Kürt kadın gazeteciler hedefte: Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz
- 09:01 22 Nisan 2021
- Güncel
Aynur Aslan
VAN - Gazetecilere yönelik baskıların her dönem sürdüğünü söyleyen kadın gazeteciler, özelde Kürt gazetecilerin baskı altında tutulmasının temelinde bölgede yaşanan hak ihlallerinin ortaya çıkarılması olduğunu belirterek, “Ne olursa olsun bu hakikatin mihenk taşları olan Ape Musa, Gurbetelli Ersöz ve Deniz Fırat gibi bizlerde bu hakikatin yolunda olmaya devam edeceğiz” dedi
Türkiye’de gazetecilere yönelik baskılar artarak devam ederken, birçok basın yayın organı sansür, kapatma, erişim engelleri ile karşı karşıya kalıyor. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin gazetecilere yönelik hak ihlali raporuna göre 4 Ocak itibari ile 91 gazeteci tutuklanmıştı. En son 13 Nisan’da aralarında ajansımız muhabiri Şehriban Abi’nin de olduğu 4 gazeteci Van'ın çatak ilçesinde 2 yurttaşın helikopterden atılmasını belgeleriyle haberleştirdiği için 6 ay tutukluluk sürecinin ardından serbest bırakılmıştı. İktidarın tekeline alamadığı gazetecilere yönelik baskılarını artırırken bu durumdan en çok Kürt gazeteciler payını alıyor.
Gazetecilere yönelik baskılara ilişkin, kısa zaman önce tahliye olan ajansımız muhabiri Şehriban Abi ve Demokrat Haber Editörlerinden Selda Manduz değerlendirmelerde bulundu.
‘Polise gazeteci olduğunu kanıtlamak büyük problem’
Saha deneyiminin az olsa da kimi sıkıntılara şahit olduğunu söyleyen Demokrat Haber Editörlerinden Selda Manduz, bir gazetecinin baskıya maruz kalmasının aslında tüm muhalif gazetecilere mesaj verildiğini kaydetti. Selda ayrıca bu baskıların bir diğer nedeninin ise halka mesaj vermek olduğunu vurgulayarak mesleğini yapmaya çalışırken iki kere gözaltına alındığını ve iki ayrı dosyasının bulunduğunu da ifade etti. Selda, “Yaşadığım en bariz durum tanımayan erkek bir muhabirin önüme geçmeye çalışması ve çekim yapmamı engellemesi oldu. Tartıştık sorun çözüldü. Onun dışında polise gazeteci olduğunu kanıtlamaya çalışmak büyük problem” diyerek sahada karşılaştığı sorunları dile getirdi. Medyaya yönelik saldırıların Kürt, Türk, Çerkeş ya da kadın erkek eşiğini çoktan aştığını ve önemli olanın gazetecilerin dayanışması ve etik değerleri korumaya çalışması olduğunu vurguladı.
‘Mesele iktidar gazetecisi olmak ya da olmamak’
İktidarın gazetecilerin memur gibi davranmasını istediğini kaydeden Selda, kendi tekeline alamadığı gazetecileri ise gözaltı ve tutuklamalar ile baskı altında tutmaya çalıştığını vurgulayarak, “Nitekim medyanın yüzde 90’ının ellerinde olması bunun en önemli örneği. Özelde Kürt gazetecilerin baskı altında tutulmasının temelinde bölgede yaşanan hak ihlallerinin ortaya çıkarılması var. Genele yayarsak iktidarı desteklemeyen bütün gazeteciler ve medya kuruluşları iktidarı desteklememenin bedelini ödüyor. Van’da helikopterden atılan köylüleri haber yapan arkadaşlarımız tutuklanırken batıda Can Dündar ülkeyi terk etmek durumunda kalıyor. Melis Alphan 7 yıl ile yargılanıyor. Mesele iktidar gazetecisi olmak ya da olmamak” diye belirtti.
‘Cinsiyet eşitsizliği Türkiye'nin gerçeği’
Türkiye’de bütün kurum ve sektörlerde cinsiyet temelli sorunların yaşandığının altını çizen Selda, gazetecilik alanında da bu sorunun yaşandığını söyleyerek, “Siyasal İslam en çok kadınlardan korkuyor. Muhalefetin uzun süredir sindirildiği Türkiye’de sadece kadınlar sokaktaydı ve asla geri adım atmadılar. Bu kadınlara yönelik daha sert politikaların devreye girmesine neden oldu. Burjuva demokrasinin bile işlevini yitirdiği Türkiye'de kadınlar demokrasi mücadelesi vermeye devam ediyor ve geri adım atmıyor. Bu umut verici” diye ifade etti.
‘Bunun için bedel ödenecekse ödüyoruz, ödeyeceğiz’
“Hiç bir siyasi partinin ya da iktidarın aparatı değiliz” diyen Selda, son olarak şu sözlere yer verdi: “ Türkiye'de gazeteciler her dönem baskıya maruz bırakıldı. Buna rağmen gazetecilik yapmaya çalışan sorumluluğunu yerine getiren gazeteciler oldu. Hiç bir iktidar sonsuz değil. Bugünleri de yazanlar biziz. Biz yüzümüzü haklara dönüp kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğumuzu yerine getirmeliyiz. Bunun için bedel ödenecekse ödüyoruz ödeyeceğiz.”
‘Trajikomik bir iddianame hazırlandı’
6 Ekim 2020 tarihinde 3 meslektaşı ile birlikte evlerine yapılan polis baskınıyla gözaltına alındığını hatırlatan Şehriban Abi, evlerinde kendilerine ait haber notları ve materyallerin suç unsuru olarak karşılarına çıkarıldığını söyledi. İddianamenin polis tarafından hazırlandığın ifade eden Sehriban, “Gazetecilerin tutuklanması için ‘ Nerde ne bulabiliriz iddianameye koyabiliriz’ durumu göz önündeydi. Bir gazetecinin haber kaynağı ile yaptığı görüşmeleri telefon tapeleri, bir muhabirin ‘şu ajansın muhabiriyim’ demesi bile suç sayıldı. Tamamen trajikomik bir dosya hazırlanmıştı. Bu iddianameyle ülkenin gerçek durumunu gördük. Bu bölgede halk haberciliği yapan özgür basını tutuklamak için nasıl bir çaba sarf edildiğini gördük” diye konuştu.
‘İşkence edenler yerine gazeteciler yargılandı’
Van'ın Çatak ilçesinde iki yurttaşın işkence edilerek helikopterden atılmasının hukuksuz olduğunu kaydeden Şehriban, “2018 yılında bu ülkenin yasalarına uygun ve vergisini ödeyen bir kadın haber ajansı olan Jinnews’te 2019 yılında stajyer olarak çalışmaya başladım. Siyaset, spor, çocuk, hukuk, ekoloji haberleri yapan bir ajans fakat muhatabımız kadın. Burada iki yurttaş işkence edilerek helikopterden atıldığı haberini sadece Mezopotamya Ajansı cesaret göstererek bu gerçeği yazdı ve diğer haber siteleri de haberi çekerek geçti. Aslında yargı sisteminin bu işkencenin gerçekliğini araştırması, işkence eden kişileri yargılayacağına haberi raporları ile kamuoyuna duyuran gazeteciler yargılandı” dedi.
‘Halkın sesi olmaya devam edeceğiz’
Gazetecilere yönelik baskıların süreklileştiğine dikkat çeken Şehriban, özelde bölgedeki çalışan Kürt gazetecilerin daha fazla baskıya maruz kaldığını aktardı. Şehriban, “Yaklaşık iki hafta önce gazeteci Beritan Canözer gözaltına alındı. Ezilen haksızlığa uğrayan halkın sesini duyurduğumuz için bu baskılara maruz kalıyoruz. Diğer medya organları baskıya maruz kalmıyor çünkü iktidarın istediği dilde istediği şekilde haber yazıyor. Bu baskılar yıllardır devam ediyor ve biz gerçekleri yazmaya devam ettiğimiz sürece devam edecek ama yine arkamızda olacak kişiler halktır. Bizi koruyacak kollayacak, soracak kişiler kendi halkımızdır. Yani her ne olursa olsun bu hakikatin mihenk taşları olan Ape Musa, Gurbetelli Ersöz ve Deniz Fırat gibi bizlerde bu hakikatin yolunda olmaya devam edeceğiz. Çünkü biz Kürt halkının, ezilen halkların, katledilen kadının, istismar edilen çocuğun ve emeği sömürülen emekçinin sesi olmaya devam edeceğiz” diye vurguladı.









