‘DTK’nin mühürlenmesi halkın iradesinin mühürlenmesidir’

  • 11:33 29 Haziran 2020
  • Güncel
DİYARBAKIR - Baskı ve yargılamaların durdurulması çağrısında bulunan DTK Eşbaşkanları Leyla Güven ile Berdan Öztürk, “Kongrenin mühürlenmesi halkın iradesinin mühürlenmesidir ” dedi.
 
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) eşbaşkanları Leyla Güven ile Berdan Öztürk, baskı ve saldırılara ilişkin yazılı açıklama yayınladı. Açıklamada, kurumlarına yönelik faşizan uygulamaların hukuksuz, kuralsız ve ahlaksız bir şekilde sürdürüldüğüne işaret edildi.
 
‘Kenan Evren’i aratmayan uygulamalar’
 
Açıklamada, “Yetmiş yaşındaki anneler, kadınlar, akademisyenler, siyasetçiler, sendikacılar, gazeteciler, gençler, ekolojistler ve toplumda ciddi karşılığı olan birçok kesim kongremizin çalışmalarına katıldığı için, katkı sunduğu için ya da delege veya yönetimde yer aldığı için faşizan bir şekilde evleri basılıyor, gözaltına alınıyor, darp ediliyor ve tutuklanıyor” denilerek, birçok kişinin kongre çalışmalarından dolayı hukuksuz yollarla yargılandığı belirtildi. 12 Eylül Kenan Evren faşizmini aratmayan uygulamalarla karşı karşı karşıya olduklarının altı çizilirken, tüm kamuoyunun ve halkın yaşanılanlara yakından tanıklık etmekte olduğu ifade edildi.
 
‘Baskın sırasında eşbaşkanlar çağrılmamıştır’
 
DTK’nin 2016 darbe girişiminde sonra 09 Ekim 2018 ve 26 Haziran 2020 tarihlerinde hukuksuz bir şekilde basıldığına dikkat çekilen açıklamada, “Son baskın sonrasında kurumumuzun kapısı  “keyfi” olarak mühürlendi. Böylece kongremize yapılan bu baskınların temel amacının kurumumuzun mühürlenerek çalışmalarının engellenmesine ve nihai olarak tamamen faaliyetlerinin durdurulmasına yönelik olduğu anlaşıldı. Bu baskınların ikisi de hukuk dışı bir şekilde yapılmıştır. Bu baskınlarda kriminal bir hava yaratılarak kongremize ait tabelalara, kongreyi temsil eden sembolik araç-gereç ve delege listemize el konuldu. Suç unsuru haline getirilmeye çalışılan kurum tabelamızın bile sökülmesi AKP’nin ne kadar aciz durumda olduğunu gösteren emarelerdir. Her iki baskında da arama yapılırken ne avukatlarımız ne eş başkanlarımız çağrılmamıştır” denilerek bu durumun başlı başına bir hukuksuzluk olduğu söylendi.  
 
Açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı:
 
“Delege listemiz gözaltı listesine dönüştürüldü. Önceki baskınlarda alınan 801 delegenin olduğu delege listemiz yasa dışı örgüt listesi haline getirildi. 09.10.2018 baskınında kurumumuzdan aldıkları delege listemizle iki yıldır operasyonlar yapılıyor. Bu son baskında da eski ve yeni delege listelerimize el konuldu. Demokratik bir kongrenin delege listesinin operasyon listesine dönüştürülmesi 2015 sonrası yaşadığımız faşizmin en somut göstergesidir. Genel kurulumuza konuk olarak katılanların evleri bile basıldı ve DTK genel kurulunun ‘konuk’ kartı suç delili olarak tutanaklara geçti. Naziler gibi iki yıldır kongremizin delege listesi ile tüm illere operasyonlar yapılıyor. Bundan daha büyük bir utanç olamaz.
 
‘Dava tüm ahlaksızlığı ile devam etmektedir’
 
DTK yargılanmaları 2016’dan sonra AKP’nin demokratik Kürt siyasetine ve demokratik kurumlarına kurduğu en büyük kumpastır. Cemaat nasıl ki 2009’dan sonra ‘AKP içinde’ hegemonyasını güçlendirmek için KCK operasyonları ile demokratik Kürt siyasetini tasfiye etmeye çalıştıysa şimdi de ‘AKP devlet içinde’ hegemonyasını güçlendirmek ve kendisini yeniden devlete kabul ettirmek için DTK yargılamalarını başlattı. Bu yargılamalar demokratik siyaseti tasfiye etmek için gündelik siyasette AKP’nin işine yarayan yeni ve içi boş bir kumpas davası olduğunu tüm kamuoyunun bilmesini ve bu konuda duyarlı olmasını istiyoruz. Bilindiği gibi DTK yargılanmaları cemaatin savcıları ve hakimleri tarafından başlatılmış fakat AKP yargısı ve kurmayları tarafından güncellenerek işlevsel hale getirilmiştir. Bu dava tüm ahlaksızlığıyla devam etmektedir. Bu bakımdan ‘DTK kumpas davası’ cemaatin ve AKP’nin hala işbirliği içinde olduklarının da en büyük kanıtıdır.
 
‘Suçtur, suça ortak olmaktır’
 
Kürtlerin demokratik taleplerini kabul etmemek için parti- cemaat ortaklığıyla Kürt düşmanlığı yeniden güncellenmektedir. Bu açıdan AKP, terör örgütü olarak ilan ettiği Cemaatin belgelerine dayanarak yaptığı tüm işler kendi çıkardıkları yasalar esas alındığında bile suçtur, suça ortak olmaktır. Biz bu açıklamada DTK’yi yeniden tarif etme gereği duymuyoruz. Birazcık siyasal alt yapısı olan her insan DTK’nin ne olduğunu, ne yaptığını, nasıl çalıştığını çok iyi bilir. Dolayısıyla körler ve sağırları oynamamın miadı dolmuştur. Fakat bir kaç hatırlatma da bulunmayı bir sorumluluk olarak görmekteyiz. Bu nedenle halklarımızın ve tüm kamuoyunun bilmesi gereken hakikatler var.
 
‘Bu hakikati hiçbir kumpas bozamaz’
 
DTK neredeyse tüm demokratik Kürt kurumlarının ve halkın temsilcilerinin seçilerek yer aldığı temsiliyeti geniş demokratik bir organdır. Her ne kadar yasa dışılık atfedilse de yasalarla kurtulmuş onlarca kurumum delegeleriyle temsil edilmektedir. Ayrıca 13 yıldır tüm çalışmalarını kamuoyuna açık bir şekilde yapan, ulusal ve uluslarası kesimlerce çok iyi bilinen ve tanınan, binlerce insanın ziyaret ettiği ve bildiği, devletin resmî yasal organı TBMM tarafından tanınan ve Anayasa gibi temel konularda fikirlerine resmî belgelerle başvurularak yasaya ortak edilen, demokrasi ve barış yoluyla Kürt meselesini çözmeyi hedefleyen ve demokratik bir toplum içinde yaşamayı arzu eden bir kongredir. Bu hakikati hiçbir baskı, operasyon, tuzak, kumpas, manipülasyon ve politik oyun bozamaz. Tüm bunları bilen dönemin devlet bürokratlarının ve kimi kesimlerin sessizliği faşizme teslim olmaktan kaynaklanmaktadır.
 
‘Tüm ortak değerlerin toplu yargılanmasıdır’
 
Ancak bizler bu faşizme teslim olmadan doğru bildiğimiz ve haklı olduğumuza inandığımız yoldan şaşmadık. Çünkü savunduğumuz değerlerin evrensel, meşru, demokratik, barışçıl ve tüm halkları bağlayan değerler olduğundan hiçbir zaman kuşkumuz olmadı. Yerel ve evrensel hakları referans alarak yola çıktığımız ilk günden beri haklılığımızı ve yasallığımızı ‘ayrımcı, tekçi ve ırkçı’ yasalardan değil ‘ortak değerlerimizin ve ortak tarihimizin’ oluşturduğu makul tarihten ve insan olarak, toplum olarak doğuştan kazandığımız ‘doğal hukuktan’ almaktayız. AKP bu değerlerimizi ve hukukumuzu yasa dışı ilan ederek binlerce insanı yargılamaya kalkıştı ve dilinden düşürmedikleri bin yıllık kardeşlik dediği Malazgirt ve sonrasını yargılama ve tartışma konusu haline getirdi. Bu açıdan AKP sadece kendini kurtarmak adına riskli alanlara el atarak yeni bir Kürt-Türk savaşı başlatma gayreti içindedir. Bizim açımızdan belki de en tehlikeli durum bu noktada başlamaktadır. Bu bakımdan ‘DTK Yargılanmaları’ bizim açımızdan Türk ve Kürt halklarının tüm ortak değerlerinin topluca yargılanmasıdır.
 
‘Ahlaki olarak karşılığı yoktur’
 
AKP’ye çağrımız şudur. Kürtlere ve demokratik kurumlara saldırdıkça kaybediyorsunuz. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Kongremizin mühürlenmesi Kürt halkının iradesinin mühürlenmesidir. Onun için eğer Kürt halkı ile birlikte yaşamaya bu ülkenin sorumluluğunu üstlenen iktidardaki partisi olarak küçücük bir niyetiniz varsa bir an önce o mührü kaldırır ve faşizan uygulamalarınızdan vazgeçersiniz. Tüm halklarımızın şunu iyi bilmesini istiyoruz: Demokratik Toplum Kongresinin mühürlenmesi siyaseten, hukuken ve ahlaken yanlış bir uygulamadır. Bu mühür politik ve kültürel olarak Türkiye’de yaşayan Kürt ve Türk halklarının şahsında tüm halklarımızın ortak yaşamına kast eden bir amaca hizmet etmektedir. Hukuki olarak meşruluğu, ahlaki olarak karşılığı yoktur. DTK yargılanmaları tamamen hukuk dışı olup halklarımız ve değerlerimiz arasına kurulmuş büyük bir tuzaktır. DTK’nin yargılanması ve kapısına mühür vurulması demokrasinin yargılanması ve askıya alınması anlamına geldiği gibi halkların, inançların, dillerin ve kültürlerin tüm farklılıkları ile bir arada yaşamına yarar değil zarar vermektedir.
 
‘Onurlu bir yaşamı halkımıza armağan edelim’
 
Barışı değil savaşı beslemekte, halklar arası öfke ve nefreti körüklemektedir. Dolayısıyla bir an önce bu yanlıştan dönülmeli ve kurumumuz yeniden faaliyetlerine devam etmelidir. Bu açıdan kongremizin kapatılmasına yönelik hukuki yollardan itirazlarımızı en yakın zamanda yapacağız. Bu açıdan başta halklarımız olmak üzere barıştan, demokrasiden, ortak yaşamdan yana olan herkesi kongremizin yeniden açılması için dayanışmaya davet ediyoruz. Gelin hep beraber ortak yaşam alanlarımızdan biri olan kongremizi geçici olan iktidarların menfaatlerine alet etmesine izin vermeyelim. Kürt halkına çağrımız şudur: Bu saldırı bütün ulusal değerlerimize yapılan bir saldırıdır. Gelin, Kürdün özgürlüğüne el koyan ve nefessiz bırakmak isteyen bu saldırılar karşısında ulusal birliğimizi daha da güçlendirelim. Baskılara ve faşizme karşı omuz omuza verip onurlu bir yaşamı halkımıza armağan edelim.
 
‘Dayanışmaya çağırıyoruz’
 
Binlerce insanımız bu kumpas davasından hukuksuz bir şekilde yargılanmaktadır. Tüm hukukçulara ve insan hakları temsilcilerine çağrımız DTK davalarına girip bu hukuksuzluğu bir an önce engellemeleri yönündedir. Hukukçuları DTK davalarında AKP’nin Kürt siyasetine kurduğu tuzakları deşifre etmeye çağırıyor ve yargılanan insanları savunarak bu hukuksuzluğun karşısında durmaya çağırıyoruz. Demokratik toplum kongresi aynı zamanda bir sivil toplum kurumudur ve sivil toplumun gelişimini demokratik toplumun ön koşulu olarak kabul eder. DTK’nin mühürlenmesi tüm sivil toplum kuruluşlarının mühürlenmesi ile eşdeğerdir. STK ve Demokratik Kitle Örgütlerini Kongremizin yeniden faaliyetlerine devam etmesi için dayanışmaya davet ediyoruz. Bunların dışında tüm demokratik siyasi partileri, sendikaları, kadın ve ekoloji örgütlerini, emek hareketlerini kongremiz ile dayanışmaya çağırıyoruz.
 
‘Baskılara son verilmeli’
 
Son olarak tüm kamuoyuna çağrımız şudur. DTK yargılanmaları bir an önce durdurulmalıdır. Kongremiz şahsında tüm demokratik kurumlarımız üzerindeki baskılara son verilmeli ve kongremiz faaliyetlerine devam etmelidir. En son gözaltına alınan başta 70 yaşındaki barış annesi Makbule ana olmak üzere tüm kadınlar, diğer tüm siyasetçi, belediye başkanı, sendika ve oda yöneticileri ve sivil aktivistler derhal serbest bırakılmalıdır. Tüm halkımızı ve demokratik kamuoyunu bu demokratik ve meşru taleplerimiz etrafında kongremiz ile dayanışma içinde olmaya ve sesimize ses katmaya çağırıyoruz.”