‘Yolu karakoldan geçen herkes çıplak aramaya tabi olmuştur’
- 09:03 4 Ocak 2021
- Güncel
İSTANBUL - Türkiye’de çıplak arama tartışmalarının devletin işkenceci yüzünü açığa çıkarmak adına önemli olduğunu söyleyen gazeteci Füsun Erdoğan, maruz kaldığı işkence ve tecavüz tehditlerini anlatarak, “Yolu emniyet müdürlükleri, karakollardan ya da hapishanelerden geçen herkes çıplak aramaya tabi olmuştur” diye belirtti.
Türkiye’de yıllardır bir işkence yöntemi olarak uygulanan çıplak arama tartışmaları gündemdeki sıcaklığını koruyor. İktidar ülkede çıplak arama yapılmadığını savunsa da bu uygulamaya tabi tutulanlar yaşadıklarını anlatarak devlet gerçekliğine ayna tutuyor. Bu uygulamaya maruz kalanlardan biri de gazeteci Füsun Erdoğan. 1996 yılında eşi ile birlikte gözaltına alınarak çıplak arama ve çeşitli cinsel işkence uygulamalarına maruz bırakılan Füsun, yaşadıklarını ajansımıza anlattı.
‘Çıplak arama bir hak olarak tanındı’
Türkiye ve bölgede emniyet ve cezaevlerinde çıplak aramanın yasalarla polis ve askere bir hak olarak tanındığının altını çizen Füsun, “Biz biliyoruz ki, devlet sadece bununla yetinmedi, yetinmiyor da...İşkence gözaltındaki ya da hapishanedeki tutsağı teslim almak, diz çöktürmek için bütün bu zamanlarda bir devlet politikası oldu. Gözaltından başlayarak, hapishanelerde de devam eden bir saldırı biçimi olarak kullanıldı” dedi.
‘Taciz ve tecavüzler yaşandı’
Füsun, devletin bu saldırı biçimlerine dair şu örnekleri verdi: “12 Eylül 1980 askeri faşist darbe sonrasında gözaltı süresi 3 aya çıkarılmakla kalmadı. Aynı zamanda gözaltına aldıkları insanları üç ay dolduğunda arka kapıdan serbest bırakıp, ön kapıdan yeni bir soruşturma var diyerek üç aylık bir işkence sürecine daha tabi tuttular. Gözaltı sonrasında tutuklanıp hapishanelere gönderilen devrimci tutsakları istedikleri her zaman ‘yeni soruşturma var’ gerekçesiyle yeniden işkencehanelere götürüp, üç aylık sorgu süreçlerine tabi tuttular. Bu süreçlerde ne mi oldu? İnsanlar insanlıklarından çıkarılmaya çalışıldı. Sadece fiziksel işkence yapmadılar, aynı zamanda psikolojik işkencenin yanı sıra, taciz ve tecavüzler yaşandı. Ve ne yazık ki, o süreçte faşist diktatörlüğün işkenceleri teşhir edilmesine rağmen, tecavüze uğrayanlar açıklama cesareti gösteremediler. Çıplak arama ise, zaten buraların bir rutini olmanın ötesinde, işkence esnasında hiç bir cinsiyet, yaş ayrımı gözetmeksizin insanları çırıl çıplak soyarak yaptılar. 12 Eylül döneminde devletin devrimcilere, sosyalistlere, yurtseverlere yaptıkları işkenceler biliniyor.
‘Tecavüzler ifşa edilmedi’
Tecavüz meselelerinin ifşa edilmediğini söyleyen Füsun, şu noktaya dikkat çekti: “Bilindiği gibi 12 Eylül sonrası seçimler öncesi beşli çetenin başı Kenan Evren eski bir subay olan Turgut Sunalp'e Milliyetçi Demokrasi Partisi-MDP'yi kurdurttu. Bir gazetecinin yönelttiği soruya Turgut Sunalp'in vermiş olduğu yanıt aslında her şeyi özetliyor. Gazeteci işkencelerde gözaltındakilere şişe ve jopla mı tecavüz edildiğini sormuştu. Adam çok rahat ve küstah bir şekilde yanıtlamış...’Taş gibi askerlerimiz varken jopa, şişeye ne hacet’ demişti.”
‘İşkenceci polisler üzerime saldırdı’
Füsun, 1990'lı yıllarda devletin özellikle Kürt illerinde yükselen direnişe karşı Olağanüstü Hal’li (OHAL) yılların bir parçası olarak gözaltıları batıda 15 günle sınırlandırırken, bölgede bu süre yıllarca 30 gün olarak uygulandığını belirtti. “İster Kürdistan'da isterse de batıda gözaltına alınan herkes, gözaltı işlemi başlar başlamaz çırıl çıplak soyularak arandı” diyen Füsun, 1996 yılında gözaltına alındığında yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:“1996 Nisan'ında İstanbul'da Taksim'in göbeğinde, gün ortasında gözaltına kaçırılarak alındım. İşim, evim biliniyor olmasına rağmen o yıllardaki beyaz Toros'larla kaçırarak gözaltına alma çok yaygındı. Kaçırılma işlemi Vatan Caddesi'nde sona erdiğinde, ilk işleri soymak oldu. İtiraz ettim elbette, kesinlikle soyunmayacağımı söylediğimde, hepsi erkek olan işkenceci polisler üzerime saldırarak, deri montumu parçalarcasına üzerimden çıkardılar. Üzerimdeki diğer eşyaları çıkarmalarına karşı tüm gücümle karşı koydum. Adamların aceleleri olduğu için bir an önce askıya almak için kazağımı çıkarmakla yetindiler. Tabi sonrasında ayak parmaklarım, el parmaklarım, meme uçları, boynum, kulak memesinde manyetoya bağladıkları kabloları dolaştırdılar. Ancak, çok net olarak bildiğim şey ise şu; şayet gözaltından başlayarak işkencecilerin isteklerini yerine getirmek gibi bir tutum sergilerseniz, kadın ya da erkek, LGBTİ birey, yaşlı ya da genç olmanız farketmiyor. İşkence esnasında üzerinizdeki bütün giysileri çıkarttırıyorlar ya da çıkarıyorlar. Zaten onların isteklerini siz yerine getiriyorsanız ( hapishanedeki birçok arkadaşın yaşadığı deneyimden biliyorum) sizi aşağılamakta hiç bir sınır tanımıyorlar. Direndiğinizde, hele de vücudunuza yönelik saldırılar karşısında geleneksel değerlerin etkisiyle utandığınızda bunu sizin zayıf noktanız olarak görüp daha fazla saldırıyorlar.”
‘Çocuğumun yanında tecavüz ile tehdit ettiler’
Gözaltında tecavüz ile tehdit edildiğini söyleyen Füsun, henüz 3’üncü sınıftaki çocuğunun da karakola getirildiğini ve tehditlerin onun yanında yapıldığını ifade etti. Füsun, “Ama biliyorum ki, 1990'lı yıllar boyunca çok sayıda kadına ve erkeğe tecavüz etti bu devletin işkenceci polisleri. Biz yaşadığımız işkenceyi raporlarla kanıtladığımız için İstanbul Emniyet Müdürlüğü Tim 3'den Bayram Kartal ve Sedat Selim Ay'ın içinde olduğu 7 işkenceci ilk kez Türkiye'de işkenceden dolayı ceza aldı. Zaman aşımına uğrasa da aldıkları ceza, AİHM Türkiye'yi mahkum etti” diye ekdi.
‘Gözaltında tecavüz devletin elinde patladı’
1997 yılında Atılım Gazetesi'nin çalışanı Asiye Zeybek’in gözaltında tecavüze uğradığını açıkladığını hatırlatan Füsun, İstanbul Üniversitesi'nde Prof. Dr. Şahika Yüksel’in Asiye'nin tecavüze uğradığına ilişkin rapor verdiğini ve bunun için de tehdit edildiğini dile getirdi. Füsun, gözaltında tecavüze uğrayan kadınların yaşadıklarını ifşa ettiğini kaydederek, “10 Haziran 2000 yılında Emekçi Kadınlar Birliği, Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Hayır Kurultayı örgütledi. Kurultayda kadınlar ve erkekler gözaltında uğradıkları tecavüzü kamuoyuyla paylaştı. Bu süreçte kadınlar tecavüz kavramının içeriğini de tartıştılar. Zira, görüldü ki, birçok tecavüz vakası geleneksel anlayışlar nedeniyle mağdurlar tarafından tecavüz olarak algılanmamış. Belki bütün tecavüz mağdurları açıklamadı bunu. Ama devletin gözaltında tecavüz saldırısı elinde patladı” dedi.
‘Çıplak arama sadece tacizle açıklanamaz’
Gözaltına alınırken ve cezaevine girişte yapılan çıplak aramanın sadece taciz kavramıyla açıklanmasını yanlış ve eksik bulduğunu söyleyen Füsun, Ceza ve İnfaz Kanunu'nda özel olarak düzenlenmiş olan çıplak arama maddesinin, devletin yasal olarak garanti altına aldığı tecavüz olduğu düşüncesini savunuyor. Füsun, bunu “bireye rağmen vücut bütünlüğüne yönelik her saldırı tecavüze girer” olarak açıklarken, yapılanların “tacizle” açıklanamaz olduğunun altını çizdi.
‘Kanıt istiyorlarsa yasalarına baksınlar’
“Yolu emniyet müdürlükleri, karakollardan ya da hapishanelerden geçen herkes çıplak aramaya tabi olmuştur” diyen Füsun, bunda adli, siyasi, kadın ya da erkek, yaşlı ya da çocuk, LGBTİ ayrımı söz konusu olmadığını söyledi. AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan'ın bütçe görüşmeleri esnasında Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'ndan çıplak aramaya ilişkin kanıt istemesine de değinen Füsun, “Kendi yasalarını bile bilmediklerinin kanıtı olarak tarihe geçti. Özkan kanıt arıyorsa CİK'e baksın. Özkan kanıt istiyorsa AİHM'in Türkiye'yle ilgili aldığı kararlara baksın. Özkan kanıt istiyorsa, hapishaneleri bizzat ziyaret etsin ve tutuklu ve hükümlülere gözaltında, hapishaneye girişte neler yaşadıklarını bir zahmet sorsun. Çıplak arama bir işkencedir ve Türkiye'de devlet politikasıdır. Küçük akıllarıyla milletin aklıyla dalga geçmesin bu zevat” sözleriyle tepki gösterdi.
‘Tartışmalar devletin gerçek yüzünü açığa çıkarmak adına önemli’
Yılın son günlerinde tartışmaya açılan çıplak arama işkencesinin devletin işkenceci yüzünü açığa çıkarmak adına önemli olduğunu vurgulayan Füsun, “Meseleyi FETÖ tartışmasına özel olarak çekmek ise, faşist Saray rejiminin suçunu kapatma çabası olarak görüyorum. İşkence insanlık suçudur ve kim işkenceye uğramış olursa olsun, burada işkenceye uğrayanın politik kimliği değil uğradığı işkence önemlidir. Devrimcilerin, sosyalistlerin bu ifşayla ilgili daha aktif olması gerektiğini de söylemeliyim” ifadelerini kullandı.
Füsun Erdoğan kimdir?
4 Eylül,1962'de Erzincan'da doğan Füsun, gazeteciliğe 1979'da İstanbul'da AKA Ajans’ta çalışarak başladı. Bir dönem Aylık Emeğin Bayrağı Dergisi'nde gazetecilik yaptı. Aynı süreçte Yeni Kadın ve Emekçi Kadınlar Bülteni, 1995'den sonra da Sosyalist Kadın dergilerinde editörlük yaptı. 1995 yılında Özgür Radyo'nun kuruluşu, yönetim kurulu üyeliği de dahil olmak üzere Genel Yayın Koordinatörlüğü'nü 8 Eylül 2006'da gözaltına alındığı tarihe kadar yürüttü. İlk gözaltı ve tutuklanması 1996 Nisan'ında oldu. 6 aylık tutukluluğunun ardından tahliye olan Füsun, 8 Eylül 2006'da tekrar gözaltına alındı ve Gebze M Tipi Kapalı Cezaevi’ne konuldu.
Füsun cezaevinde iken yeniden ve teorik-politik dergi olarak yayın hayatına başlayan Sosyalist Kadın Dergisi'nin Yayın Kurulu'nda yer aldı ve 2009 yazına kadar yazıları yayımlandı. Füsun 8 yıllık tutukluluk sürecinin ardından 2014’te tahliye oldu.
Füsun, kadın televizyonu olan Jın TV’de şuan program yapıyor.







