Cumartesi Anneleri: Savaşa karşı barışta ısrarcıyız 2018-02-03 13:43:57   İSTANBUL - Cumartesi Anneleri, 671'nci kez bir araya geldiği Galatasaray Meydanı'nda, TTB'ye yönelik soruşturma, gözaltı ve baskılara dikkat çekerek, "Şiddete karşı diyalogu, savaşa karşı barışı talep etmekte ısrar edeceğiz" dedi.    Cumartesi Anneleri 671'nci kez Galatasaray Meydanı'nda bir araya geldi. "Kayıplar belli failler nerede" pankartının açıldığı eylemde, pankartın üzerine kırmızı karanfiller ve beyaz tülbent bırakıldı, kayıpların fotoğrafları taşındı. Eylemde bu hafta, 1995 yılında gözaltında kaybedilen eczacı Ayşenur Şimşek' için bir araya gelindi.    Eylemde konuşan Ayşenur'un kardeşi Ercan Şimşek, ablasının katledilmesinin nedeninin taşıdığı "Savaşa hayır" pankartı olduğunu belirterek, "Savaşın adeta bir ideoloji haline getirildiği, savaşın bir an önce durdurulması veya en son tercih edilmesi gerektiğini söylemenin bir terör suçu haline geldiği bu günlerde Ayşe'nin o gün yaptığı eylem daha anlamlı bir hale geliyor" diye konuştu.   Galatasaray Meydanı'nda 23 yıldır bekleyen insanların acılarının içinde adeta  ateş olduğunu dile getiren Ercan, "Ama bu ateş, bu köz Ayşe ve onun gibilerin ta kendisi. Eğer bugün zalimler tüm güçlerine rağmen, insanlık için sadece doğruyu söyleyenlerden, elinde silah olmayanlardan bu kadar korkuyorsa bu közün sayesinde. İşte bu yüzden ben yıllardır bu acıya bu yüzden sahip çıkıyorum. Onların düşünceleri onurumuzdur ve biz bu onura sahip çıkmaya devam edeceğiz" sözlerini kullandı.    Ardından Ayşenur'un annesi Şerife Şimşek'in yolladığı mektup ablası Fatma Şimşek tarafından okundu.    Şerife, "Ayşenur'um" diye başladığı mektupta, "Senden sonra diye başlayan bir cümle kuramıyorum, senden sonrası olmadı ki hiç. Sen hep yanımdasın, benimlesin. Yine de bilmelisin ki dalından kopan yaprak gibi soldum, hayatın bütün renkleri simsiyah bir renge büründürdüler sanki" diye devam etti.   Ayşenur'un kaybedilmesinin üzerinden 23 yıl geçtiğini hatırlatan Şerife, "Hep anlatırdın dünyanın adaletsizliğini, insanların hak ettiği biçimde yaşayamadığını, kızardım sana ama içimden de haklı olduğunu bilirdim, başına birşey gelsin istemezdim. Çünkü biliyordum ki, ülkemizde onur, adalet, eşitlik ve haklılık gibi kavramların yerine, katillik, hırsızlık onursuzluk el üstünde tutuluyor" ifadelerine yer verdi.     Her anne gibi çocuğunu korumak istediğini dile getiren Şerife, mektubuna şöyle devam etti: "Ama ben koruyamadım kızım. Varlığını vatandaşlarıyla karşılıklı eşit ilişkiye dayandırmak yerine baskı, cinayet ve korkuyla hüküm süren bir devlet elbette ki senin ve senin gibilerin haklı olduğunu bildiği için ama bu hırsızlık, bu ahlaksızlık düzeni bozulmasın diye sizleri de öldürmek zorundaydı. Çünkü aydınlık fikirlerden korkuyordu, tek bildiği şeyi yaptı, sabıka dosyasına bir cinayet daha ekledi.""   Ayşenur'u katledenlerin bulunacağına dair umudunu yitirmediğini belirten Şerife, "Ülkemizde çok şey değişmedi. Karanlık biraz daha koyulaştı sadece. Yine senin gibi sadece insanların mutluluğu için yüreklerini kavgaya atanları öldürmekle kalmayıp, zulmün hükümdarlığına güvenerek herkesi öldürmek istiyorlar. Korku bir gölge gibi hep onları takip ediyor" ifadelerini kullandı.  Şerife mektubuna, o gün katleden zihniyetin bugün de bıkmadan usanmadan devam ettiğini, Ayşenur'un umudunu ve direncini taşıdığını vurgulayarak mektubunu sonlandırdı.    Eylem Cumartesi insanlarından Yeter İşler'in basın açıklamasını okumasıyla devam etti.    TTB yöneticilerine yönelik soruşturma ve gözaltıları hatırlatan Yeter, "Bu süreç yaşanırken biz de gözaltında kaybedilen bir sağlık emekçisini, eczacı Ayşenur Şimşek'i anıyoruz" diye belirtti.    'Suç olan savaş propagandası yapmaktır'   Savaş karşıtlarına dönük baskılara işaret eden Yeter, "Bir kez daha hatırlatıyoruz; Türkiye'de yürürlükte olan hukuk, anayasa ve Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmeler açısından 'barış talebi' haktır. Yine Türkiye'nin de taraf olduğu Kişisel ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme' de 'Savaş propagandası ve düşmanlığı savunma yasağı' vardır. Kısacası; hukuki açıdan suç olan savaş karşıtı olmak değil, savaş propagandası yapmaktır" diye konuştu.    Hükümeti savaş ve savaşın yıkıcılığı konusunda uyarmanın tüm yurttaşların hakkı olduğunu söyleyen Yeter, "Asıl bu hak ve özgürlüğümüzü engellemek suçtur" ifadesini kullandı. Yeter, kayıp yakınları ve tanıklık eden hak savunucuları olarak şiddet politikalarını en derinden yaşayanlar olduklarını işaret ederek, "Şiddete karşı diyalogu, savaşa karşı barışı talep etmekte ısrar edeceğiz. Ülkenin karşılaştığı bütün sorunları, taciz edici olsalar bile, şiddete başvurmaksızın, diyalogla çözmenin demokrasinin gereği olduğunun altını çizmeye devam edeceğiz" şeklinde konuştu.    Yeter, Ayşenur'un 27 yaşında iken gözaltında kaybedildiğini söyleyerek, hikayesini şöyle anlattı: "27 yaşındaki Ayşenur Şimşek Ankara'da yaşıyordu.1990 yılında Hacettepe Eczacılık Fakültesi'nden mezun olduktan sonra eczacı olarak çalışmaya başladı.1991 yılından itibaren de sağlık emekçilerinin örgütlenmesi çalışmalarının içinde yer aldı ve Sağlık -Sen Ankara Şubesi Kurucu Başkanı oldu. Bu çalışmaları sırasında iki kez gözaltına alındı uzun süre gözaltında tutuldu ve ağır işkence gördü. Ailesini defalarca telefonla arayan kişiler 'Bu işleri bırakmazsa sonu kötü olur' diyerek tehditlerde bulundu. 1993 yılının Ekim ayında hakkında bir yakalama kararı çıkartılan Ayşenur Şimşek, polis tarafından arandığı için ailesinin evine gidemedi ancak haberleşmeleri 24 Ocak 1995 tarihine kadar düzenli olarak devam etti. Bu tarihten sonra Ayşenur Şimşek'ten haber alınamadı."   'Ailesi 79 gün sonra Ayşenur'un izine ulaştı'   Haber alınamamasının ardından ailenin emniyete, savcılığa ve İçişleri Bakanlığı'na başvuruda bulunduğunu kaydeden Yeter, "Aileye 'gözaltına alınmamıştır' denildi. Tüm yasal girişimleri sonuçsuz kalan aile, 21 Mart 1995 tarihinde yaptıkları basın açıklaması ile arama kampanyası başlattı. Kampanya devam ederken bir gazetede yayımlanan haber üzerine savcılığa başvuran ailesi 79 gün sonra Ayşenur'un izine ulaştı" diye belirtti.     'Bedeninde işkence izleri vardı'   Yeter, otopsi raporuna göre Ayşenur'un 28 Ocak 1995 tarihinde katledildiğinin tespit edildiğini söyleyerek,  "Bedeninde işkence izleri vardı. Kafasından ve göğsünden ateşli silahla yakın mesafeden vurulan Ayşenur Şimşek 29 Ocak 1995 tarihinde Kırıkkale yolunda bulunmuştu. Ailesi devletin tüm kurumlarına başvurmasına rağmen, Ayşenur'un cansız bedeni üç hafta boyunca morgda bekletildikten sonra 'kimliği meçhul kişi' olarak Kırıkkale kimsesizler mezarlığına defnedilmişti" diye konuştu.    "Ayşegül Şimşek Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ve Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar'ın emrindeki Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından gözaltına alındı, işkence gördü ve kaybedildi" diyen Yeter, dönemin başbakanı Tansu Çilleri'n, Nahit Menteşe'nin İçişleri Bakanı olduğu 50'inci hükümetin, ailenin başvurularına rağmen yükümlülüğünü yerine getirmediğini ifade etti.    Yeter,  "Ayşenur Şimşek dosyasındaki 23 yıllık cezasızlık son bulmalıdır. Ayşenur Şimşek'in kaybedilmesinde sorumluluğu olan, kaybedilmesini engelleme yükümlülüğünü yerine getirmeyen herkes yargılanmalıdır" diyerek Ayşenur için adalet istemekten vazgeçmeyeceklerini kaydetti.   Açıklamanın ardından eylem sona erdi.