‘Katiller Sözleşme'yi feshedenlerden cesaret alıyor’

  • 09:05 4 Nisan 2021
  • Güncel
Melike Aydın 
 
İZMİR - İstanbul Sözleşmesi’nin hayati derecede önemli olduğunu vurgulayan kadınlar, faillerin sözleşmeyi feshedenlerden cesaret aldığını söyledi. Kadınlar ortak mücadele çağrısında bulundu. 
 
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 20 Mart gecesi İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesinin ardından 23 Mart’ta 6 kadın katledildi. Bir günde bu kadar kadının erkek şiddeti sonucu yaşamını yitirmesine karşı günlerdir  eylemde olan kadınlar, sözleşmenin feshini kabul etmediklerini, dile getirdi. Kadınlar, sözleşmenin uygulanması için birlikte mücadeleye devam edeceklerini vurguladı. 
 
‘Kadınların haklarını alması riske girdi’
 
Sözleşmenin kadınların mücadelesi ile kazanılmış bir hak olduğunu, bu hakkın da kadınların ellerinden alınmasına izin vermeyeceklerini ifade eden temizlik işçisi Şadiye Gündoğan, “Kadın hakları açısından büyük bir adım atılmıştı. Tacize tecavüze uğrayan kadının, iş hakkı elinden alınan bir kadının hakkını alamayınca hızlı sonuç almasını sağlıyordu. Kadın olmaktan kaynaklanan hakkını daha hızlı alabiliyordu. Ama şimdi bu riske girdi. Sözleşme yeterince uygulansaydı erkekler bu kadar cesaret edemezdi. Sözleşme gündeme geldiği andan itibaren 6 kadın bir günde katledildi. Demek ki ‘öldürsem de taciz de etsem az cezayla yatar çıkarım’ diyor. Bu da erkekleri cesaretlendiriyor. En son 5 ay hamile bir canımız öldürüldü. İki canı birden aldı” diye belirtti.
 
‘Kadınlar tecrit edilmek isteniyor’
 
Kadın katliamlarından iktidarın sorumlu olduğunu dile getiren HDP Kadın Meclisi’nden Hayat İzgi sözleşme, uygulanmasa da psikolojik bir etkisi varken kaldırılmasının olumsuz sonuçlar ortaya koyduğunu ifade etti. İzmir’in Gültepe semtinde eşinden şiddet gören kadının polise başvurduğunda başvuruyu ‘O senin kocandır evinizin içindeki bir problemdir’ diyerek geri çevirdiğine şahit olduğunu söyleyen  Hayat, “Polise dedim ki siz herhalde kadını öldürmesini istiyorsunuz. AKP hükümeti ne toplumun içinde ne ailenin içinde kadının ayakları üzerinde durmasını istemiyor. Kadınlara yapılan şiddetin devam etmesini istiyor. Bir bakan ‘kadınlar evde oturmadığı için erkekler işsiz’ dedi. ‘Kadınların dışarı çıkması günah’ dedi. Din adı altında kadınlar tecrit ediliyor. Oysa nasıl ki toprak kutsalsa kadın da kutsaldır. İmam hatiplere çocukları mecbur bıraktılar. Kindar ve dindar nesil yaratmaya çalıştılar. Cemaatler yetiştirdiler. Neden, kadını tecrit etmek için” sözlerini kullandı. 
 
‘Mücadele edilmeli’
 
Devletin kadınların direnişine barikat kurduğunu kaydeden Hayat, “Çünkü kadın bilinçlenirse toplum da bilinçlenir. Bunun farkında. Eşinden şiddet gören bir kadın bana telefon açtı dedi ki ‘İstanbul Sözleşmesi kaldırılmış artık elimizde bir şey kalmadı.’ Geçen yıl 300’e yakın kadın katledildi. Bir günde 6 kadın katledildi. Bu aslında cins katliamıdır. Çocuklarımız gelecek günlerde sokaklarda rahatça dolaşamayacak diye korkuyoruz. Buna karşı mücadele edilmeli” dedi. 
 
‘Katiller sözleşmeyi feshedenlerden cesaret alıyor’
 
Sözleşmenin feshedilmesi kararının hukuksuz olduğunu ifade eden öğrenci Deniz Anur da, 20 Mart günü alınan kararın ardından bir günde 6 kadının katledilmesinin erkeklerin nerelerden cesaret aldığına somut bir örnek olduğuna dikkat çekti. Deniz şöyle devam etti: “Biz en doğal hakkımız olan özgür ve eşit yaşama hakkımızı istiyoruz. Biz sözleşmenin kaldırılması değil uygulanması için mücadele vermeye devam edeceğiz. 6 kadını katledenler bir gecede sözleşmeyi fesheden cumhurbaşkanından alıyor cesareti. Biz işyerinde mobbing yaşamak istemiyoruz, sokakta katledilmek, okulda kampüste taciz edilmek istemiyoruz. Sözleşme ve 6284 sayılı yasa uygulansaydı Ayeş Tuğba Aslan katledilmeyecekti. 23 defa suç duyurusunda bulundu ve katledildi. Sezen Ünlü, Şule Çet, Pınar Gültekin… Bu kadınların katilleri bu erkek egemen sistemin demeçlerinden fetvalarından aldı. Sözleşme uygulanmalı yoksa günde 6 kadın değil 16 kadın da katledilir.”
 
LGBT+’lar daha fazla hedef gösteriliyor
 
Sözleşmenin cinsiyet temelli şiddet ve ayrımcılığı yaşayan herkese güvence sağladığını söyleyen Genç LGBTİ+ Derneği’nden Ecem Payçu ise sözleşmenin feshi ve heteronormatif düzenin sözleşmenin aleyhine yapılan beyanlarıyla beraber LGBTİ+’ların da hedef alındığını belirtti. LGBTİ+’lar’ın İstanbul Sözleşmesi ile çoğalmadığını hep var olduklarını ve olmaya devam edeceklerini dile getiren Ecem “Genel ahlakın altını çizerek sürekli LGBTİ+lar hedef gösterildi, korkulması gereken bir nesne gibi gösterildi. LGBTİ+’lar aile içi şiddete nefret suçu ve söylemine en fazla maruz bırakılan grup. Devlet yapılanması ve toplum homofobik. Kutsallık atfettikleri ailelere ‘LGBTİ+’lardan uzak durun diyerek bizi terörize ettiler. Oysa dernekler yerle bir olan sosyal devletin yapmadığını yapıyor. İnsan hakları mücadelesi veriyor. Sözleşmenin feshiyle beraber toplumsal cinsiyet politikalarının hepsine ket vuruldu. Sadece dayanışmanın engellenmesi değil eğitime, adalete, sağlığa erişim hakkını koruyan sözleşmeydi” şeklinde ifade etti.
 
LGBTİ+’ların güvenliği daha çok tehlike altına girdi
 
LGBTİ+’ların hiçbir zaman güvende olmadığını, yıllar içinde oluşan küçük iyileşmenin şiddetin teşvik edilmesiyle yok edilmeye çalışıldığını ifade eden Ecem, “Pandemi sürecindeyiz insanlar aileleri yanında ve biz bu kötü haberleri duydukça her an ne olacağını bilmiyoruz. Aslında sokakta feminist hareket ile LGBTİ+ beraber hareket ettikçe bu algı kırılıyor. Sokaklarda, alanlarda fabrikalarda, okullardayız ve her yerde LGBTİ+’lar konuşuluyor. Bunlar ciddi kazanımlar. Arka arkaya kötü haber alınca bir yerden sonra umutsuzluk oluşuyor ama vazgeçmememiz birlikte hareket etmemiz gerekiyor” diye konuştu.