Bir dilin direnişi 2018-02-21 09:02:16   Safiye Alagaş   DİYARBAKIR - Kürt, Laz, Ermeni, Boşnak, Gürcü, Çerkez, Pomak, Arnavut, Hemşin, Rum, Süryani, Asuri, Arap, Roman gibi farklı etnik kökenden milyonlarca kişinin yaşadığı Türkiye’de Kürtçe dahil onlarca dil resmi olarak tanınmıyor, çocukların anadillerinde eğitim görme hakkı engelleniyor. Baskı, zor ve asimilasyona en fazla maruz bırakılan dillerden biri olan Kürtçe üzerindeki "V ve K" baskısı sürüyor.    UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) tarafından 21 Şubat 1999 yılında ilan edilen Uluslararası Anadil Günü her yıl birçok ülkede çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. 21 Şubat’ta birçok ülkede anadillerin yaşatılması amacıyla düzenlenen etkinliklerde kaybolan ya da kaybolmaya yüz tutmuş dillere dikkat çekiliyor. UNESCO’nun verilerine göre Dünya’da 2 bin 500 Türkiye’de ise 18 dil kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya  bulunuyor.   Abdullah Öcalan: Dile kavuşan toplum yaşamın güçlü gerekçesine sahiptir    Dar anlamıyla insanlar arasındaki anlaşmayı sağlayan bir araç olan dile dair birçok farklı tanımlama yapılırken, dil kavramını kültür kavramıyla sıkıca bağlantılı ve dar anlamında esas olarak kültür alanının başat unsuru olduğunu belirten PKK Lideri Abdullah Öcalan ise, dili dar anlamıyla kültür olarak tanımlıyor. Dilin kendisini bir toplumun kazandığı zihniyet, ahlak ve estetik duygu ve düşüncenin toplumsal birikimi olarak tanımlayan Abdullah Öcalan, dile kavuşan toplumun, yaşamın güçlü gerekçesine sahip olduğunu belirtiyor. “Dil örneğin Kürtlerdeki haliyle yaşandığında, bu durumdaki bir toplumun maddi olarak son derece yoksullaşacağı ve paramparça duruma düşeceği, dolayısıyla anlam, ahlâk ve estetikçe de yanlış, hain ve çirkin olarak yaşamaktan kurtulamayacağı gayet açıktır” diyen Abdullah Öcalan, savunmalarının birçoğunda da anadilin önemine dikkat çekiyor.    'W ve X' yerine 'V ve K'     Tarihsel geçmişi olan ve nesilden nesile aktarılan kültürel bir eylem olan dil, Türkiye gibi ülkelerde devletin katı ve tekçi politikaları sonucu ya yok ediliyor ya da asimilasyona uğratılıyor. Resmi olarak kabul edilmediği gibi konuşulması dahi yasaklanan diller, zaman içinde kayboluyor. Kürt, Laz, Ermeni, Boşnak, Gürcü, Çerkez, Pomak, Arnavut, Hemşin, Rum, Süryani, Asuri, Arap, Roman gibi farklı etnik kökenden milyonlarca kişinin yaşadığı Türkiye’de Kürtçe dahil onlarca dil resmi olarak tanınmıyor, çocukların anadillerinde eğitim görme hakkı engelleniyor. Baskı, zor ve asimilasyona en fazla maruz bırakılan dillerden biri olan Kürtçe’nin konuşulması ile ilgili Kürt özgürlük hareketi tarafından yürütülen mücadeleler sonucunda devlet “okullarda seçmeli ders” gibi kısmi adımlar atmak zorunda kalsa da Anayasal, yasal ve mevcut yönetmelikler açısından halen ciddi uygulama sorunları yaşanıyor.  Yeni doğan çocukların isimlerinin içinde yer alan Kürtçe  “X, Q, W” harflerinin kimliklere yazılması “Türkçe” olmadığı gerekçesiyle halen “V ve K” ye maruz kalırken, devletin Kürt dili üzerindeki baskılar cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hız kesmeden devam ediyor.    Öğrencilere disiplin cezası   Günümüze ulaşabilen yazılı kaynakları çok sınırlı olan Kürt dili devletin tüm asimilasyon politikalarına rağmen dengbej geleneğiyle, söylencelerle nesilden nesile aktarılarak bugüne kadar geldi. Kürt kadınlarının asimilasyona karşı direnişi Kürt dilinin halen yaşatılmasında ve günlük hayatta konuşulmasında büyük bir ol oynarken, anadillerinde eğitim görmek isteyen gençler, okullarda da bunun mücadelesini verdi. 2001 yılında İstanbul Üniversitesi’nin farklı fakültelerinde öğrenim gören yüzlerce öğrenci, rektörlüğe ayrı ayrı başvuru yaparak, seçmeli Kürtçe dersi açılmasını talep etti. Başvurular sonucunda 2002 yılında öğrenciler hakkında soruşturma başlatan üniversitenin disiplin kurulu, öğrencilerin önemli kısmının okulla ilişiğini keserken, birçok öğrenciye de anadillerinde eğitim görmek istedikleri için disiplin cezası verdi.    Anadil taledi 'ifade özgürlüğü'   Karara itiraz eden öğrencileri açtığı davada mahkeme, verilen dilekçelerin ve fikirlerin ifade edilmesinin disiplin cezasının mazereti olamayacağını ifade ederek, yürütmeyi durdurma kararı verdi. Mağdur öğrencilerin tazminat talebi ise reddedildi. Kararın ardından öğrenciler okullarına geri dönerken, nerdeyse her gün bir üniversitede öğrenciler mahkeme kararını emsal göstererek  “anadilde eğitim” talebiyle rektörlüklere dilekçe verdi.   AİHM Türkiye'yi mahkum etti    Öğrenciler tazminat talebinin ret kararına ilişkin 2007 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  (AİHM) bireysel başvuru yaptı. Başvuruyu değerlendiren mahkeme öğrencilerin seçmeli Kürtçe ders talebine verilen disiplin cezalarının hak ihlali olduğuna karar vererek, Türkiye’yi  öğrencilerin her biri için bin 500 Euro tazminat ödemeye mahkum etti. Türkiye sonraki süreçlerde kendisine verilen tazminat cezasını ödemese de  karar, anadil mücadelesinin haklılığı bir kez daha ortaya koydu.   Üniversitelerde, okullarda kurslar açıldı    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) göre eğitim hakkının ihlal edildiğine hükmeden mahkeme, öğrencilerin her birine bin 500 avro manevi tazminat verilmesine karar verdi. AİHM’nin Türkiye’yi mahkumiyetine rağmen anadilde eğitim talebi karşılanmadı. Okullarda anadilde eğitimden yoksun bırakılan öğrenciler, kendi aralarında kurdukları kurslarla kendi dillerinde okuma yazmayı öğrendi. Üniversitelerde öğrenciler, mahallerde çocuklar, yetişkinler açılan ücretsiz kurslarla Kürtçeyi öğrendi.   6 öğrenciye 35 yıl hapis cezası    Kürtçe ısrarından vazgeçmeyen öğrenciler sonraki süreçlerde üniversitelerde, mahallelerde açtıkları kurslarla anadilde eğitim hakkı mücadelesini sürdürdü. Kürtleri anadil ısrarı sonucunda 25 Aralık 2008 yılında Kürtçe yayın yapan TRT 6 (Şeş) televizyonunu test yayınına başladı. Televizyonun açılmadan 6 gün önce, 19 Aralık 2008’de, 2001 yılında “Üniversitelerde anadilde eğitim” talebiyle rektörlüğe verdikleri dilekçeler gerekçesiyle yargılanan Hacettepe Üniversitesi öğrencisi 6 öğrenciye Ankara 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 35 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Karar 19 Aralık 2008 tarihinde Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından da onaylandı.   DBP’li belediyeler tarafından çok dilli kreşler açıldı   Verilen cezalara, katliamlara, yıkıma rağmen Kürtçe mücadelesi sürdü. 2000’li yılların ortalarından itibaren Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ve DBP’li (Demokratik Bölgeler Partisi) belediyeler bünyesinde çok dilli kreşler açıldı. Halkın talebini karşılayan kreşler yoğun ilgi gördü. Binlerce çocuk burada anadillerinin yanı sıra Kürt yazar ve dengbejlerle tanıştı. Onların şarkılarını söyleyerek anadilini öğrendi. Demokratik Toplum Kongresinin (DTK) 2011 yılında “anadilde eğitim” talebiyle başlattığı kampanya kapsamında 2 ayda toplanan 1 milyon 100 bin dilekçe, TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanı Yahya Akman'a sunuldu.   Kurdi-Der ve Ferzad Kemanger kapatıldı   11 Eylül 2016’da Kürdistan’da DBP’li belediyelere kayyımların atanmasıyla birlikte Kürtçe kreşler, okullar kapatıldı. İlk olarak 14 Eylül 2014’teDiyarbakır’da açılan ve Türkiye’de Kürtçe ders veren ilk okul olan Dibistana Sertayî ya Ferzad Kemanger'i (Ferzad Kemanger İlkokulu) kapatıldı. 238 öğrencisi bulunan okul 9 Ekim 2016’da günü Diyarbakır Valiliği ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün kararıyla mühürlendi. Burada eğitim gören bütün öğrenciler gidecekleri başka bir kreş olmadığı için ya kreşlere gönderilmedi, ya da Türkçe eğitim veren kreşlere gitmek zorunda bırakıldı. Özellikle Kürt Dili Araştırma ve Geliştirme Derneği  (Kurdi-Der) AKP hükümeti tarafından n çıkarılan KHK (Kanun Hükmünde Kararname)  ile kapatılmasının ardından Kürdistan’da her ev bir Kurdi-Der binasına dönüştürüldü.    Sırf Kürtçe olduğu içn tabelalar indirildi    Kürdistan’daki park ve kurumlara verilen tabelaların sırf Kürtçe olduğu gerekçesiyle indirilmesi, her seferinde Kürt diliyle bir sorunu olmadığını iddia eden AKP iktidarının bu söyleminin gerçek dışılığını bir kez daha gözler önüne sererken, en temel hakları olan anadil hakkı için yıllardır mücadele veren Kürt kadınları ve gençleri bu taleplerindeki ısrarını sürdürüyor.    21 Şubat Uluslararası Anadil Günü tarihçesi   Bangladeş’te Bengal dilinde okuma ve yazmak yasaktı. Bu nedenle 21 Şubat 1952, Bangladeş’in başkenti Daka’da, Bengal Dil Hareketi'ne üye birçok öğrenci Bengal alfabesiyle yazabilme ve Pakistan’ın Bengal dilini de resmi dil olarak tanıması talepleriyle bir protesto eylemi gerçekleştirdi. Polis protestoya müdahale etti ve birçok öğrenci anadilde eğitim talep ettiği için katledildi. Tam 47 yıl sonra UNESCO 17 Kasım 1999 tarihinde 21 Şubat’ı Uluslararası Ana Dili Günü olarak ilan etti.Uluslararası Ana dili Günü'nün asıl adı Ana dili Hareketi Günü'dür.