DTK, TJA, DBP VE HDP’den ortak deklarasyon
- 14:32 2 Ekim 2020
- Güncel
DİYARBAKIR - DTK, TJA, DBP ve HDP siyasi soykırım operasyonlarına karşı deklare ettiği bildirgede, “Zaman faşizme karşı demokrasiyi, savaşa karşı barışı, tecride karşı özgürlüğü inşa etme zamanıdır. Kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla, işçisiyle, emekçisiyle, köylüsüyle tüm halklar ve inançlarla birlikte demokrasiyi kuruncaya dek mücadele edeceğiz” dedi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Kobanê operasyonu” kapsamında 25 Eylül’de, aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem milletvekilleri, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ile yöneticilerinin de bulunduğu 83 kişi hakkında gözaltı kararı verilmişti. Gözaltı kararının ardından 20 siyasetçi gözaltına alınırken, aralarında Ayla Akat Ata, Emine Ayna ve Ayhan Bilgen’in de olduğu 17 siyasetçi tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Siyasi soykırım operasyonlarına karşı Tevgera Jinên Azad (TJA), Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) öncülüğünde Diyarbakır’ın Yenişehir ilçesinde bulunan Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nde yeni yol haritasına ilişkin ortak bildirge deklare edildi. Açıklamaya DBP Eş Genel Başkanları Saliha Aydeniz ve Keskin Bayındır, DTK Eşbaşkanı Bedran Öztürk, HDP Milletvekilleri Remziye Tosun, Semra Güzel, İmam Taşçıer, TJA aktivistleri, HDP ve DBP il ve ilçe örgütleri, HDP Gençlik Meclisi, sivil toplum örgütleri ile çok sayıda kişi katıldı.
Açıklamada, Kürtçe ve Türkçe “Birliği kuralım, tecridi kıralım, özgürlüğü sağlayalım” yazılı pankart açıldı. Deklarasyonun Türkçesini Saliha Aydeniz, Kürtçesini ise Bedran Öztürk okudu.
‘Tarihsel kötülüğün bugünkü temsilcisi AKP-MHP bloğudur’
200 yıllık geçmişi olan Kürt sorununda yaşamlarının yıkımlara, zulümlere, adaletsizliklere maruz kaldığını ve sistematik kötülüğe karşı mücadeleyle geçtiği belirtilen bildirgede, bu sistematik kötülükten dağların, ovaların, köylerin ve kentlerin etkilendiği ifade edildi. Bildirgede, yaşamlarının inkâr ve asimilasyon politikaları ile biçimlendirilmeye çalışıldığının altı çizilerek, “Bütün toplumsal, ekonomik ve kültürel zenginliklerimiz yerle yeksan edildi ve sömürüldü. Tarihsel kötülüğün bugünkü temsilcisi AKP-MHP bloğudur. Bu blok Türkiye ve Kürdistan’da tüm muhalif toplumsal kesimleri sindirmeye çalışmaktadır. Kürtlerin özgürlük ve eşitlik talebine karşı açılan bu savaş birçok yönüyle tüm Türkiye sathına yayılmıştır. Bu bloğun Kürtlere ve demokrasi güçlerine karşı yürüttüğü baskı ve sindirme politikası Kürdistan’da siyasi, kültürel ve ekolojik bir kırıma dönüşürken, Türkiye’de ise emekçiler ve kadınlar başta olmak üzere tüm muhalif ve demokrat kesimleri ezme ve bastırma siyasetine dönüşmüştür” diye vurgulandı.
‘Saldırıların en pervasızlaştığı zaman’
Bildirgede, Türkiye ve bölgede yaşayan neredeyse herkesin gün aşırı savaşa, gözaltılara, tutuklamaya ve ölüme uyandığına değinilerek, bir avuç savaş sevicinin ve sermayenin dışında bu savaştan etkilenmeyen, mağduriyetini yaşamayan hiçbir kesimin bulunmadığı kaydedildi. Kürtlere ve demokrasi güçlerine yönelik saldırıların ve baskıların en pervasızlaştığı zamanlarda olduklarına işaret edilen bildirgede, “AKP-MHP bloğu savaş kabinesi gibi çalışmakta, içeride, dışarıda savaş ve şiddet üzerinden faşizmi tırmandırmaktadır. Kürdistan’da 90’lı yılları geride bırakan sistematik işkence uygulamaları insanları helikopterden atmaya kadar varmaktadır. Sokak ortasında insanlar dövülmekte, öldürülmekte, karakollarda işkenceler uygulanmaktadır. Kürt emekçilere yönelik ırkçılık iktidar eliyle büyütülmektedir. Kürtler her gün faşizmin en koyusuna maruz kalmaktadır” denildi.
‘Kötülük sıradanlaşmakta, tüm topluma dayatılmaktadır’
Kürtlere karşı ırkçı pratikleri sergileyen iktidar bloğu sebebiyle toplumsal kutuplaşmanın zirve noktasına vardığına dikkat çekilen bildirgede, “Kötülük sıradanlaşmakta, örgütlü bir şekilde tüm topluma dayatılmaktadır. Bu kötülük iktidarı, özgürlükte ısrar eden kadınlara karşı tecavüz, fiziki şiddet ve katletmeye varan yöntemler kullanarak toplumsal kaosu derinleştirmektedir. Demokratik mücadele veren gençlere yönelik her türlü saldırı gerçekleştirilmekte, gençler tehdit edilmekte ve işkenceden geçirilmektedir. Hasta tutsaklar cezaevlerinde birer birer yaşamını yitirmektedir. Cezaevleri siyasetçiler, gazeteciler, aydınlar ve yazarlarla dolup taşmaktadır. Adalete güven kalmamış, yargı bütünüyle Saray’a bağımlı hale getirilmiştir” ifadeleri kullanıldı.
‘Hukuksuzluğun örgütlendiği mekân İmralı’dır’
Bildirgede, devamla şunlar kaydedildi: “Türkiye’de adaletsizlik ve hukuksuzluğun AKP-MHP bloğu tarafından başlatıldığı mekân, İmralı’dır. Sayın Öcalan’ın karşı karşıya bırakıldığı hukuksuzluk mekânı ve uygulanan mutlak tecrit Türkiye’deki toplumsal gerilimleri had safhaya çıkarmakta, barışın var olan tüm imkanlarını gün be gün tüketmektedir. Kuşkusuz ki bu tükeniş, ülkenin geleceğinin tükenişidir. Mutlak tecride karşı mücadele sadece Kürtlerin değil topluma karşı sorumluluğu bulunan tüm kesimlerin görevidir. Çünkü demokrasi, özgürlük ve barış iklimi devletlerin değil, toplumların tarihsel özlemidir. Bizler faşizme karşı barış dolu gelecek hayalini tüketmemek ve umudu büyütmek için mutlak tecride karşı mücadelemizi yükseltme, Sayın Öcalan üzerindeki tecridi sonlandırma çağrısı yapıyoruz.
Demokrasi ve özgürlük meşalesini birlikte harlayalım
Türkiye'nin bütün siyasal ve toplumsal enerjisi, ekonomik kaynakları bu iktidar bloğunun ikbali için feda edilmektedir. Savaşın faturası emekçiye kesilmekte, toplum yoksullaşmaktadır. İktidarını kaybettiğini anladıkça şiddete daha fazla sarılan bu blok, kimlik ve inanç ayrımı yapmaksızın yoksulluğu her bir yurttaşın yaşamını etkileyecek şekilde yaymaktadır. Yoksulluğa karşı Türkiye halklarını demokratik toplumun örgütlenmesi mücadelesine çağırıyoruz. Hep birlikte barışı toplumsallaştıralım; adalet, demokrasi ve özgürlük meşalesini birlikte harlayalım diyoruz. Gün bekleme günü değil, mücadeleyi yükseltme ve faşizmden kurtularak demokratik ve adil bir ülkeyi kurma zamanıdır diyoruz.
Tarihsel mücadele bizleri çağırıyor
Toplumun büyük çoğunluğunun rahatsızlık duyduğu ve ret ettiği bu ceberut iktidara karşı tarihsel sorumluluk bu ülkede yaşayan başta Kürtler olmak üzere her bir halkı ve yurttaşı çağırmaktadır. Çünkü AKP-MHP bloğu Kürdistan halklarının demokratikleşme ve özgürleşmesinin önünde siyasal bir set olarak durmaktadır. DTK’nin kapısına vurulmak istenen zincir ile HDP eski MYK üyeleri ve seçilmişlerine yapılan siyasi soykırım operasyonları bu hakikatin en net göstergesidir. Çünkü bu blok Kürdistan ve Türkiye halklarına hiçbir yaşam hakkı tanımamak üzerine inşa edilmiştir. Bu blokun ortakları halklar düşmanlığı üzerinden kirli ittifaklarını kurmuştur. Bu gerçeğe karşı Kürdistan Halkları olarak ulusal birlik ruhuyla bu bloğu demokratik mücadele ile bertaraf etmeye ve tarihi yeniden yazmaya hazırlanmamız gerekmektedir.
Aydınlığa en yakın olduğumuz zamandır
Faşizmin üzerimizdeki kara bulutlarını hep birlikte dağıtarak dilimize, kültürümüze, varlığımıza, irademize ve yaşam hakkımıza ipotek koyanlara karşı el ele mücadele verme, siyasi ve toplumsal dayanışmayı büyütme sorumluluğumuz tarihte hiç olmadığı kadar acil bir görevdir. Bu tarihsel sorumluluğun gereği olarak Kürdistan halklarına çağrıda bulunuyoruz. Zaman faşizme karşı demokrasiyi, savaşa karşı barışı, tecride karşı özgürlüğü inşa etme zamanıdır. Zaman karanlığın en zifiri olduğu ama aydınlığa en yakın olduğumuz zamandır. İki yüz yıllık sömürüye ve kölelik dayatmasına son verme zamanıdır. Bugün itibariyle halkımızın özgürlük özlemlerine cevap olabilmek için her zamankinden daha kararlı bir duruşla kesintisiz demokratik bir direnişin içinde olacağımızı belirtiyoruz. Halkımızla birlikte el ele omuz omuza bu faşist sistemi parçalayıncaya kadar kesintisiz mücadele edeceğiz. Kadınıyla genciyle yaşlısıyla işçisiyle emekçisiyle köylüsüyle tüm halklar ve inançlarla birlikte demokrasiyi kuruncaya dek mücadele edeceğiz.”
Açıklama, “Berxwedan jiyane” sloganıyla son buldu.







