2020’de direnenler: Daha güçlü çalışmalarla alanlarda olacağız
- 09:05 30 Aralık 2020
- Güncel
Nişmiye Güler
İSTANBUL - Kadınların 2020’de ortaya koyduğu dayanışmayı 2021’de daha da büyütmesi gerektiği mesajı veren Kadın Zamanı Derneği Kurucu Üyesi Dilek Başalan, “Çünkü bu yüzyıl kadın zamanı dedik biz. 2021’de de kaldığımız yerden ama daha güçlü, toplumsal çalışmalarla alanlarda olacağız” dedi.
Dünyanın birçok yerinde dayanışma ağlarını ören kadınlar için 2020 yaşamın her alanında iktidarın bitmek bilmeyen erk politikalarına karşı özsavunma geliştirdikleri bir yıl oldu. Kadınlar Polonya’da kürtaj yasağına karşı milyonlar olup alanlara akarken, Türkiye’de ise İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırılara karşı “erkeklik koronadan daha ölümcül” diyerek sokaklarda direnmeye devam etti.
Türkiye’de kadınların 2020’deki mücadelesini Kadın Zamanı Derneği Kurucu Üyesi Dilek Başalan ile konuştuk.
“Sağlık çalışanları ve eve mahkum edilen kadınlarla bir araya geldik, atölyeler gerçekleştirdik.”
*Kısa zaman önce kuruldunuz ama öncesinde de kadın mücadelesi aktivistleri olarak bu mücadelede yer aldınız. Çalışmalarınızda bu kısa zamanda neler yaptınız?
Kadın Zamanı Derneği ağustos ayında açıldı. Zaten açılır açılmaz yoğun bir süreç içerisindeydik. İstanbul Sözleşmesi tartışmaları, 25 Kasım çalışmaları vardı önümüzde. Hem iç atölyelerimiz hem de dışa dönük atölyeler yaptık, eğitimler düzenledik. Bir pandemi sürecindeyiz ve kadın sağlıkçılarla ilgili özellikle bir çalışma yürütmek istiyorduk. Öncelikli olarak kadın sağlık çalışanları ile kapalı bir etkinlik yaptık ve onları dinledik. Yurtdışından katılan psikoterapist bir arkadaşımızın katkısıyla kadın arkadaşlarımızı dinledik. Onların ev içinde, çalıştıkları kurumdaki sorunları dinledik ve onlardan çıkan bir rapor hazırladık. Bunun devamını da talep ettiler onlara çok iyi geldi. Eve mahkum edilmeye çalışılan kadınlarla bir araya geldik, atölyeler yaptık. Yan yana olamıyoruz maalesef ama tüm etkinliklerimiz online oldu.
Onun dışında 25 Kasım etkinliklerimiz ve dernekte bir etkinliğimiz oldu. Geçtiğimiz hafta Türkiye’nin farklı birçok ilinden kadın mücadelesi yürüten arkadaşlarımızla bir araya geldik. Deneyimlerimizi paylaştık, 2020’de neler yaşadık, halihazırda yürüttüğümüz mücadele 2020’de nereye geldi? Biraz bunları tartıştık ve diğer bütün kurumlarla bir bağ kurmuş olduk. Hatta etkinlik sonunda herkes birbirinin iletişimini almak istedi bu da çok güzel bir dayanışma örneğiydi. Finalde herkes kendini anlattı. Kim kime ne fayda sağlayabilir? İşte kadın dayanışması tam anlamda buydu.
*Bir araya geldiğiniz sağlık çalışanları ne tür sorunlarla karşılaştıklarını anlattı?
Pandemi ile beraber çok fazla iş sorumluluğu aldılar. Mesai saatleri arttı. Kadın olmanın da gerektirdiği bazı özel durumlar vardı. Kıyafet dahi çok özel bir tasarım oldu. Ama bu kıyafetleri yaparken kadının vücuduna, yapısına uygun bir şekilde değildi. Kadınların regl olma durumları var o tulumlarla rahat çalışamama durumları var, eve gittiklerinde tekrar ev sorumlulukları var, çocukları varsa eğitimi ile ilgilenmek zorunda yani hayatında var olan tüm çevre ile ilgilenen bir kadına dönüştü. Aslında makineleştirilmeye çalışıldı. Kadın sadece üreterek yaşatmak zorunda. Ama acaba nasıl yaşıyor? Yaşadığını unutan bir pozisyona gelmiş. Ve birçoğu psikolojik şiddet ile karşı karşıya. Pandemi insanlara çaresizliği tattırırken bir yandan da öfke barındırıyordu ve bunların karşısında da aslında sağlıkçılar zor durumda kalıyorlardı. Bu süreçte bunları kimseye anlatamadılar. Çünkü çok ciddi bir küresel salgın var, tek amaçları yaşatmak, ölüm sayılarını azaltmak ve aslında kendilerini de yaşatmak. Hem ev içinde hem hastane ve kurumlar içinde içe dönme durumu var. Bu süreçte bizden kadın dayanışması desteği de talep ediyorlar. Tüm kadınlardan dayanışma desteği istiyorlar çünkü hali hazırda çıkan tüm yasalarda, kadınları koruyan, kadın sağlıkçıları koruyan hiçbir şey yok, destek yok. O yüzden dayanışma ile onların sesini duyurmamızı istediler. Basın açıklamalarının, taleplerinin görünür olmasını istiyorlar. Biz de bunlar için elimizden geleni yapacağımızı dile getiriyoruz.
*Kadınlarla atölyeler düzenlediğinizi belirttiniz. Atölyelerde öne çıkan başlıklar ne oldu?
Kadınlar duygularını tanımıyor. Biz bu tartışmaları yaparken biz de duygularımızı keşfeden bir pozisyondaydık. Evde sabah kalkıyor ve onun önüne konulmuş sadece rutin bir hayat var. Ama sevgi bekleyebiliyor, üzülmek isteyebiliyor, öfkelenebiliyor bu duyguların hiçbirini yaşayamıyor. Anlık patlamalarla ya da sadece içe dönük bir durum var. Bunu açığa çıkarabilecek kendine dönük düşünme fırsatı olmadığı için sadece nefes alıyor, yaşamıyor. Özel sorunumuz bütün toplantılarımızdan çıkan sonuç bu. Anlatmak istediklerimiz paylaşmak istediklerimiz var. Aslında bunu dile getirmekten çekinen ya da’ bu kadar olumsuzluklar, tacizler, tecavüzler, cinayetler yaşanırken belki de birileri bu kadar acı çekerken belki de benim yaşadığım bir şey değil ben şimdilik susayım’ aslında acının büyüğü, küçüğü yok hepsi bize dairdi ve biz bunu biraz açığa çıkarttık. Ve toplantılar sonucunda da gördüğümüz kadınlar hep söz aldı, konuşmak istedi bu da bizim istediğimiz bir şeydi. Kadınlar çok rahatlıkla kendini ifade etti, evinde, iş hayatında ya da örgütsel çalışmalarındaki problemleri rahatlıkla anlatabildi. Önemli olan da buydu. Biz dernek olarak biraz birbirimizi dinleyelim istiyoruz. İlk süreçlerimiz böyle gitsin.
“2020’nin her anı bizim için direniş ve mücadeleydi.”
*Geride bırakacağımız 2020’nin öne çıkan konularına gelmek istiyoruz. Bildiğiniz gibi pandemi ile geçen bir yılda kadınlar alanları terk etmedi ve bulundukları her yeri mücadele alanına dönüştürdü. 8 Mart ve 25 Kasım gibi önemli günlerin dışında da kadınlar alanlardaydı. 2020 kadınlar için nasıl geçti?
2020 yılı kadınlar için mücadele yılıydı. Bize diremek düştü 2020’de. Zaten yıllardır direniyoruz, mücadele ediyoruz ama mart ayında vakaların açıklanması ile beraber Türkiye’de birçok kadın işsiz kaldı, evlere hapsedildi. Daha sonrasında da çıkan tartışmalar. Gördük ki Mart ayında daha çok kadın evlerinde öldürüldü. Daha çok kadın tacize uğradı, daha çok çocuk suistimal edildi. Demek ki kadınlar eve kapatıldığında daha ciddi problemler yaşayabiliyorlar. 2020’nin her anı bizim için direniş ve mücadeleydi.
“İstanbul Sözleşmesi’nin pandemi ile birlikte tartışmaya açılması çok tesadüfi bir şey değil. Aslında krizi fırsata çevirmek istediler.”
*2020’de kadınlar için ön plana çıkan konulardan biri de kazanımları olan İstanbul Sözleşmesi’nin iktidar tarafından hedef alınması oldu. Özellikle pandeminin ilk ortaya çıktığı aylarda erkek şiddetinin de ayyuka çıktığı bir süreçte iktidar “İstanbul Sözleşmesi” tartışması başlattı. İktidar neden böyle bir dönemi tercih etti? İstanbul Sözleşmesi neden iktidarı rahatsız ediyor?
Aslında tamamen erkek aklıyla hareket edildi. Numaran Kurtulmuş’un bir tartışmasıyla konu açıldı ve pandemi ile birlikte açılması çok tesadüfi bir şey değil. Aslında krizi fırsata çevirmek istediler. Çünkü küresel bir salgın vardı, ölümler artıyordu, sokağa çıkma yasakları vardı, kadınlar karantinadaydı. Kadınların İstanbul Sözleşmesi’ne bu kadar büyük tepki vereceklerini belki de devlet düşünemedi. Kadınlar kazanımlarına sahip çıktı. İstanbul Sözleşmesi 2011’de imzalandı ve 2014’te yürürlüğe girdi. Uygulanmayan bir sözleşmeydi. Uygulamadığınız bir sözleşmenin iptalini konuşuyorsunuz. Önce biz neden uygulanamadığını konuşmak zorundayız. Binlerce kadın öldürüldü, kadınlar karakola gidip başvuru yapmak isterken polisler tarafından caydırılıyordu. Süreç zorlaştırılıyordu. Ama onun görevi 6284’ü uygulamak. Oysa İstanbul Sözleşmesi bizim için çok önemliydi.
Kadınları neden hedef alıyorsa geldiğimizde İstanbul Sözleşmesi ile beraber iktidarın kan kaybetmesi söz konusu. Kan kaybediyor ve kimden nasıl nemalanacağını, yararlanacağını çok iyi biliyor. Bir kesim maalesef onun kara propagandasına inanıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin aileyi yozlaştırdığını, ahlaksızlaştırdığını, LGBTİ+ bireylere dair ithamları bunlar tam da o kesimin duymak istediği sözlerdi. Bizim üzerimize gelerek “ahlak dersi” veriyordu bir kesime. İstanbul Sözleşmesi o yüzden onlar için çok önemli bizim için de çok önemli. Çünkü onların iddia ettiği hiçbir şey yok. İstanbul Sözleşmesi tüm şiddeti kapsıyor. Bir erkek de şiddete uğradığında güvenlik, koruma talep edebilir. O kadar farklı anlatılıyor ki. Biz şiddetin tamamına karşıyız zaten. Kadına, erkeğe, çocuğa hiçbir şekilde şiddet uygulanmasın. Doğadaki tüm canlıları korumaya çalışıyoruz. İstanbul Sözleşmesi pandemiye denk geldi evet ama onların istediği gibi olmadı, öyle de olmayacak.
“Süleyman Soylu İstiklal Caddesi’ni yasakladığında biz İstiklal Caddesi’ne girdik ve kendisine dövizlerle selam yolladık.”
*İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da bu yıl içinde birçok kez kadın mücadelesi yürüten aktivistleri ve direnişlerini hedef aldı. Bir kadın hakları aktivisti olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Süleyman Soylu İstiklal Caddesi’ni yasakladığında biz İstiklal Caddesi’ne girdik ve kendisine dövizlerle selam yolladık. Kadın mücadelesi ile bu kadar tezat olması çok normal, çünkü biz ona, onun savunduğu devlet aklına, biat etmiyoruz ,‘makul kadın’ değiliz. Sadece Süleyman Soyu değil devlet aklı olan, devlet şiddetine maruz bırakan birçok erkek var ama maalesef ön plana Süleyman Soylu çıktı. Biz de kendisine eylemlerimiz, sözlerimiz, sokaktaki dinamiğimiz ile gayet iyi ses ve cevap verdik. Bizden o yüzden korkar.
*2020 erkek devlet ve yargı şiddetinin olduğu bir yıl oldu. Bir tarafta kadın mücadelesi bir tarafta da bu şiddet duruyor. Kadınların 2020’de bunlara karşı verdiği mücadele yeterli miydi sizce?
2020’de biz kadınlar müthiş bir mücadele verdik. Tüm dünyada böyleydi. Bir gün uyandık Polonya’da binlerce kadın Kürtaj Yasası ile ilgili sokaktaydı biz de neler yapabileceğimizi konuştuk. Sadece yaşadığımız coğrafyada değil dünya genelinde Şili’de, Afrika’da birçok kadın şiddetle mücadele ederken sokaklardayken biz de aynı şekilde dinamik olduk. Keza yaşadığımız coğrafyada Ocak ayından itibaren Gülistan kaybedildi, bulunamıyor, faili aklanmaya çalışılıyor. İpek Er’e tecavüz edildi ve kendini öldürdü aslında katledilen bir kadındır. Birçok örnek verebiliriz buna. Faillerin cezalandırılması için çok çalıştık, çok çabaladık tabi ki eksik kaldığımız yerler olmuştur ama kadın hareketi çok iyi bir yerde. Yeterli olmadığımız noktalar olmuştur 2021’de de devam edeceğiz bu mücadeleye.
“Pandemi koşullarında bu kadar mücadele eden bir kadın hareketi varken 2021’de daha güçlü bir kadın hareketi olacak. Çünkü bu yüzyıl kadın zamanı dedik.”
*2021’de kadınları neler bekliyor erkek devlet ve yargı cephesinden doğru? Kadınlar buna karşı 2021’de nasıl bir mücadele ağı örecek ya da örmeli?
2020 deneyimimiz bizim için çok önemliydi. Pandemi koşullarında bu kadar mücadele eden bir kadın hareketi varken 2021’de daha güçlü bir kadın hareketi olacak. Çünkü bu yüzyıl kadın zamanı dedik biz. Kadınların mücadele ettiği, söz söylediği zaman. Cesaretimizi gerçekten birbirimize bulaştırdığımız bir süreçten geçiyoruz. Bütün kadınlar bütün şehirlerden aynı anda eylemselliğe geçebiliyor, aynı sözü kurabiliyor. Bu çok kıymetli. Platformlar, kadın kurumları 2021’de de aynı şekilde devam edecek. Her gün kadın kurumları kapatılırken farklı farklı kadın kurumları tekrar açılıyor, platformlar oluşturuluyor. Demek ki, kadınlar evlere girmeyecek, kazanana kadar mücadele alanlarından çekilmeyecek, 2021’de de kaldığımız yerden ama daha güçlü, toplumsal çalışmalarla alanlarda olacağız.
“2020’ de kadınlar olarak bu inancımızla birbirimizle dayanışmamızla, ‘kadın beyanı esastır’ın gerçekten altını doldurabildiğimiz bir yıldı. 2021’de de bunun devamını diliyoruz.”
*Kadınlara 2021 mesajınız nedir?
2020’de sergilediğimiz dayanışmanın devamını istiyoruz. 2020 sonlarında biliyorsunuz ifşa vardı tacizler ile ilgili aslında bu çok önemli. Hakiki anlamda kadınlar yargıya güven duymadığı için sosyal medyadan sesini duyurmak istedi ve bir anda yüzlerce kadın uğradığı tacizi, psikolojik şiddeti dile getirdi ve bu maalesef sanat, edebiyat camiasından çok tanınan çok bildiğimiz erkeklerdi. Bir erkekte ifşa edildikten sonra yaşamına son verdi. Evet, biz hiç kimsenin ölmesini istemiyoruz ama bir kadını belki de bir sürü kadını taciz etmişti bu yükle yıllarca yaşayıp bunun duyulduğunda intihar etmesi biraz ironik. Biraz düşünmeye ihtiyacımız var. 2020’de biz kadınlar bunu açığa çıkardık. Evet, biz tacize, şiddete uğruyoruz ama suçlu biz değiliz, suçlu bunu bize yaşatan/yaşatanlardır. 2020’ de kadınlar olarak bu inancımızla birbirimizle dayanışmamızla, “kadın beyanı esastır”ın gerçekten altını doldurabildiğimiz bir yıldı. 2021’de de bunun devamını diliyoruz.







