Susma Platformu’ndan Sibel Oral: Bu dünyadaki en kıymetli şey bir söz söylemek 2018-02-25 09:03:39   Evrim Kepenek-Leyla Özkaynak   İSTANBUL - Susma Platformu’nun son 15 aylık süreci kapsayan Türkiye’deki düşünce özgürlüğü üzerindeki baskılara ilişkin hazırladığı raporda, “sansür ve otosansür” öne çıkıyor. Raporu hazırlayanlardan edebiyatçı-gazeteci Sibel Oral, “İfade özgürlüğü üzerinde baskı olduğu için biz varız” diyor ve ekliyor: “Bu dünyadaki en kıymetli şey bir söz söylemek. Sanatta, edebiyatta özgür olamayacaksak nerede özgür olacağız?”   Ünlü yazar Joseph Sobran’ın “Bir insanı zorla susturmak ona bahşedebileceğiniz en büyük onurdur. Onun size karşı olan mükemmelliğini kabul ettiğiniz anlamına gelir” cümlesi tıpkı bugünlerde Türkiye’de susturulan medyanın hali gibi. Bağımsız gazetecilik platformu P24’ün verilerine göre 150’yi aşkın gazeteci tutuklu, onlarca haber ajansı kapalı, bazı haber ajanslarının web sayfaları aynı gün içinde 3-4 kez kapatılıyor. Susma Platformu da tam da böyle bir zamanda, Türkiye’deki düşünce ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıları gözlemliyor, kayıt altına alıyor ve raporlaştırıyor. Susma’nın son 15 ayı kapsayan düşünce ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskılara ilişkin raporu geçen günlerde yayınlandı.   Raporu hazırlayan ekipten platformun koordinatörlerinden Sibel Oral ile hem kendisinin yazın sürecini hem de Türkiye’deki baskıları konuştuk.    *Roboski katliamına dair hazırladığınız “Toprağın Öptüğü Çocuklar” kitabından başlayalım…   Katliamın ardından yedi yıl, benim kitabımın üzerinden ise dört yıl geçti. Aslına bakarsan her şey çok taze, üstelik harlanıyor da sürekli. Ankara katliamı, Suruç katliamı, Sur'un, Cizre'nin yerle yeksan oluşu. Kayıp üzerine kayıp ve büyümesi gereken umut yerine mezarlıklar... Tabii ki çok etkilendim ama bu etkilendim ve oturup bir kitap yazdım değil. İnsan olarak, gazeteci olarak bir şey yapmak istedim ama ne yaparsanız yapın kayıplar geri gelmiyor. Oraya gazeteci olarak gidip gazeteci kimliğimi orada bırakıp geldim. Çünkü zaten artık Türkiye gazetecilik yapılabilecek bir yer değil. Bir dönüşüm oldu.   *Peki, Türkiye’de gazeteciler ne gibi sorunlar yaşıyor?   Havuz medyasının dışında herkes baskı altında. İfade özgürlüğü yok, haber özgürlüğü yok. Bu sadece gazetecilik özelinde de değil. Gazeteci olmayan herhangi biri de sosyal medya paylaşımlarında ifade özgürlüğünü kullanamıyor. Ama yine gazeteciliğe dönecek olursak; raporda da belirttiğimiz gibi gazeteciliğin en büyük belası oto sansür olarak beliriyor. Çünkü gazeteciliğin dışında kendimize yaptığımız da oto sansür. Gazeteciliğin dışında bir vatandaş olarak, “Ne zaman kapımızı kıracaklar?” diye düşündüğümüz bir dönem. Bundan büyük sorun mu var?    *Gazetecilik, annelik ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması son dönemde senin birebir tanık olduğun anahtar kelimeler.. .Bunları düşünürsek, Sibel Oral için bu üçlü ne ifade ediyor?   Zaman zaman olan bitene baktığım zaman,  eğitim sistemine baktığım zaman,  kırık kaldırıma baktığım zaman,  kesilen ağaçlara azalan parklara baktığımız zaman, kaygı duyuyorum, tedirgin oluyorum tabii bir anne olarak. Gazeteci olarak görmüyorum artık kendimi, yani aktif olarak gazetecilik yapmıyorum. Edebiyat ve yayıncılık alanlarında daha çok çalışıyorum. Kimliğimi salt annelik üzerinden de kurmuyorum.    ‘Benim kimliğim üretimlerimdir anneliğim değil’   Mesela…     Bugün beni bir edebiyatla ilgili söyleşiye çağırmışlar. Bana uygun gördükleri başlık, “edebiyatta annelik”. Neden? Gerçekten bilmiyorum. Bireyin varoluşunu salt kimlikler üzerinden kurgulanmasına karşıyım ki iki romanım da bu tür kimlik yaftalamalarına karşın hikayeler barındırıyordu. Demek beni gerçekten tanımamışlar diye düşünüyorum.  Yaptığım işler ürettiğim şeyler benim kimliğimdir.   *Susma Platformu’na gelecek olursak…   ‘Türkiye’nin genel sorunu hafızasının olmaması’   Susma 2016 yılının Eylül ayında başladı çalışmaya. Bu rapor da, Eylül 2016 ve Aralık 2017 arasındaki, yaklaşık 15 aylık süreci kapsıyor. Bu rapor da bizim web sitemiz var oradan ulaşılabilir. Bir yıl boyunca, kültür sanat, akademi, medya gibi alanlardaki ifade özgürlüğü kısıtlamalarına, KHK ile kapatılan dernek, sendika haberlerine bütün vakaları oldukça internet sitesine haber olarak girdik. Sonra bütün bunların hepsini raporlarştıralım dedik. Türkiye’nin genel sorunu hafızasının olmaması belgelememek.   *Raporu açar mısınız biraz daha?   ‘Yeni raporu hazırlamaya başladık umarım bizi çok çalıştırmazlar’   Bunların hepsini bir arada tutalım bizim de elimizde derli toplu olsun diye yaptık. Şunu fark ettik,  15 ay boyunca örneğin 150 haber girdiysek yetişememişiz, 150 haber de girmemişiz. Bunların hepsini topladık. Bir de kaç gazeteci tutuluyor davalarında neler oluyor duruşmaları takip ediyor. 15 ay boyunca kapatılan bütün STK’ları içeren, tutuklanan gazetecilerin olduğu liste var.  Aynı zamanda bir medya taraması yaptık yine, aynı süreçteki, baskı altında gazetecilik, sansür,  gazetecilik suç değildir,  ifade özgürlüğü, kitap toplatma gibi,  bazı anahtar kelimeler vardı.  Bu anahtar kelimeler hangi gazetelerde ne kadar yer buldu?  15 aylık süreçte hem internet hem de ulusal medya bütün bunlara nasıl bakmış buna dair analizler de var.  Ayrıca Susma olarak, Diyarbakır, İzmir, Artvin ve Bursa’ya gittik. Buralarda STK’lar ve sanatçılar yerel basınla bir araya geldik hem onların başına gelenleri dinledik hem de köprü oluşturmaya çalıştık. Ayrıca yuvarlak masa toplantıları yaptık sanatçılarla. Bu raporu hazırlamak yaklaşık 3 ayımızı aldı.   Şimdi ikinci yılına başladık ilk toplantıyı da 17 Mart’ta İzmir’de yapacağız,  yeni raporu hazırlamaya başladık, umarım bizi çok çalıştırmazlar. İfade özgürlüğü ve hak ihlalleri bu şekilde devam ederse yine çok çalışacağız demektir.    *Peki düşüne ve ifade özgürlüğü konusunda sizin çözüm önerileriniz neler?   ‘Bizim istediğimiz tek şey adalet’   Bizim istediğimiz tek şey var,  istediğimiz tek şey adalet, hukukun normal işletilmesi. Bu dünyada ifade özgürlüğü denen bir şey var. Ben tweet atacağım zaman düşünmemem lazım, biz ifade özgürlüğü istiyoruz. Söylemek istediklerimizi söyleyebilelim istiyoruz. Bu edebiyatçı için de geçerli bu heykeltıraş için de geçerli.  Dünyadaki en kıymetli şey bir söz söylemektir. Söylemek o kadar değersizleştiriliyor ki baskılarla. Sanat en özgür olacağımız yer aslında. Biz buralarda özgür değilsek nerede özgür olacağız? Yapabildiğimiz şey, sesimizi birbirimizi duyurabilmek dayanışmak, örgütlenmek istiyoruz. Akıl ve mantık çerçevesinde ne yapabiliriz? Bir çözüm yolu bulmak bir şeyler üretmek bütün kapılar kapalıysa oradan girmek yeni bir kapı çizmek oradan çözümü çizmek.