KESK: Dayanışmamızla mücadeleyi ileri taşıyacağız
- 13:00 16 Nisan 2021
- Güncel
ANKARA - İstanbul Sözleşmesi ve kadın kazanımlarına dönük saldırılara ilişkin açıklama yapan KESK’li kadınlar, “İktidar, ‘makbul kadın’ tanımının dışında kalan, mücadelede bir adım geri atmayan kadınları türlü cezalarla kamusal alandan dışlamaya, eve kapatmaya, yalnızlaştırmaya çalışsa da,dayanışmamızla, birbirimizden asla vazgeçmeden mücadeleyi ileri taşıyacağız. Asla ‘makbul’ olmayacağız” dedi.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) üyesi kadınlar genel merkez binalarında Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine karşı ve kadın kazanımlarına yönelik saldırılara ilişkin açıklama gerçekleştirdi. Açıklama yapılan salona, “Örgütlü Kadın Mücadelemizle Biz Kazanacağız” pankartı asılırken, açıklamayı KESK Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy Terkdemir okudu.
‘Kadın kahkahasına kadar her şey AKP şekillendirilmeye çalışıyor’
Kapitalizmin, patriyarkanın ve iktidarın gerici ideolojisinin birlikte işleyişi ile kadınların kamusal alanda, istihdamdaki varlıklarının tehlikeye girdiğini ve kadınların bedenine, kimliğine, emeğine yönelik saldırıların arttığına dikkat çekek Gülistan, “Kadınların kaç çocuk doğuracağından, nasıl giyineceğine, sokakta özgürce dolaşmasından, çalışmasına, sosyal medya kullanımından, kahkahasına kadar her şey AKP’nin temsil ettiği ideoloji tarafından şekillendirilmeye çalışılmaktadır. İktidarın uzun süredir güvencesizlik, işsizlik, şiddet ve yoksulluk kıskacında kadınların yaşamını daha fazla denetim altına alma çabası, sosyal, siyasal, toplumsal ve ekonomik pek çok hakkı kullanılamaz hale getirmiştir. Kadınların toplumsal yaşamda bir özne olarak var olmalarını, özellikle istihdamda ve siyasette temsil gücü oluşturmalarını, kendi kararlarını vermelerini, bunun toplumsal mekanizmalarını oluşturmalarını kendi varlığı için bir tehdit olarak gören bu anlayış, oluşturulan tekçi cinsiyetçi rejime karşı kadınların tepkilerini önlemek için ideolojik saldırılarını arttırmaktadır” diye belirtti.
‘Cinsiyetçi rejimin zeminini güçlendirmeyi amaçlamaktadır’
İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı başta olmak üzere, kadın kazanımlarının gasp etmeye dönük düzenlemelerin yasa kılıfında hayata geçirilmeye çalışıldığını vurgulayan Gülistan, toplumsal cinsiyet eşitliğinin her alanda hedef alınması, militarist politikaların gölgesinde kadına yönelik şiddetin görünmez kılındığını belirtti. Gülistan, “Şiddet tehdidi altında yaşayan kadınların başvuracağı merkezlerin kayyımlar marifetiyle kapatılması, çalışma yaşamında artan cinsiyetçi baskı ve ayrımcılık, eğitim alanı başta olmak üzere kamusal alanın dinselleştirilmesi gibi kadınları şiddete daha açık hale getiren ve kadınlar üzerinde yoğunlaşan saldırılar, oluşturulmak istenen cinsiyetçi rejimin zeminini güçlendirmeyi amaçlamaktadır” dedi.
Pandeminin sonuçlarının en çok kadınları etkilediğini kaydeden Gülistan, “AKP-MHP iktidarının pandemiyi yaşanan ekonomik krizin yansımalarını örtmek, baskıcı politikaları derinleştirmek, toplumsal muhalefeti engellemek, karantina koşullarını cinsiyetçi ideolojisini hakim kılmak ve fırsata çevirmek için devreye koyduğu araçların yansımaları tüm toplumda etkili olduğu gibi en fazla kadınları etkilemektedir” diye ifade ederek,”Pandemi ve ekonomik kriz bahanesiyle ücretli istihdamda yer alan pek çok kadın ya işten çıkarılmış ya da daha düşük ücretlerle güvencesiz, kayıt dışı çalışmaya mecbur bırakılmıştır. Ev içi iş yükünün artışı, esnek ve uzaktan çalışma gibi hem hane içi görünmez emeği arttıran hem de güvencesizliğin habercisi olan uygulamalar, ev içi şiddeti arttıran infaz düzenlemelerinin hayata geçirilmesi, işten çıkarmalarda artış ve artan yoksulluk karşılaşılan en temel sorunlar olmuştur. Hükümetin çalışma yaşamının güvencesizleştirilmesine yönelik politikaları çerçevesinde kadın emeğine dönük saldırılar artmaktadır” diye konuştu.
‘Emeğin evrensel haklarının korunması için mücadele ediyoruz’
KESK'li kadınlar olarak, emeğin evrensel haklarının korunması ve geliştirilmesi için mücadele ettiklerini belirten Gülistan, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi'nde çalışan iki KESK üyesi 14 Mart Tıp Bayramı'nda o gün itibariyle koronavirüs nedeniyle vefat eden 384 sağlık emekçisi için bir dakikalık saygı duruşunda bulundukları için görevden uzaklaştırılan SES işyeri temsilcileri hemşire Günseli Uğur ve üyeleri Arzu Sert’i hatırlattı. Gülistan, ayrıca KHK ile ihraç edilen SES üyesi Zelal Bilgin ve BTS eski kadın sekreteri Bahar Karakaş Ulug’un Diyarbakır’da katıldıkları kadın eylemleri gerekçe gösterilerek gözaltına alındıklarını ve tutuklanmalarını hukuksuzluk olarak değerlendirdi.
‘30 yılını bilime adamış bir akademisyen işinden atıldı’
Önceki dönem Ankara Eğitim Sen 5 No'lu Üniversiteler Şubesi başkanlığı görevini de yürüten Doç. Dr. Meltem Kayıran'ın 30 yıldır emek verdiği fakültesiyle ilişkisi haksız-hukuksuz bir biçimde kesildiğini hatırlatan Gülistan, “Doç. Dr. Meltem Kayıran 2017 yılında Doçentlik unvan ve yetkisi almasına rağmen, aradan geçen 4 yılda hak ettiği kadroya ataması yapılmayarak ‘Dr. Öğretim Üyesi’ kadrosunda çalıştırılmaya devam edilmiştir. Hak ettiği kadro verilmediği gibi bir alt kadronun kriterleri uyarınca kendisinden ısrarla dosya istenmiş, bu dosyanın istenmesinin hukuka aykırı olduğunu iddia ederek teslim etmediği için üniversiteyle ilişiği kesilmiştir. Bu keyfi karar üniversitelerde güvencesiz istihdamın muhalif akademisyenler üzerindeki ağır sonuçlarını göstermektedir.30 yılını bilime adamış bir akademisyenin 300’ü aşkın öğrencisi ve tez danışmanlıkları varken eğitim öğretim dönemi ortasında üniversiteden koparılmasında da nasıl bir kamu yararı gözetildiğini buradan bir kez daha sormak istiyoruz” diye belirtti.
‘Mobbing, tutuklama gibi saldırılar aynı zihniyetin yansımalarıdır’
Gülistan son olarak şunları dile getirdi:“Kuşkusuz tüm bu saldırılar, karı özelleştirip zararı kamunun sırtına yıkan, birkaç şirket daha da zengin edilirken halkı giderek yoksullaştıran, halkın ücretsiz, ulaşılabilir, nitelikli, anadilinde kamusal hizmet almasını imkansızlaştıran, emekçilere güvencesiz çalışma koşulları ve sefalet ücretleri dayatan politikalara, doğanın, kamu kaynaklarının yağma ve talanına, üniversitelerin tahakküm altına alınarak bilimsel özgürlüğün, akademik özerkliğin, özgür üniversitenin yok edilmesini amaçlayan politikalara, kadın emeği, bedeni ve kimliğine yönelik saldırılara karşı itirazlarını yüksek sesle dile getiren tüm kesimlere yönelik saldırının bir parçasıdır. Özellikle mücadele içerisinde görev ve sorumluluk alan, en önde olan kadınlar üzerinde yoğunlaşması iktidarın sermayeyi önceleyen, ataerkil ve siyasal İslamcı ideolojisinden ayrı düşünülemez. Kamuda uzaktan çalışma genelgesinde çocuk izninin sadece kadınlarla tarif edilmiş olması, çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımının sadece kadınlara ait bir sorumluluk olarak görülmesi, direnen kadınlara yönelen kolluk şiddeti, işsiz bırakma, sürgün, mobbing, tutuklama gibi saldırılar aynı zihniyetin yansımalarıdır
Asla ‘makbul’ olmayacağız
Kapitalizmin, patriyarkanın ve dini araçsallaştıran, siyasallaştıran anlayışın sömürü ve tahakkümü, en açık ve derin biçimde kadın bedeni, emeği ve kimliği üzerinde kendini göstermektedir. Bu nedenle kadınlar bu mücadelenin her alanında var ve en önde! AKP iktidarı, oluşturduğu ‘makbul kadın’ tanımının dışında kalan, mücadelede bir adım geri atmadan ve en önlerde yer alan kadınları türlü cezalarla kamusal alandan dışlamaya, eve kapatmaya, iş yerinden, emekçilerden yalıtmaya, yalnızlaştırmaya çalışsa da biz KESK’li kadınlar olarak asla vazgeçmeyeceğiz; dayanışmamızla, birbirimizden asla vazgeçmeden, birbirimize yurt olarak bu mücadeleyi ileri taşıyacağız. Asla ‘makbul’ olmayacağız. Vardık, varız, var olacağız.”









