Abdullah Öcalan'ın avukatı: Önceliğimiz özgürlüğüdür
- 09:07 18 Mart 2021
- Güncel
Habibe Eren
İSTANBUL - PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşme sağlanmadan kaygılarının giderilmeyeceğini belirten Asrın Hukuk Bürosu avukatı Raziye Öztürk, “Bizim için öncelikli olan, Sayın Öcalan’ın özgürlüğüdür” diyerek tecridin kaldırılması amacıyla başvurularını gerçekleştirmeye ve girişimlerde bulunmaya devam edeceklerini belirtti.
15 Şubat 1999 yılından bu yana İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın sağlık ve güvenlik koşullarıyla ilgili sosyal medya hesapları üzerinden ortaya atılan iddialara yönelik endişeler giderilmediği gibi ağırlaştırılmış tecrit koşulları sürdürülüyor. Sosyal medyada ortaya atılan iddialardan iki gün sonra Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı söz konusu iddiaların gerçek dışı olduğunu ve sağlık durumunun iyi olduğunu öne sürse de, aile ve avukatları açıklamanın yeterli olmadığını ve endişelerin giderilmediğini belirtiyor.
İmralı Cezaevi’nde sürekli yasaklamalar ve disiplin cezaları ile görüş hakkı engellenirken neredeyse her yıl ortaya atılan bu iddialar tecridin hangi boyutta olduğunu gözler önüne seriyor. Temmuz 2016 tarihinden sonra Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesine 4’er kez 6’şar aylık yasaklama getirildi.
8 yıl aradan sonra görüş
27 Temmuz 2011’den sonra İmralı Adası’na gitmeleri çeşitli gerekçelerle engellenen avukatlar, 8 yıl aradan sonra Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde başlayan ve tüm cezaevlerine yayılan açlık grevlerinden sonra 2 Mayıs 2019’da görüşme sağlayabildi. Açlık grevleri sürecinin devam ettiği 16 Mayıs 2019’da Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün “Görüşme yasağına ilişkin kararlar kaldırıldı ve görüşme imkanı getirildi" açıklaması sonrası avukatlar 22 Mayıs, 12-18 Haziran ve 7 Ağustos 2019 tarihlerinde İmralı Adası’na gidebildi. Bu açıklamadan kısa bir süre sonra avukatların daha sonraki bütün başvuruları ya cevap verilmedi ya da reddedildi.
27 Şubat 2020’de İmralı’da yangın çıktığı belirtildi. “Derhal görüşme” yapılmasında dair birçok kesimden tepkiler üzerine Mehmet Öcalan 3 Mart 2020’de ağabeyiyle görüşme gerçekleştirdi. Bu tarihten sonra aile görüşlerine izin verilmezken 30 Eylül 2020’de bir kez daha disiplin cezası gerekçe gösterilerek aile görüşüne yasak getirildi. Avukatlar bu kararı 4 Aralık’ta aile görüşü için yaptıkları başvuruya verilen ret kararından öğrendi.
Yapılan başvurulardan cevap gelmemesi nedeniyle Asrın Hukuk Bürosu, İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’ne ilişkin rapor hazırlayarak, Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’ne (CPT) gönderdi. Raporda, koronavirüs salgını nedeniyle İmralı'da bulunan Abdullah Öcalan, Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’ın koşullarına dikkat çekilerek, yapılan başvurulara yanıt verilmediği ifade edildi.
21 yıl sonra ilk telefon görüşmesi
Yaşanan gelişmeler sonrası Abdullah Öcalan, 27 Nisan 2020’de 15 Şubat 1999 yılından bu yana tutulduğu İmralı'da ilk kez ailesiyle telefon görüşmesi gerçekleştirebildi.
Telefon görüşmesinin ardından geçen 11 ayda İmralı’dan hiçbir şekilde haber alınamazken belirli dönemlerde ortaya atılan iddialar kaygıları giderek derinleştiriyor. İddialar sonrası Asrın Hukuk Bürosu tarafından şu ana kadar 3 başvuru yapıldı ancak başvurulara yönelik hala olumlu ya da olumsuz bir cevap yok.
Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Raziye Öztürk, yaşanan gelişmelere ve İmralı’daki tecride dair konuştu.
‘İmralı’nın dış dünya ile iletişim kanallarının açılması gerekiyor’
Bursa Cumhuriyet Savcılığı’nın açıklamasının tek başına endişeleri gidermede yeterli olmadığını belirten Raziye, öncelikli olarak İmralı’da var olan hakların sağlanması gerektiğini dile getirdi. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ve İmralı’daki diğer tutsakların telefon görüşmesinin yanı sıra aile ve avukat görüşlerinin de yapılması gerektiğini vurgulayan Raziye, “İmralı’nın dış dünya ile iletişim kanallarının açılması gerekiyor. Ancak bu şekilde ikna olunabilir ve kaygılar giderilebilir” dedi.
‘Görüşme sağlanmadığı sürece kaygılar giderilmeyecek’
Sosyal medyada ortaya atılan iddiaların tecrit durumundan kaynaklandığının altını çizen Raziye, bu iddialardan dolayı endişelendiklerini kaydetti. Raziye, “İmralı’da hakların kullanabilmesi söz konusu olsaydı bu yönde kaygılarımız belki de var olmayacaktı. Sayın Öcalan’ın adaya getirilişi uluslararası komplo ile gerçekleştirildi. Yine geçmişte ada içerisinde kendisine uygulanan kötü muamele, zehirlenme durumları oldu. Dolayısıyla kendisi ile doğrudan bir bağlantı gerçekleştirilmediği zaman söz konusu endişeler ve kaygılar hiçbir şekilde giderilemeyecektir” ifadelerini kullandı.
‘Halk nezdinde ciddi tepkilere yol açtı’
Abdullah Öcalan’dan haber alınamamasının halk nezdinde ciddi tepkilere yol açtığını vurgulayan Raziye, “Avrupa’nın birçok yerinde ve Türkiye’de de bu duruma ilişkin açıklamalar yapılıyor. Birleşmiş Milletler’e CPT’ye raporlar gönderiliyor. Her alanda buna dair yükselen bir tepki var. Bu noktada, hükümetin görevi tecrit durumunu ortadan kaldırmak olmalı. Hali hazırda cezaevlerinde tecridin kaldırılması için devam eden açlık grevleri var. Önderlik olarak tariflenen bir lider söz konusu. Abdullah Öcalan Kürt halk önderi olarak anılıyor. Dolayısıyla sayın Öcalan’a dair her iddia, halk tarafından ciddi anlamda tepkiye yol açıyor” şeklinde konuştu.
‘CPT ve AİHM tecride gözünü ve kulağını kapatıyor’
Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) tecrit konusundaki tutumunu da eleştiren Raziye, sözlerine şöyle devam etti: “İmralı tecridine göz ve kulakların kapatıldığı bir süreci yaşıyoruz. CPT’nin son yayınladığın raporda, görüşmelerin sağlanması yönünde ciddi belirlemeler var. Onun dışında infaz sisteminin düzenlenmesi gerektiği ve disiplin cezalarına ilişkin tespitler var. Çünkü 3 aylık üst üste belirli periyodlarla verilen disiplin cezaları var. CPT verilen bu disiplin cezalarını aldatıcı görüyor ve kendilerine bir rapor sunulması gerektiğini belirtiyor.”
‘Türkiye bırakın rapora uymayı tecridi daha da derinleştiriyor’
CPT’nin en son 2019 Mayıs ayında İmralı Adası’na gittiğini ve o süre zarfında 5 kez avukat görüşmesi ve devamla aile görüşlerinin gerçekleştiğini anımsatan Raziye, “Ama 3 Mart’tan sonra görüşmeler kesildi. 27 Nisan’da ilk defa telefon görüşmesi oldu ondan sonra da yine bu hak kullanılamadı. CPT’nin söz konusu raporu doğrultusunda duruma baktığımızda Türkiye'nin bırakın rapora uymayı tecridi daha da derinleştirdiğini görüyoruz. Buna karşı olarak Avrupa Konseyi’nin bir tutumu veya CPT’nin Türkiye’ye yönelik bir uyarısı var mı? Bunu da görmek mümkün değil. CPT Türkiye’ye son ziyaretinde de iyileşmeme durumu devam etmesine rağmen İmralı Adası’nı ziyaret etmedi” dedi.
‘Olağanüstü durum yönetim biçimi haline geldi’
İmralı’yı “Hak ve hukukun hiçbir zaman uğramadığı ama yasakların uygulandığı bir alan” sözleriyle tarifleyen Raziye, İmralı’daki sistemin olağanüstü olduğunu ve bu durumun bir yönetim biçimi haline geldiğini kaydetti. PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik en son Eylül ayında üst üste aile, avukat ve iletişim hakkı yasağı getirildiğini anımsatan Raziye, “Sayın Öcalan İmralı’da tutulduğu 21 yıl boyunca sadece bir kez telefon hakkını kullanabildi. Biz İmralı Adası’na mektuplar gönderiyoruz ama bu mektuplarımızın ulaşıp, ulaşmadığını bilmiyoruz. Son yaşanan sürece baktığımızda; sağlık ve yaşam durumuna dair de bir bilgiye de sahip değiliz. Bunlar tümüyle İmralı Adası’nın bizimle olan bağlantısının, daha doğrusu dış dünya ile olan bağlantısının koparılmış olmasından kaynaklı bir durum. İmralı Adası’nı hakların pozitif anlamda uygulanma alanı olarak görmek mümkün değil, tam tersi yasakların tümden uygulanma alanı olarak görebiliriz” diye konuştu.
‘Açlık grevleri tehlikeli boyuta evrilmeden tecrit kaldırılmalı’
2018 yılında tecridin sonlandırması amacıyla DTK Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde başlatılan açlık grevlerini anımsatan Raziye, açlık grevinin daha sonra ölüm orucuna çevrildiğini ve söz konusu eylemde 8 tutsağın yaşamını yitirdiğini belirtti. Yine cezaevindeki tutsakların tecridin kaldırılması için bedenlerini açlığa ve ölüme yatırdığına dikkat çeken Raziye, “Cezaevlerinde devam eden açlık grevlerinin ileri ki durumunu şu an görmemiz mümkün değil ama aynı süreç tekrar yaşanıyor. Geçmiş dönemde yaşanan pratiklerden kaynaklı, bu durumun daha tehlikeli bir noktaya evirilmesi yönünde kaygılarımız mevcut. Beklentimiz odur ki; çok ciddi anlamda tepkiler yükselmeden bir görüşmenin gerçekleşmesi ve tecridin tamamen kaldırılması gerekiyor” dedi.
'Abdullah Öcalan'ın pozisyonu önemli'
Abdullah Öcalan’ın bulunduğu pozisyonun önemli olduğunu ve Abdullah Öcalan’ın barışın tek getiricisi, anahtarı olarak görüldüğünü belirten Raziye, İmralı’daki tecridin derinleştirilmesinin iktidarın savaş politikasındaki ısrarını gösterdiğini kaydetti. Raziye, “Çünkü ne zaman ki İmralı Adası’nda bir görüşme gerçekleştirildi ve Sayın Öcalan’dan bir mesaj geldiyse Türkiye toplumları, Kürt halkı açısından ciddi anlamda bir umut yaşandı. Toplumun barışa yönelik umutları arttı. Ama zaten tecridin derinleştirilmesinin esaslarından biri de AKP’nin içerisinde olduğu ve yürüttüğü bu savaş politikasındaki ısrarcı tutumudur. Sayın Öcalan’ın dış dünya ile bağlantısının kurulmaması da buna dayanıyor diye düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Başvurularımız ve girişimlerimiz devam edecek’
Raziye, hem ulusal hem de uluslararası mekanizmalarda yürüttükleri bir süreç olduğunu ve görüşmelerin yaptırılması, tecridin kaldırılması konusunda ısrarcı olduklarını dile getirdi. “Bizim için öncelikli olarak Sayın Öcalan’ın özgürlüğüdür” diyen Raziye, tecridin kaldırılması amacıyla başvurularını gerçekleştirmeye ve girişimlerde bulunmaya devam edeceklerini bildirdi.









