1930 Ağrı Kanunu’ndan 696 sayılı KHK’ye bir ‘devlet geleneği!’ 2017-12-25 09:13:04   HABER MERKEZİ - OHAL kapsamında çıkardığı KHK ile paramiliter güçlere sınırsız katletme yetkisi veren AKP hükümetinin neyi amaçladığı tartışma konusu olurken, Zilan Katliamı öncesinde “özel” olarak çıkarılan 1930 Ağrı Kanunu’nun birinci maddesi ile 1924 tarih ve 442 Sayılı Köy Kanunu’nun 74. Maddesi’nde yer alan benzer ifadeler dikkat çekiyor.    AKP hükümeti, Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında  dün sabah çıkardığı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile paramiliter güçlere sınırsız katletme  yetkisi verdi. 696 sayılı KHK’nin 121. Maddesinde, “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2017 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fırka hükümleri uygulanır” ifadelerine yer verildi. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasının bulunduğu söz konusu düzenleme kapsamında Ankara Kızılay’da açılan Halk Özel Harekat (HÖH), Kürdistan’da bulunan Ak Ocaklar gibi paramiliter yapılanmalarda faaliyet gösteren “sivil” görünümlü güçlere, halka yönelik katliam girişimlerinde “yargı muafiyeti” getirildi.  Buna göre, AKP tarafından “terör” eylemi olarak adlandırılan her eylem, etkinlik açık hedef haline getirilirken, ırkçı saldırganlar yargılanmaya dahi gerek duyulmayacak.   İlk değil   Ancak KHK ile yasallaşan katletme yetkisi ilk değil. Katliamlarla dolu Türkiye tarihinde daha önce de korucu ve benzeri isim altındaki güçlere yasalarla sınırsız katletme yetkisi verildi. Zilan Deresi'nde 1930 yılında 15 bini aşkın Kürt'ün katledildiği 220 köyün ise tamamen yok edildiği Zilan Katliamı öncesinde “özel” olarak çıkarılan 1930 Ağrı Kanunu’nun birinci maddesinde şu ifadelere yer veriliyordu:    Zilan’da da suç değildi!   “Madde 1: Erciş, Zilan, Ağrı dağ havalisinde vuku bulan isyanda, bunu müteakip Birinci Umumi Müfettişlik mıntıkası ve Erzincan Pülümür kazası dahilinde yapılan takip ve te’dip hareketleri münasebetiyle 20 Haziran 1930’dan 1 Kanun-ı Evvel 1930 tarihine kadar askeri kuvvetler ve devlet memurları ve bunlar ile birlikte hareket eden bekçi, korucu, milis ve ahali tarafından isyanın ve bu isyanla alakadar vak’aların tenkili emrinde gerek müstakilen ve gerekse müştereken işlenmiş ef’al ve hareket suç sayılmaz.”    Yine günümüzde de geçerliliğini koruyan 1924 tarih ve 442 Sayılı Köy Kanunu’nda sivil yapılanmalara katliam yetkisi veren 73 ve 74’üncü maddelerde şu ifadeler yer alıyor:  “Madde 73 - Korucular silahlıdırlar. Kendilerine karşı gelenler jandarmaya karşı gelmiş gibi ceza görürler.    ‘Eli silah tutanlar…’   Madde 74 (1) - Köy muhtarı ve ihtiyar meclisi mahsul zamanlarında çapulcular ve eşkiya türemiş ise yağmadan köy halkını korumak için köylünün eli silah tutanlarından lüzumu kadarını gönüllü güvenlik korucusu ayırarak bunların isimlerini bir kağıda yazıp kaymakama götürür. Kaymakamın müsaadesi olursa bu gönüllü güvenlik korucuları asıl korucularla beraber yağmacılara ve eşkıyaya karşı köy ve köylüyü korurlar.”   Ne amaçlanıyor?   Son çıkarılan 696 sayılı KHK’nin 121. Maddesinde de benzer ifadelerle paramiliter güçlere açık açık katliam yetkisi veren iktidarın neyi amaçladığı tartışma konusu olurken, hükümetten konuya ilişkin halen bir açıklama gelmedi.