'İktidar kadın hareketinin deneyimini hesaba katmıyor' 2017-11-01 09:10:09   Esra Aydın    ANKARA- Müftülere nikah kıyma yetkisi veren tasarının onaylanmasının ardından gündeme getirilen ‘boşanmada arabuluculuk’ düzenlemesini değerlendiren HDP Kadın Meclisi ve MYK üyesi Gülsen Ülker, "Türkiye kadın hareketinin deneyimi, cesareti hiç hesaba katmıyorlar, bunları mutlaka geri çevireceğiz. Tabi ki çok fazla mücadele etmemiz gerekiyor ve daha fazla uyanık olmak gerekiyor. Umutsuzluğa hiç bir zaman kapılmamıza gerek yok, ne yaptıkları açıkça ortada" dedi.     Müftülere nikah kıyma yetkisi veren ve cinsel istismar suçunun önünü açacak olan Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı kadınların tüm itirazına rağmen Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Kadınlar müftülük yasasının kazanılmış haklarına ve Medeni Kanuna bir saldırı olduğunu belirtirken, tasarının devamında gündeme getirilen “boşanma sürecinde arabuluculuk düzenlemesi” de tepkilere sebep oldu. HDP Kadın Meclisi üyesi ve Merkez Yürütme Kurulu Üyesi (MYK) Gülsen Ülker, boşanmada arabuluculuğun yeni tehlikeleri beraberinde getireceğini belirtirken, düzenlemeye ilişkin değerlendirmelerde bulundu.    'İstanbul Sözleşmesi yerine getirilmiyor'   Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan'ın 2010 yılında kadınlarla yaptığı toplantıda "Ben kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum" söylemini hatırlatan HDP Kadın Meclis üyesi ve MYK üyesi Gülsen Ülker, bunun bugün yaşanılanların işaret fişeği olduğunu söyledi. Tayyip'in ve AKP'lilerin bu söylemlerinin ardından kürtaj yasasını değiştirme denemelerinin ve kadına yönelik geliştirilen şiddetin yaratılan savaşı derinleştirdiğini ve kadınların yaşamlarının hedef alındığını belirten Gülsen, "Türkiye ve Kürdistan'daki kadınların kendi yerelliğinde geliştirdikleri mücadele sonunda edinilmiş kazanımlara yönelik bir savaş yürütülüyor. Bu adımlardan biri de müftülere nikah yetkisi verilmesi" şeklinde konuştu.    ‘Türkiye sözleşme hükümlerini yerine getirmiyor’   Müftülük yasasını ve boşanmada arabulucuk konusuna Türkiye’nin tarafı olduğu İstanbul Sözleşmesi’ni hatırlatarak devam eden Gülsen şöyle konuştu:  "Bu sözleşme Türkiye'nin ilk imzacısı olduğu ve İstanbul'da imzalandığı için adını İstanbul Sözleşmesi olarak konulan ve kadına yönelik şiddeti önlemek için yapılan bir sözleşmedir. Türkiye sözleşme hükümlerini yerine getirmiyor. Örneğin İstanbul sözleşmesinde arabulucuğun, kadına yönelik şiddetti arttırdığı için söz konusu olamayacağı yazıyor.”   İktidarın temel kaygısının ‘ne yapsak da kadınların boşanmasını önlesek’ olduğuna dikkat çeken Gülsen, “Bütün bunlar kadının itaat etmeye, evde kalmaya ve yaşadıkları her şeyi sineye çekmeye zorlayan bir husustur" şeklinde konuştu.    ‘Çünkü kazanımlar bütün kadınlar içindi’   Gülsen, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Diyanet ile birçok protokol imzaladığını hatırlatarak, konuşmasını şöyle sürdürdü: "2015 yılına kadar da resmi nikah olmadan din adamların nikah kıyması ceza konusuydu. Ancak bu değişti, 2015 itibariyle bu cezayı kaldırdılar. Bugün de din adamlarının nikah kıymasını yaygın hale getirdiler. Bunun neresinden baksanız bir ayrımcılık, toplumu ikiye bölmeye yönelik girişimdir. Üstelik bu dindar, muhafazakar kadınların da alehine bir durumdur. Çünkü kazanımlar bütün kadınlar içindi."    'Kadın hareketinin deneyimi hesaba katmıyorlar'   Türkiye ve Kürdistan'daki kadınların mücadele içindeki en aktif kesim olduğunu belirten Gülsen, kadınların kamusal alandaki girişimlerinin iktidar tarafından biçimlendirilmeye çalışıldığını dile getirdi. Gülsen, “Özellikle 2000’li yıllarda ciddi kazanımlar var. Bu kazanımlar kadınların kendi mücadeleleriyle elde ettikleri kazanımlardır. İktidar buna gözünü dikmiş durumda. Ama Türkiye kadın hareketinin deneyimi, cesareti hiç hesaba katmıyorlar, bunları mutlaka geri çevireceğiz. Tabi ki çok fazla mücadele etmemiz gerekiyor ve daha fazla uyanık olmak gerekiyor. Umutsuzluğa hiç bir zaman kapılmamıza gerek yok, ne yaptıkları açıkça ortada" diye konuştu.