildi   Uzun süren sokağa çıkma yasaklarının ardından yüzlerce insan katledilirken, binlerce insan da gözaltı ve tutuklama operasyonları ile saldırıya maruz bırakıldı. Kürdistan'da bütün bunlar yaşanırken, yaşanan hukuksuzlukların ört pas edilmesi için, AİHM kararları ve AİHS tanınmadı ve Kürdistan'da yaşanan hukuksuzluklara sessiz kalındı. Kürdistan'da katliamların yaşandığı ve sokağa çıkma yasağı ilan edilen yerlerde, katliamların izini kaybetmek ve kültürel mirasları yok etmek için hala sokaklarda askerler ve zırhlı araçlar bekliyor.    15 Temmuz ve Türkiye'de zırhlı araçların sokağa inmesi   Kürdistan'da yaşanan katliamların ardından ise 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişimi ile İstanbul ve Ankara'da, Kürdistan'dan sonra yine asker ve zırhlı araçlar sokağa indi, Ankara ve İstanbul savaş uçaklarıyla bombalama yaşandı. Bir gecede onlarca insan hayatını kaybetti. ‘Darbe girişimi'nin ardından 20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen ve uzatılan OHAL ile birlikte sivil darbe mekaniği devreye girdi.    OHAL kapsamında yayınlanan KHK'ler ile ise ilk yaptırım AİHM'in askıya alınması, kadın kurumlarının kapatılması ve Kürdistan'daki savaşa karşı barışı savunan akademisyenlerin ihraç edilmesi olmuştu. OHAL'in ardından ilan edilen onlarca KHK ile binlerce kamu emekçisi ihraç edildi, açığa alındı, sürgün edildi, yüzlerce kurum, dernek, sivil toplum örgütü kapatıldı.    Anıtı ablukaya alan OHAL karanlığı   Yaşanan ihraçların ardında ise KHK'lerin hukuksuzluğunu dile getirmek ve işlerini geri almak için akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça, "İşimizi geri istiyoruz" diyerek Ankara Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde direnişe başladı. Direnişlerinin 120. gününde açlık grevine başlayan Nuriye ve Semih, açlık grevlerinin 76. gününde tutuklandılar. Nuriye ve Semih'in Yüksel Caddesi'nde devam eden direnişini söndürmek için, Türkiye hatta dünya ilk defa bir heykel bariyerlerle kapatılarak polis denetimine alındı.     Özel harekâtçılar ve zırhlı araçlar bekleyecek   Nuriye ve Semih'in tutuklanmasının ardından Yüksel direnişi destekçiler tarafından devam ederken, Yüksel Caddesi'nde polis noktası oluşturuldu. Şimdilerde ise polis noktası kurşungeçirmez bariyerlerle kapatılarak adeta karakola çevrildi.    Yüksel Caddesi'nde polis noktasının karakola çevrilmesinin ardından “güvenlik” iddiasıyla özel harekat polislerinin ve zırhlı araçların Kızılay'ın belli noktalarında beklemeleri ve nokta görevi kapsamında ani gelişebilecek olaylara müdahale etme hakları verildi.