‘CPT İmralı koşullarının düzeltilmesi için baskı oluşturmalı’
- 09:04 14 Ağustos 2020
- Güncel
DİYARBAKIR - CPT'nin “İmralı'da tecrit var” sonucuna vardığı raporu değerlendiren HDP ve DBP Diyarbakır İl Eşbaşkanları, raporların yeterli olmadığını, koşulların düzelmesi için baskı oluşturulması gerektiğini belirtti.
Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT), 2017-2019 yılları arasında Türkiye’de, aralarında İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nin de bulunduğu cezaevlerinde yaptığı inceleme ve görüşmelere dair raporunu geçtiğimiz günlerde açıkladı. Raporda PKK Lideri Abdullah Öcalan ve üç tutsağın daha tutulduğu İmralı Cezaevi’nde “tecridin olduğuna” ve İmralı’daki rejiminin “tamamen gözden geçirilmesi” gerektiğine vurgu yapıldı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Diyarbakır il eşbaşkanları İmralı’daki tecridi ve CPT’nin raporunu değerlendirdi.
HDP Diyarbakır İl Eşbaşkanı Hülya Alökmen, 1999 Şubat ayından beri İmralı'da tecrit, izolasyon ve yalnızlaştırma politikasının yürütüldüğünü söyledi. Bu politikanın yıllarca Kürt sorununun çözümsüzlüğüne ve topluma yansıdığını ifade eden Hülya, çözüm süreci tartışmalarında İmralı kapılarının aralandığını ve bu süre zarfında toplumun rahat bir nefes aldığını belirtti.
'Önemli olan incelemenin sonucudur'
CPT'nin 2001 yılından beri düzenli olarak İmralı cezaevini ziyaret etiğini dile getiren Hülya, "Raporlar hazırlıyor ve önerilerde bulunuyor. Asıl sorun ise buradaki tespitlerin sorunların çözümünün sağlanmamasıdır. Uluslararası bir kurumun gelip İmralı Adası'nda yaşananla ile ilgili gözlem yapıp rapor haline getiriyor ve bunu kamuoyu ile paylaşması önemlidir. Mühim olan incelemenin sonucudur. Rapordan sonra hükümeti baskında tutup koşuların düzeltilmesi için girişimlerde bulunulması önemlidir. Hak ihlallerini ortadan kaldıracak adımların atılması önemlidir. CPT yaptığı önerilerin hayata geçip geçmediğine dair takipte olması gerekiyor. Şartların değişmesi için baskı oluşturması gerekiyor" dedi.
'CPT sorumluluğu var'
İmralı'daki şartların düzeltilmesinin CPT'nin sorumluluğunda olduğunun altını çizen Hülya, "Uzun süre raporlarını açıklamıyor. Kamuoyunun baskısı oluşunca zaman zaman raporlarını açıklıyor. İmralı'daki tecridi görmek için bir heyetin raporuna ihtiyaç yok. Çünkü tecrit her haliyle göz önünde duruyor. Telefon görüşmesi, avukat ve aile görüşü yok. Tutsaklar kendi aralarında dahi çok sınırlı bir zaman aralığında görüşebiliyorlar. Bütün bunları düşününce devletin Kürt meselesine nasıl baktığı görülebiliyor. Uluslararası kamuoyunun bu politikaları görmesi gerekiyor. Kürt sorununda çözüme yönelik daha açık bir tavır ve baskı oluşturması gerekiyor" diye konuştu.
'İmralı'daki tecrit sıradan bir tecrit değil'
İmralı'daki tecridin sıradan bir tecrit olmadığını vurgulayan Hülya, Ortadoğu gibi bir coğrafyada yaşanıldığını ve burada bir Kürt gerçekliğinin olduğunu söyledi. Uluslararası güçlerin kendi çıkarlarına göre Kürt sorununa yaklaştığına dikkat çeken Hülya, şöyle devam etti: "Uluslararası güçler kendi çıkarlarını ön planda tuttuğu için Kürt sorununa bir çözümsüzlüğü beraberinde getiriyor. Böyle olunca da Kürt sorunundan kaynaklı İmralı'nın kapalı kalıyor. Ve bu güçlerde bunu görmemezlikten geliyor. Barış ortamının sağlanması İmralı kapılarının açılmasına bağlı. Bu anlamda daha fazla barışta ısrar etmek, yan yana yaşama konusunda iradeyi ortaya koyabilmek gerekiyor. Yaşanan tecridin aslında sadece İmralı adasıyla sınırlı olmadığını, tüm topluma yansıdığını bilmek gerekiyor. Bu konuda daha fazla tutum sahibi olunması gerekiyor."
'Raporlar kağıt üzerinde kalıyor'
CPT'nin raporlarının çözüm getirmediğinin altını çizen Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Diyarbakır İl Eşbaşkanı Seval Gülmez, raporların sadece kağıt üzerinde kaldığının ifade etti. Seval, "Oradaki hak ihlallerini kim denetliyor ve bir yaptırımı var mı? Koşullar düzeltiliyor mu? Tecrit ortadan kalkıyor mu? Aslında bunu değerlendirmek lazım. Raporlar önemlidir anlamlıdır. Ama anlam ve önemi önünüzdeki süreci açıyorsa önemlidir. Hakikat arayışçısı olan insanların önünü kesmeye çalışan onları bir şekilde yaşamdan bağını koparmaya çalışan bir sistem var" diye belirti
'Kapitalizme hizmet etmiyorsanız yaşama şansınız yok'
Sistemin sürekli hak ve hukuktan söz ederek halkları oyaladığını söyleyen Seval, "Bir hak ihlalinden bahsediliyor. Bu raporlar sıradan raporlar değil. Dünya çapında öneme sahip raporlar. O zaman aklımıza şu geliyor. Kürdistan coğrafyasındayız. Mevcut kapitalist moderniteye hizmet etmiyorsanız size ne yapılırsa yapılsın, o zaman mubah oluyor. Onlar gibi düşünmüyorsanız yaşama hakkınız yok. Kendinizi ifade etme hakkınız yoktur. Halkınızla bütünleşme hakkınız yoktur. Aynı zamanda da halkların umudu kırılmaya çalışılıyor. Tecrit kendi başına insanlık suçudur. Kime neye nasıl yapılırsa yapılsın bir insanlık suçudur" şeklinde ifade etti.
'Tecrit ile toplumu bireycileştirmek istiyorlar'
Toplumsallığın boğulmak ve parçalanmak istendiğini dile getiren Seval, şunları belirtti: "Kapitalist modernitenin bir türlü hıncını alamama boyutu var. Ortadoğu'da bir türlü kendini entegre edemedi. İnsanları bireyselleştiremedi. Aslında tecridin diğer adı da toplumu bireycileştirmektir. Oysa insanın öz savunması toplumsallıktı. Toplumsallığınız kayıp olursa sizin de yaşama şansınız yoktur. Toplumun birlikteliğinden, yana olan bir politikaları yok. Bu tür politikaları olanları da yok etmek üzerinden anlaşıyorlar. Ortak çıkarları üzerinden kendilerine menfaat üzerinden gerektiğinde kör gerektiğinde sağır duymadım bilmiyorum diyebiliyorlar. Ne olursa olsun halklar kendi hakikatine ulaşacaktır. Hakların kendi hakikatiyle buluşmasının önünü hiç kimse alamayacaktır."







