Kürt Alevi kadınlar dilleriyle kültürleriyle direniyor

  • 09:05 28 Ekim 2020
  • Güncel
Melike Aydın
 
İSTANBUL - Reya Haq  (hakyol) Aleviliği erilleştirilmeye çalışıldığını ve Kürt kadınlarına yönelik özel savaş politikalarının yürütüldüğünü ifade eden Saime Topçu, kadınların bu durumdan kendi dili, kültürüyle ve inancıyla yüzleşerek kurtulabileceğini belirtti.  
 
Alevilere yönelik artan ayrımcılık, asimilasyon ve özel savaş politikaları devam ediyor. Saldırı politikalarını değerlendiren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Saime Topçu, kadınların geri plana düşürülmesini asla kabul etmediklerini ve Alevi kadınlar olarak kendi dilleriyle, kültürleriyle, inancıyla mücadele edeceklerini ifade etti.
 
Asimilasyonu meşrulaştıran söylem: Çağdaş medeniyetler seviyesi
 
Reya Haq coğrafyasında cumhuriyet modernitesi ile Dersim’de gerçekleştirilen katliamı hatırlatan Saime Çorum, Maraş, Malatya katliamlarının bu sürecin devamı olduğunu dile getirdi. Cumhuriyet modernitesinin inanç bakımından Kızılbaşlığı, etnik bakımdan da Kürtlerin medeniyetsiz olarak tanımladığını söyleyen Saime, “Onlara göre kabile hayatı yaşayan cahil Türkçe bilmeyenleri medenileştirmek ‘çağdaş medeniyet seviyesine’ getirmek gerekiyordu. Cumhuriyet kurucuları bürokratları askerleri elitleri ötekileştirme sürecinde kendilerini ileri çağdaş batıcı yaparken kalıba uymayanları veya uymak istemeyenleri ‘gerici yobaz feodal veya cahil Türkçe bilmeyen’ şeklinde kategorize ettiler. Bu şekilde batı ve doğu arasında bir duvar örüldü. Devletin ideolojik desteğini de almışlardı. İttihat-i Terakki ile başlayan ve cumhuriyetle çok kültürlü çok dilli farklı etnik yapıları zorla homojenleştirmiştir. Bir parça başarılı da oldu” ifadelerine yer verdi.
 
İttihat ve Terakki’nin 7-T’si AKP ile derinleşti
 
Asimilasyon ve yok etme politikalarının Selçuklu Devleti döneminden cumhuriyet dönemine taşındığını ve cumhuriyet döneminde de İttihat-i Terakki'nin önemli rol oynadığının altını çizen Saime, 24 Eylül 1925’te Şark Islahat Kararnamesi ile 7-T olarak ifade edilen tedip (yola getirme), tenkil (sürgün), taktil (katletme), tehcir (göçe zorlama), temsil, temdin (medenileştirme), tasfiye (homojenleştirme) ilkeleri ile inanç ve kültürlerin hizaya getirme, imha ve cezalandırılmaya başlandığını ifade eden Saime, “Bu tek tipçi anlayış AKP iktidarı ile daha da derinleşerek tüm kesimlere yansıdı. Eğitim sistemi ile muhafazakar tekçi anlayışı laik, bilimsel ana dilden uzak farklı mezhepleri yok sayarak dayattı. Pandemi sürecinde yüz yüze eğitimi yok sayıyor uzaktan eğitimle İslami bir dayatmayla farklı inanç ve mezheptekileri ağaç yaş iken eğilir denerek okullarda Türk İslam sentezine göre eğitiyor. Biz zorunlu din dersi istemiyoruz diyoruz. Ama çocuklarımızın kafaları karışıyor. Ben Türk müyüm? Alevi miyim? Sünni miyim? Hem inanç hem milliyet kırımı yapıyor” diye belirtti.
 
Asimilasyonun diğer şekli metropollere göçe zorlanmak
 
12 Eylül Askeri Darbe sonrası ve köylerin yakıldığı 1990’lı yıllarda Kürtçenin yasak olması nedeniyle batıya göçe zorlanan Kürtlerin ‘Türkçe bilmeyen anaların Kürtçe bilmeyen çocuklarının yetiştiğini’ dile getiren Saime, çoğu Kürt çocuğunun Türkçe bilmediği için şiddete maruz kaldığını hatırlattı. Metropollerde yaşam kurabilmek için oranın dilini kültürünü, inancını yaşamak durumunda kalanların zamanla asimile olduğunu sözlerine ekleyen Saime, “Bu tam da 7-T’nin özetidir. Kürt Alevileri Kürt kimliğinden böyle uzak tutuldu. Mesela soykırımdan sonra özelikle Dersimlilerde Kemalistlerin olması beni düşündürüyor. Çünkü Dersim Soykırımı’ndan sonra 13-14 yaşındaki çocuklar dilinden inancından ailelerinden koparılıp üst düzey askerlere hizmetli olarak verildi ve onlar tarafından yetiştirildi. Hayata dair kendilerini savunacak hiçbir şeyleri kalmadı. Dersim’in kayıp kızlarını biliyoruz. Çocuklarını korumak adına ne Alevi olduğunu ne Dersimli olduğunu söyleyebiliyorlar” şeklinde konuştu.
 
‘Asıl Türkler Alevidir’ söylemi
 
Askerlik yapan vergi ödeyen Alevilerin ibadet yerlerinin kabul edilmemesinin ulus devlet anlayışının götürüsü olduğunu ifade eden Saime, Koçgiri, Maraş, Gazi katliamlarının hem Kızılbaş hem de Kürt oldukları için gerçekleştirildiğini dile getirdi. Öte yandan yok etmenin ‘asıl Aleviler Türklerdir’ söyleminin yayılarak Alevlerin kendilerini Türk’ten daha Türk sanmaya başladığını belirten Saime, “Öyle eğitildi çünkü. Hafıza silme denen şey budur. Bizler son nesilleriz.   Yeni bir İslami eğitim sistemini oturtuyorlar pandemi ile. Derse besmele ile başlanıyor. Emek boyutunda pandemi yok, sömürünün her düzeyi var. Ama okullar için pandemi var.” 
 
‘Sol çevrelerin de asimilasyona katkısı oldu’
 
Kürt Alevilerinin asimilasyonuna özellikle 12 Eylül sonrasında sol-sosyalist çevrelerin de katkıları olduğunu ifade eden Saime, “Aleviler sosyalist, komünist oldu ama Kürt olamadı. Oysa dar meydanı bizim için mahkemeleridir. Mahkemelere ihtiyaç duyulmazdı. Rıza toplumu dediğimiz inanç sistemimizde haksızlığın hepsi tacizdir tecavüzdür. Elmayı bile rızasız alamazsın. Yolun gereklilikleri edep erkanı ağırdır. Bizler sosyalist olduk, komünist olduk yolu hakir gördük oysa içinde komünizm de var sosyalizm de. Yolu böyle unuttuk. Bizde özünü dara çekme diye bir durum var. Benliğinle oradasın orada yalan söyleyemezsin” diye vurguladı.
 
Devlet cemevlerine ve ibadete müdahale ediyor
 
Reya Haq coğrafyasında ‘Alevilik’ kavramının olmadığını Aleviliği de siyasi terim sonradan eklediğini aslında Kızılbaşlık olduğu u belirten Saime, cemevlerinin devlet tarafından yönetilerek ana dilde ibadet hakkının yerine Şia bir ritüelin dayatıldığını ifade etti. Eski inanışta cemevi kavramı yokken metropollerde bu ihtiyacın ortaya çıktığını dile getiren Saime, “Ancak birçoğundaki cem ritüellerinin bizimle alakası yok. Pir talibiyle yeniden buluşmalı belki bu dejenerasyonun önünde durdurabiliriz. Yaresanlar, Türkmenler, Tahtacılar, Kakailer Hubyar Sultan, Yörükler var. Hepimizin ritüelleri farklıdır ama ortak nokta yoldur. Demokratik Alevi Derneği’nin Gebze’de Ana Fatma Cemevi var. Cemevine Tokatlılar da Amasyalılar da Dersimliler de gelir, kendi anadilinde kendi ritüelleriyle cemini civatını yapar. Her sürekten insan gelebilir. Çünkü 72 millete aynı nazardan bakarız” dedi.
 
Kürtlerden uzaklaştırma projesi olarak Alevi Partisi kurma fikri
 
Bugün AKP iktidarının asimilasyon ve yok etme politikasının geçmiş günlerin devamı olduğunu ifade eden Saime şimdilerde Alevi Partisi kurma düşüncelerinin ortaya atıldığını belirtti. Bunun Kürtler ile Alevilerin yakınlaşmasına karşı politik bir stratejinin parçası olduğunu ifade eden Saime, “Bu karşılık bulmazsa geri çeker başka bir hamle yapar. Kişi kendini Kürt olarak değil sadece Alevi veya Ezidi olarak tanımlayarak kimliğini inkar ediyor. Yüz yılın asimilasyonu var. Bir kesim bunun farkında ciddi anlamda mücadele etmeye çalışıyor, dernekler kuruluyor. Yeterli değil. Politikalar devam ediyor. Her alanda mücadele etmek zorundayız” diye belirtti.
 
Kızılbaş Kürtlere yönelik özel savaş politikaları geliştiriliyor
 
Kızılbaşlıktaki Ana pir statüsünün asimilasyon politikalarının bir sonucu olarak unutturulduğunu söyleyen Saime, “Rızası olmayan her şey tecavüzdür. Reya Haq coğrafyasında Gülistan Doku kayboldu. Gülistan Kürt bir ailenin kızıdır. Bir polis oğluna aşık olmuş, Kürt kimliğinden kabul görmemiş ve ortada yok. Musa Orhan serbest bırakıldı. Biz bunlarla yaşıyoruz. Biz aleviler asla kimsenin inanca müdahale etmeyiz. Ama bugün Alevi kadınlarla evlendiğinde erkek onu İslam’a çağırdığında ‘cennete gidiyorsun’ deniyor. AKP iktidarı bunu daha da derinleştirdi.” 
 
Kadınlar diliyle kültürüyle yüzleşirse tekrar ayağa kalkabilir
 
Aleviliğin de erilleştiğini ifade eden Saime, “Seyit Rıza’nın eşi Besê, Alişer’in eşi Zarife gibi kadınların mücadeleleri görünmüyor, dillendirilmiyor bile. Hz. Zeynep Kerbela’yı her yerde anlatarak bu zulüm bugüne gelmiştir. Kimse Hz. Zeynep’in mücadelesinden bahsetmez geri planda. Eril zihniyet dayatılıyor. Oysa yolun sahibi anadır, ana mürşid-i kamüllahtır. Çünkü yolu götüren  anadır. Ana Fatma deriz Kubbe-i rahman deriz. Fakat kadının bu konuma düşürülmemesi için diliyle kültürüyle inancıyla yüzleşerek ayağa kalkması da bu şekilde olacak” şeklinde dile getirdi.
 
İnanç yerleri yok ediliyor
 
Asimilasyonun bir diğer şeklinin de inanç yerlerinin talan edilmesi olduğunu dile getiren Saime, “Ekolojik bir talan var. Reya Haq inancında börtü böceğin hakkı vardır. Doğaya tapınırız. Bizim inancımıza göre dünyada olan her varlığın ağacın gölgesinin bile canı var. Böyle bir inanç coğrafyasında Munzur Gözeleri peyzaj projesi adı altında talan ediliyor. Bizi inanç merkezimize sokmak istemediler. Oralara kepçe ile girmişler, ekonomik boyutuyla rantçı zihniyet devreye giriyor. Aslında yapılması düşünülen bir ırk kırımı yaratmaktır. Bu Mezopotamya’nın her yerinde var. 12 bin yıllık Hasankeyf’i bu nedenle dinamitlediler” diye belirtti.