1992’de kaybedilen öğrencilerin akıbeti soruldu

  • 12:52 1 Mayıs 2021
  • Güncel
İSTANBUL - Cumartesi Anneleri, 4 Mayıs 1992’de İstanbul’da gözaltına alınarak kaybedilen üniversite öğrencileri Mehmet Soner Gül ve Hüsamettin Yaman’ın akıbetini sordu. 
 
Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılmasını talep etmek amacıyla her hafta gerçekleştirdikleri eylemlerinin 840’ıncısını pandemi nedeniyle online gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde, 4 Mayıs 1992’de İstanbul’da gözaltına alınarak kaybedilen üniversite öğrencileri Mehmet Soner Gül ve Hüsamettin Yaman’ın akıbeti soruldu. 
 
‘Bir mezarı bile yok’
 
Hüsamettin Yaman’ın ağabeyi Feyyaz Yaman, kardeşinin 29 yıl önce kaybedildiğini söyledi. Kardeşi Hüsamettin kaybedildiğinde 22 yaşında olduğunu belirten ağabey, “Hüsamettin’in mezarı yok. Hüsamettin’in cesedi yok. Kendisiyle ilgili hiçbir maddi varlık hala da erişilemez durumda. Bütün bunlara rağmen konuşulması gereken, onun bedensel kaybının değil, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hukuk devletinin ve adaletinin kaybı üzerindeki konuşmadır. Bu zorunluluk giderek acilleşen ve vahim bir durum haline gelmiştir” diye ifade etti. Feyyaz Yaman, Galatasaray Meydanı’nın Cumartesi Annelerine yasaklanmasına ve alanın bariyerlerle çevrilmesine de değindi. 
 
‘Türkiye’nin değişmez gerçeği’
 
Bu haftaki basın açıklaması metnini Cumartesi insanlarından Betül Sinanoğlu okudu. “Türkiye’de gözaltında kaybetmelerle ilgili tüm başvuru yolları etkisiz, hukuki bir sonuç almak ise fiilen imkansız durumdadır” diyen Betül, “Etkin bir hukuki başvuru yolu sağlanmadan zamanaşımı devreye sokularak süreç cezasızlıkla sonuçlandırılıyor. Gözaltında kaybetmelerin üstünü örten, işlenen suçların faillerini ve suçun arkasındakileri açığa çıkartmayan, kayıp yakınlarını yaşadıkları zulümle baş başa bırakan keyfi yönetimler iktidarlar değişse de, Türkiye’nin değişmez gerçeği olmaya devam ediyor” diye konuştu. 
 
Ölümle tehdit edildi
 
Hüsamettin Yaman’ın İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisi olduğunu belirten Betül, “Pankart taşımak suçlamasıyla 15 gün kadar cezaevinde kaldı ve 6 Eylül 1990 tarihinde tahliye oldu” diye ifade etti. 21 yaşındaki Mehmet Soner Gül’ün ise Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi olduğunu sözlerine ekleyen Betül, “Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği üyesiydi. Bu nedenle gözaltına alındı, ağır işkence gördü ve ölümle tehdit edildi” diye belirtti. 
 
Aile 2 yıl polis takibinde tutuldu
 
Hüsamettin Yaman’ın 2 Mayıs 1992 cumartesi günü evden çıktığını aktaran Betül, “4 Mayıs pazartesi günü ağabeyi Feyyaz Yaman’ı işyeri telefonundan arayan bir kişi ‘Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte Fındıkzade'de gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz. Bir an önce emniyete başvurun’ dedi. Yaman ve Gül aileleri, önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne ardından devletin ilgili tüm kurumlarına başvurdu. İnsan Hakları Derneği ve Af Örgütü girişimlerde bulundu. Ancak Hüsamettin ve Soner’in gözaltına alındığı kabul edilmedi” dedi. İçişleri Bakanlığı Soner Gül’ün 10 Mart 1991 tarihinde Malatya’da yakalanan A.N. isimli şahsın sorgudaki ifadesinde ismi geçtiği için polis tarafından arandığını iddia ettiğini dile getiren Betül, girişimlerini sürdüren Yaman ailesinin 2 yıl boyunca polis takibinde tutulduğunu söyledi. 
 
Gözaltında olduklarını itiraf ettiler
 
19 Aralık 2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın'ın infazlar ve kayıplarla ilgili itirafları yayınlandığını hatırlatan Betül, konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü: “Çarkın, yaptığı itirafların bir bölümünde Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü gözaltına aldıktan sonra ormanlık bir alanda sorguladıklarını ve infaz ettiklerini açıkladı ve olayı detaylarıyla anlattı. Bu beyanların ardından aile avukatları yeniden suç duyurusu yaparak dosyanın tekrar açılmasını istedi. Ayhan Çarkın'ın ifadeleri üzerine soruşturmanın canlandırılması gerekirken dosya zamanaşımına sürüklendi. Kayıp dosyalarındaki failleri cezasız bırakma ve gerçekleri karartma geleneği devam etti.” 
 
‘Yargılama faaliyeti başlatılsın’
 
“Hüsamettin Yaman ve Soner Gül dosyasındaki cezasızlığı sonlandırmak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasal görevidir” diyen Betül, bunun Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelere göre de yasal zorunluluk olduğunu vurguladı. Betül, kaybedilen üniversite öğrencilerinin dosyasında evrensel etik ve hukuk kurallarına uygun bir yargılama faaliyeti başlatılmasını talep etti.