Eren Keskin: Meşrulaşan şiddet ilk olarak kadını vuruyor 2017-11-23 20:05:29       İSTANBUL - SES İstanbul Şubesi tarafından 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla düzenlenen panelde konuşan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, "Şiddet bir yerde meşrulaşınca ilk olarak kadını vuruyor. Kadına yönelik şiddeti militarizmden, ırkçılıktan ve kapitalizmden ayrı düşünemeyiz" dedi.    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İstanbul Şubesi tarafından İstanbul Tabip Odası'nda, 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü nedeni ile şiddet ve kadın konulu bir panel düzenlendi. Panele insan hakları savunucusu Eren Keskin konuşmacı olarak katılırken, çok sayıda sağlık emekçisi de dinleyici olarak panelde yer aldı.      Panelde ilk olarak SES Genel Başkanı Gönül Erdem kısa bir konuşma yaptı. Zor bir dönemden geçildiğini söyleyen belirten Gönül, bu zor zamanlarda yan yana olmanın önemli olduğunu ifade ederek, "Yan yana gelişimizi engellemeye çalışan bir zinhiyetle karşı karşıyayız. Bizi mümkün olduğunca yanlızlaştırmak istiyorlar. Yanlızlaştıkça bireysellikçe korkutça amaçlarına ulaşmış olacaklar. Evet tarihin hiçbir döneminde kadınlara bu kadar çok saldırı olmadı. Sistematik bir şekilde savaş politikası var. Büyük bedeller ödeyerek kazandığımız haklarımızı elimizden almaya çalışıyorlar. Biz kadınlar en çok korktuğu kesimleriz. O nedenle bize çok saldırıyorlar. Elbette buna karşı büyük bir itiraz geliştiriyoruz. Bu itirazlarımızla bize koydukları yasakları tanımadığımızı gösteriyoruz" dedi.     Daha sona söz alan İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı  Avukat Eren Keskin konuştu.  Kadına yönelik şiddetin militarizmden ayrı düşünülemeceğini belirterek, sözlerine başlayan Eren, bu coğrafyanın bir savaş coğrafyası olduğunu dile getirdi. Bu toplumun konuşmasa bile ilk suçunun "1915 Ermeni Soykırımı" olduğunu söyleyen Eren,o dönemki egemen zihniyetin cumhuriyein de kurucusu olduğu düşünüldüğünde, sorumluların ortada olduğunu kaydetti. "Ermeni Soykırımı'nın aynı zamanda bir kadın kırımı olduğuna dikkat çeken Eren, "Kadına yönelik şiddeti türk islam sentezinden ayrı düşünmek mümkün değil" dedi.    990'larda gözaltındaki hemen her kadının çırıl çıplak sorgulandığını hatırlatan Eren, bu konunun hiç konuşulmadığını adeta bir tabu olduğunu ifade etti. Eren, "Bu konuda neler yapabilirim?" diye düşünürken Almanya'dan gelen bir avukatla birlikte gözaltında cinsel taciz ve hukuki yardım bürosunu kurduklarını dile getiren Eren, cezaevlerini gezmeye başladıklarını belirtti. Cinsel işkencenin belgelenmesi zor bir işkene biçimi olduğunu söyleyen Eren, tacize maruz bırakılan kadının durumumun belirlenmesi için gerekli belgelerin alınmasının önemli olduğunun altını çizdi. Eren, fiziksel olarak bunu ıspatlamanın zor olduğu için psikolojik rapor alınması gerektiğine işaret ederek, bu konuda geçmiş dönemlerde psikolojik raporların düzgün yazıldığını ancak bu raporları yazanlar hakkında soruşturmalar açıldığını sözlerine ekledi.     'Sadece 2 korucu cinsel suç nedeni ile ceza aldı'   Sadece siyasi nedenlerle tutuklanan kadınların değil adli suçlar nedeni ile gözaltına alınan kadınların da cinsel işkenceye maruz bırakıldığını kaydeden Eren, şu ana kadar 600 civarında kadının kendilerine başvuru yaptığı bilgisini paylaştı. Kadınların çoğunun cinsel şiddet olaylarının duyulmasını istemediğine de değinen Eren, bugüne kadar yapılan başvurulardan sadece 2 korucunun cezalandırıldığını söyledi. Bu konuda büyük bir cezasızlık söz konusu olduğunu dile getiren Eren, "Musa Çitil'in görev yaptığı dönemlerde de çok fazla taciz olayı oluyordu. Bugün Musa, Sur'u bombalayan ekibin başında. Çünkü işkence, cinsel işkence bir devlet politikası" dedi.     Bu dönemde bile çok yoğun oranda cinsel işkence uygulandığını söyleyen Eren, "Şuanda cezaevlerinde 90'larda bile olmayan bir uygulama var. Koğuşların içinde bile kamera var" dedi.    Şiddetin meşrulaştığı bir dönemden geçildiğini ifade eden Eren, son olarak şöyle konuştu: "Eskiden biz yapmadık diyorlardı. Şimdi jandarma kendi sosyal medya hesabından bunu paylaşıyor. Cemaatçilere korkunç işkence yapıldı ancak hiçbiri başvuru yapmıyor. Koğuşta doğum yapmaya zorlanan kadınlar var, ancak başvuru yapmıyorlar. Bizim barışı savunan yazılarımıza soruşturma açılırken, işkenceyi savunan yazılara hiçbirşey yapılmıyor. Şiddet meşrulaşmış ve bir yerde meşrulaşınca ilk olarak kadını vuruyor. Kadına yönelik şiddeti militarizmden, ırkçılıktan, kapitalizmden ayrı düşünemeyiz."   Panel, soru cevap bölümü ile sona erdi.