Ayşe Gökkan’dan mahkemede kadın mücadelesi savunması

  • 13:00 18 Temmuz 2020
  • Güncel
DİYARBAKIR - Dün çıkarıldığı mahkemede adli kontrol tedbiri ile serbest bırakılan TJA Dönem Sözcüsü Ayşe Gökkan mahkemede verdiği savunmasında, “Benim bütün düşündüklerim yasak olarak görülüyor. Devlet kadını gözaltına almakla, katletmekle, tutuklamakla savaş ilan etmiştir” dedi.
 
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma kapsamında 33 kişi hakkında çıkarılan yakalama kararı doğrultusunda 14 Temmuz’da yapılan ev baskınlarında aralarında Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) Sözcüsü ve ajansımız editörü Ayşe Güney ve Tevgera Jinên Azad (TJA) Sözcüsü Ayşe Gökkan’ın da olduğu 23 kadın, 15 ve 16 Temmuz tarihlerinde de beş kadın gözaltına alınmıştı. Gözaltındaki 28 kişiden 70 yaşındaki Hayriye Türkekul 15 Temmuz’da adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
 
 İki gün önce ise emniyet işlemleri tamamlanan Aklime Hanas, Tutuklu Aileleri ile Yardımlaşma Derneği (TUAY-DER) üyesi Rabia Ataş, Yenişehir Belediye Meclis üyesi Gülşen Güneş ve Zeynep Suncak adliyeye sevk edilerek, adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmıştı. Dün ise adliyeye çıkarılan 28 kadından 18’i adli kontrol tedbiri ile serbest bırakılırken 5 kadında “örgüt üyeliğinden” tutuklanarak cezaevine gönderildi.
 
Ayşe Gökkan, mahkemede gözaltında olmasının nedeninin kadın haklarını savunmak olduğunu ve neden kadınlarla örgütlü bir biçimde olduğunu anlattı.
 
 ‘Neden örgütlü çalışıyorum?’
 
Neden örgütlü olarak çalıştığını anlatan Ayşe, “Çünkü biz kadınlar hep tacize uğruyoruz ve bizi koruyan kimse yoktu. Tacizci insan da gururlu bir şekilde elini kolunu sallayarak yürüyordu. Yine biz onlardan korkuyor ve onlardan utanıyorduk. Şimdi biz örgütlü kadınlar olarak diyoruz ki; tacizciler var ve onlar bizden korksun. Ben kadın olarak utanmıyorum, korkmuyorum. Ben şimdiye kadar kendimi bu şekilde savundum. Şu anda 55 yaşındayım bugüne dek bir erkek tarafından öldürülmemişsem kendimi savunduğum içindir” şeklinde beyanda bulundu.
 
‘Erkek ve devlet bize karşı mücadele ediyor’
 
Geçmişten bugüne kumalık kültürüne karşı savaştıklarına dikkat çeken Ayşe, kapitalizm sisteminin karşılarına ‘metres’ tabirini çıkardığını kaydetti. Ayşe kumalığın kötü bir şey olduğunu fakat metresliğin de romantik hale getirildiğini söyleyerek, “Biz namus cinayetine ve töre cinayetine karşı mücadele ettik. Ama biz mücadele ederken devlet ve erkekler ittifak ederek öldürülmemize ‘aşk’ cinayeti dedi ver aşk cinayeti daima topluma iyi ve haklı bir şeymiş gibi gösterildi. Biz gördük ki evdeki erkek, toplumdaki erkek ve devletteki erkek bize karşı mücadele ediyor. Biz de baktık ki ‘örgütsüz’ olarak nefes alamıyoruz, her gün ölüyoruz. Mesela son 24 saatte 6 yaşında bir çocuk eli bağlı bir şekilde öldürüldü. Şırnak ilinde bir asker 10 yaşındaki bir kızı istismar etti. Vali yaptığı açıklamada o askerin taciz yapmadığını, sarhoş olduğunu söyledi. Yine Bingöl’de iki çocuk annesi bir kadın öldürüldü” dedi.
 
Ayşe savunmasına şu sözlerle devam etti:
 
“Bunları neden söylüyorum? Hem devletin bakanları hem de devlette karar vericiler kadınların öldürülmesi konusunda erkeklere cesaret veriyor. Cezaevindeki erkek kadını katledemez ancak dışarıda katledebilir. HDP Sur ilçe Eşbaşkanı Hatun Yıldız’ın boşanma aşamasında olduğu eşi Ecevit Yıldız biz 28 kadına ilişkin beyanda bulunmuştur. Biz 28 kadın onun hakkında ifade verdik. Bizim ifademiz kabul görülmüyor ama tacizcinin ifadesi kabul gördü. Yine ben kadın olarak TJA’nın dönem sözcüsüyüm. Eskiden de DÖKH ve KJA' da aktivist olarak yer aldım. Dünyada kadın ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü Türkiye tarafından da kabul görülmüş. Uluslararası CEDAW Sözleşmesi’nde Türkiye'nin de imzası vardır, Türkiye'de kabul etmiştir. Çocuk hakları, kadın hakları, Mayınsız Bir Dünya, Sınırsız Bir Dünya platformlarında yer alıyorum. Demokratik, ekolojik kadın özgürlüğü için ben hep mücadele ettim.
 
‘Dünyada doğal karşılanan mücadelem burada suç’
 
Dünyada 4 milyar kadın var, 2 milyar kadın şiddet görüyor. Türkiye'de ben belediye başkanı olarak da görev yaptım. Ben belediye başkanıyken de bütün mücadelem kadın üzerineydi. Benim dönemimde belediye başkanı olduğum yerde bir kadın bile öldürülmedi. Ama devlet, polis, asker ve herkes varken neden kadın katlediliyor? Neden bunu diyorum?; Çünkü ben dört gündür gözaltındaydım, belki ben ölebilirdim koronavirüs nedeniyle risk altındaydım. Ben demokratik mücadele ve barış için hep mücadele ettim. Ben bu şekilde mücadele ettiğim için şu an buradayım. Ben bugün 55 yaşındayım, 35 yıldır onlarca kez gözaltına alındım. Hangi şehre gitmiş isem etkinlik ve eylem için gitmişim, kadın tacize uğradığı için gitmişim ve ben kadınım, Kürdüm, Kürdistan’da olduğum için her hareketim suç olarak görülüyor. Benim yaptığım bu davranış, Afrika'da, Avrupa'da doğal olarak karşılanırken burada suç olarak görülüyor. Bu nedenlerle son olarak diyorum ki, eğer bu suçsa ben bu suçu işlemişim.
 
‘Kadın özgürlüğü yoksa demokrasi de yok’
 
Şimdiye kadar ben en az 200 defa mahkemeye çıkarıldım ve halen de dışarıdayım çünkü suç işleyecek bir delil bulamadılar. Kendilerini boşa çıkarıyorlar. Beni mahkemeye çıkarıyorlar her şeyi bu şekilde anlatıyorum ardından serbest bırakılıyorum. Bir ülkede kadın özgür olmadığı sürece o devletin demokrasiliğinden söz edilemez çünkü bütün dünyada kadın özgürlüğü o ülkenin demokrasi açısından ölçü olarak kabul ediliyor.
 
‘Sen devletin yurttaşı değilsin, erkeğin yurttaşısın’
 
Çocuk istismarı büyük bir suçtur. Bu çocuk istismarı ile ilgili yapılan af çalışmasında biz buna karşıyız. İstanbul Sözleşmesi için devlet ‘ben imzamı çekeceğim ben bunu da kabul etmiyorum’ diye açıklama yapıyor. Devlet bu sözleşmedeki imzasını geri almasıyla kadına diyor ki ‘sen devletin yurttaşı değilsin, erkeğin yurttaşısın.’ Ben bunu kabul etmiyorum ben erkeğin gölgesinde yaşamak istemiyorum. Seçim haklarım başta olmak üzere bütün haklarım sadece benimdir, kimse benden alamaz. Ben dört gündür gözaltındayım çok düşündüm acaba ne fark var hücre ile dışarı arasında. Ben hiç bir fark göremedim çünkü ben dışarıda da göz hapsindeyim. Burada da gözaltındayım. Ben özgürce düşünemiyorum, özgürce yazamıyorum bilgisayarıma el konulmuş, bilgisayar şahsi bir malzememdir. Benim bütün düşündüklerim yasak olarak görülüyor. Ben son olarak diyorum ki devlet kadını gözaltına almakla, katletmekle, tutuklamakla savaş ilan etmiştir.
 
‘Ben kendimi suçlu olarak görmüyorum’
 
Son olarak ben bu ülkede yaşıyorsam bu devletin beni dinlemesi gerekiyor. Eğer beni dinlemiyor ise benim hakkımdır ki bütün düşüncelerimi fikirlerimi anlatıyorum. Benim burada olmam suçlu olduğum anlamına gelmiyor, ben kendimi suçlu olarak görmüyorum. Söyleyeceklerim bundan ibarettir.”