‘Mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğiz’

  • 18:53 24 Mart 2021
  • Güncel
ANKARA - İktidarın İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırmasının kadın düşmanlığında gelinen son boyut olduğunu belirten KESK Dönem Sözcüsü Melek Aşır, mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerini vurguladı.
 
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Ankara Kadın Platformu İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesine dair basın toplantısı düzenledi. Eğitim-Sen Ankara 2 No'lu şubede düzenlenen toplantı salonuna "İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmiyoruz" pankartı asıldı. Toplantıda açıklama metnini okuyan KESK dönem sözcüsü Melek Aşır, kadınların büyük mücadele ve bedellerle elde ettiği bütün kazanımların siyasal iktidar tarafından sistematik bir saldırıya uğradığına değindi. 
 
‘Hukuksuzluğun açık göstergesidir’
 
İktidarın her seferinde sözleşmeyi hedef gösterdiğini ve kaldırmak istediğin ancak kadınlar mücadelesi sonucu her defasında geri adım attığını belirten Melek, “Ancak, 20 Mart 2021 tarihinde gece saat 02.00’ da yayımlanan bir Cumhurbaşkanı kararıyla, sözleşmenin feshedilmiş olduğunu öğrenmiş olduk. Meclis’te onaylanan uluslararası bir sözleşmenin meclis devre dışı bırakılarak, yangından mal kaçırırcasına apar topar bir kişinin kararıyla feshedilmek istenmesi, keyfiliğin ve hukuksuzluğun en açık göstergelerinden biridir” dedi.
 
‘Kadın erkek eşitsizliğini açıkça fıtrata bağlıyor’
 
Siyasal iktidarın hem şiddeti hem de cinsiyet eşitsizliğini derinleştirdiğini vurgulayan Melek, “Kadın erkek eşitsizliğini açıkça fıtrata bağlıyor, kadını yalnızca aileyle, evle, kocayla, annelikle tanımlıyor. Militarizm ve ekonomik kriz gibi etkenlerin de kadına yönelik erkek şiddetinin artmasında etkisi büyük oluyor. Şiddet mağdurlarının kolluk güçlerine ve yargıya yaptıkları başvurular sonuç vermiyor, gerekli önlemler alınmıyor. Şiddetin failleri ya cezasız kalıyor ya da kısa sürede serbest bırakılıyorken, şiddete uğrayan kadınlar ise suçlanıyor, itibarsızlaştırılıyor. Erkekler açıkça cesaretlendiriliyor” diyen Melek, 2020 yılında şüpheli ölümün yanı sıra 284 kadının erkekler tarafından katledildiğini ve bunların kadın örgütlerinin takip ve tespitiyle basına yansıdığını ifade etti.
 
‘En az 399 olması gereken sığınma evi sayısı sadece 145’
 
Ocak ayında 22, Şubat ayında ise 33 kadının katledildiğini belirten Melek,  Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 2019 yılında 41 bin 363 koruma başvurusunun reddedildiğine işaret etti. Melek, fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kaldığı halde kurumsal başvuruda bulunan kadın oranının yüzde 11 olduğunu dile getirerek, “Yılda ortalama 8 bin çocuk cinsel istismara uğruyor. LGBTİ+lara yönelik ayrımcılık, şiddet, nefret cinayetleri de aynı temelde gün geçtikçe artış gösteriyor. Transgender Europe’ın (TGEU) 2008’den bu yana yürüttüğü trans cinayetleri izleme projesi verilerine göre Türkiye dünyada en fazla trans cinayeti işlenen ülkelerden biri. Son 10 yılda 18 yaşından küçük evlendirilen kız çocuğu sayısı yaklaşık 400 bin. En az 399 olması gereken sığınma evi sayısı sadece 145. Kayyım atanan belediyeler bünyesinde şiddete uğrayan kadınlar için açılmış kurumlar tek tek kapatıldı. Sığınma isteyen kadınların kişisel bilgileri, davetiye çıkarırcasına üçüncü taraflarla paylaşıldı. Şiddete maruz kalanların başvuru yapabileceği 7 ile 24 hizmet verecek bir iletişim hattı bulunmuyor” diye kaydetti. 
 
‘Eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam’
 
Melek devamında şunları söyledi: “Eşitlik, özgürlük ve her türlü şiddete karşı mücadele yürüten kadınlara, kadın kurumlarına ve örgütlerine baskılar artıyor. Hiç kimsenin sınıf, din, etnisite, dilde olması gerektiği gibi cinsiyet, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim nedeniyle de ayrımcılığa, ötekileştirmeye maruz kalmadığı; evde, ailede, sokakta, işyerlerinde, sendikalarda, yani yaşamın her alanında eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşamı savunuyoruz. Savunumuzun mücadelesini de kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu temelde de İstanbul Sözleşmesini savunmaktan, Sözleşmenin ve 6284 sayılı yasanın etkin uygulanması ısrarımızdan vazgeçmiyoruz.”