'Faşist rejimler kadını geleceksizleştiriyor' 2018-03-10 19:28:44   ANKARA - Jineoloji panelinde bir araya gelen kadınlar Eş başkanlıktan, eğitim sistemine ve özgür eş yaşama kadar bir çok konuyu tartıştı. Panelde, faşizt rejimlerde kadınların geleceksizleştirildiğine dikkat çekildi.    Ankara'daki kadın örgütleri, Tüm Belediye İşçileri Sendikası (Tüm Bel Sen) Genel Merkezi'nde düzenlenen Jineoloji panelinde bir araya geldi. "Eğitim'den politikaya, aileden aşka özgür eş yaşam: Neden ve nasıl" konusunun ele alındığı panelde Gülnur Elçik, ihraç edilen akademisyen Işıl Ünal ve Jineoloji dergisinden Nesrin Orun konuşmacı olarak yer aldı.    'Kadın erkek ilişkilerini dönüştürmek bir çok devrimden zor'   İlk olarak konuşan Nesrin Orun, "Eş başkanlık ve özgür eş yaşam" konusunu ele aldı.  "Eş başkanlık derken ne kastediyoruz", "Kadının ortak ilişkiselliği nedir?" diye soran Nesrin, "Derginin son sayısı özgür eş yaşamdı. Kadın ve erkek ilişkilerini baz aldık bu sayıda. Gerçekten kadın erkek ilişkilerini dönüştürmek bir çok devrimden zor. Dünya devrimlerine baktığımızda, faşizme, sömürüye karşı ciddi bir mücadele vermiş; ancak erkek egemenliğinin değişmediğini görüyoruz. Bu devrim sonrasına bırakılacak bir durum değil, burada yeniden inşa edilme süreci olarak bakabiliriz" dedi.    'Nasıl sorusunun içini doldurmamız gerekiyor'   Özgür yaşamı ele alırken "Nasıl?" sorusunu ciddi anlamda irdelemek gerektiğini vurgulayan Nesrin, "Bu nasıl meselesini form olarak ortaya koymamız ve içini doldurmamız gerekiyor. Burada kadın iradesinin ortaya çıkamadığı toplumsal bir durum var. Kadının hakim olduğu, erkeğin de bu anlamda dönüşebildiği bir yaşam şekli olarak özgür eş yaşam modeli önümüzde duruyor" ifadelerini kullandı. Jineolojinin kadın bilimi denildiği zaman anlaşılmadığını söyleyen Nesrin, "Jineoloji kadın etrafında gelişen bir bilim ve sosyoloji meselesidir. Bütün alanlardan erkek egemenliği yıkmak adına bilim titizliği ve etiğini de içinde barındırıyor" dedi.   'Eş başkanlık DTP döneminde tartışıldı'   Kadının siyasette varlığının basit bir “temsil” meselesi olmadığını kaydeden Nesrin, "Eş başkanlık  yönetsel mekanizmaların erkek tekelinden çıkarılmasıdır. Eril kodların kırılmasından, kadın iradesinin siyasete yansımasıdır" diye konuştu. Eş başkanlık sisteminin siyasi alanda ilk olarak 2005 yılında Demokratik Toplum Partisi (DTP) tarafından tartışıldığını ve bir yıl sonra fiili olarak uygulanmaya konulduğunu hatırlatan Nesrin, "Yargıtay o dönem tüzükten çıkarılması içi uyardı. 10 yıllık mücadele sonucunda siyasi parti tüzüğüne girdi. 2014 yerel seçimlerin de ise belediyelerde uygulanmaya başlandı" şeklinde konuştu.    'Kayyım kadının bu dönüştürücülüğünü kırmak istedi'   Kadının siyasetteki konumunun temsil meselesinden ibaret olmadığını, kadının tüm varlığıyla tüm yönetsel mekanizmalarda yer alması gerektiğine vurgu yapan Nesrin, şöyle devam etti: "Bu sistem kadın eksenli bir toplumsallığın yanı sıra kadın aklının ilişkileri dönüştürdüğü bir toplumsallığı açığa çıkardı. Belediyelere son süreçte kayyım atanması da kadının bu dönüştürücülüğünü yıkmak için yapıldı."   'Bir araya gelmemiz gerekiyor'   "Biz nasıl bir yaşam istiyoruz. Eğer farklı bir yaşamın mümkünlüğünü savunuyorsak bir araya gelmemiz gerekiyor" diyen Nesrin, eş başkanlığın hayatın her alanında olması gereken bir yapı olduğunu kaydetti.   'Ataerkil olmayan yüze yakın topluluk  var'   Daha sonra konuşan akademisyen Işıl Ünal ise, eğitim konusuna değindi. Dünyanın var olduğundan bu yana ataerkil olmadığına dikkat çeken Işıl, ataerkilliği ortadan kaldırmanın mümkün olduğunu vurgulayarak, "Eşitlikçi, hiyerarşinin olmadığı bir toplum mümkündür. Gücümüzü nereden aldığımıza baktığımızda sınıflı toplumlara geçmeden önceki topluluklar bizi kanıtlıyor. Ataerkil olmayan 100 civarı topluluktan bahsediliyor. Bu çok önemli bir dayanak bizim açımızdan" ifadelerini kullandı.   "Öğrenme organı ve faaliyetleri özgürleşimci olarak inşa edilebilir mi?" sorusunu irdeleyen Işıl, "Eğitim dediğimiz şey toplumsallaşma sürecidir. Ezilenlerin varlığını, kimliğini, kabul etmeyen bir atmosferde doğru bilginin ne olacağına ilişkin bombardıman uygulanıyor. Eğitim sistemi yeniden üretim alanı olmakla beraber aynı zamanda bir mücadele alanı. Bu ortamı iktidar ilişkileri olarak düşünürsek özneler arası kurulan ilişkiler eşitlikçi değilse yeni özneler üretiyor. Bu duruma  bir kısmı boyun eğse de itiraz eden bir kısım var" şeklinde konuştu.   'Karşı hegemonya kuralım'   Eğitim ortamının da diğer alanlar gibi ataerkil bir alan olduğunu söyleyen Işıl, şunları kaydetti:  "Bundan zarar gören bütün özneler ikincilleşiyor. İkincileşen önemli kesimler de kadınlar, LGBTİ'ler ve çocuklar oluyor. Ancak zarar görenlerin bu iktidar ilişkilerini değiştirmesi gerekiyor. Bilginin paylaşıldığı bir alan olması gerekiyor. Egemen paradigmaların ürettiği bilgi sistemin bizim hakkımızda bilgiler üretiyor. Ezilen tüm kimliklerle egemenin hakim olduğu bir alan düşünürsek bizim elimize ciddi bir araç çıkıyor. Biz karşı hegemonya kuralım ve onlar yeni özneler üretsin. Biz cinsiyet temelinde bakıp, diğer kimlikleri görmezsek hiç bir şekilde yeni bir söylem üretemeyiz. Ezilenler diğer ezilenleri farketmezse onları ezen konumuna gelebilir. Onların özneleşmesini sağlayan bir söylem ile özgürleşimci öğrenme pratikleri oluşturabiliriz.”   'Faşizm kaba duyguları örgütlüyor'   Gülnur Elçik ise, rejimlerin faşizme doğru gittiği dönemlerde özgürlüğün yutulduğu bir söylemin hakim güç haline geldiğini belirterek, faşizmin kaba duyguları örgütlediğini ve zarif duyguları değersizleştirdiğini söyledi. Özgür eş yaşamın ne zaman ve nasıl konuşulduğunun önemli olduğunu vurgulayan Gülnur, "Totaliter rejimler ulus devletin kabardığı bir dönem yaşatıyor. Bu süreç zihniyet ve duyguların da tekleşmesini  örgütlüyor" dedi.    'Totaliter rejim kadını seçeneksiz bırakıyor'   Aile kurumuna da değinen Gülnur, kadınların faşist rejimlerde geleceksizleştirildiğine dikkat çekerek, "Totaliter rejim kadını seçeneksiz bırakıyor. Aile kavramının kendisi esas olarak gelecek haline getiriliyor. Ailenin ardındaki ekonomik ilişkiler neoliberal bireyi gelecek çıkarı ile motive eder. Ailenin sadece evlilik ve çocuk üzerinden kurgulanması aslında pazar ilişkilerinn toplumsal versiyonudur" şeklinde konuştu. Ailenin toplumsal cinsiyeti ve sömürüyü üretmediğini ancak taşıyıcılığını üstlendiğini vurgulayan Gülnur, ilişkilerin demokratikleşmesi ve çoğulculuğu esas alması gerektiğini belirtti.