Kayıp yakınları Mesut Dündar’ın faillerinin bulunmasını istedi
- 13:28 1 Mayıs 2021
- Güncel
DİYARBAKIR - İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, Cizre'de 1992 yılında evine yapılan baskınla gözaltına alınan ve daha sonra polislerce katledilen engelli Mesut Dündar’ın faillerinin bulunmasını istedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla her hafta sürdürdükleri eylemin 638’incisini sosyal medya hesabı üzerinde yayınlanan video ile gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde, 1992 yılında Şırnak’ın Cizre ilçesinde engelli Mesut Dündar’ın gözaltına alındıktan sonra sivil giyimli polisler tarafından katledildiği olayının failleri soruldu.
‘Yoğun işkencelere maruz kaldı’
Mesut Dündar’ın hikâyesini İHD Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Yusuf Erdoğan anlattı. Mesut Dündar’ın çocukken yakalandığı menenjit hastalığı sonrasında ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle tedavi edilemediğini, bundan kaynaklı da zihinsel engelli olarak yaşamına devam ettiğini belirten Yusuf Erdoğan, “Mesut Dündar 1992 yılında Cizre’de yaşanan toplumsal gösterilerde sarı, kırmızı, yeşil flamaları taşıdığı iddiasıyla 3 kez gözaltına alındı. Yoğun işkencelere maruz kalarak serbest bırakıldı” dedi.
Yusuf devamında Mesut Dündar’ın yaşadıklarına şöyle anlattı:
“1992 yılının Temmuz ayında Cizre Emniyeti’ne bağlı polisler, ailesi ile yaşayan Mesut’un evine baskın yapar ve aileye Mesut’u Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine götürmek için geldiklerini söylerler. Polisler, Mesut ve babasını evden alıp götürür. Mesut’u Cizre Hastanesi'ne yatırırlar. Ancak Mesut, korkup hastane camından atlayarak kaçar. Polisler 3 gün boyunca Mesut’un babasını da yanlarına alarak civar köylerde Mesut’u ararlar. Ancak Mesut’u bulamayan polisler, babasını gözaltına alıp 3 gün boyunca yoğun işkenceye maruz bırakırlar. Babasını oğlunu getirmemesi durumunda ölümle tehdit ederler. Baba onu getireceğine dair söz verince serbest bırakılır.
Mesut boğulmuş halde bulundu
Mesut eve geri dönmedi ancak her gün ailesini telefonla aradı. Polisler de her gün Mesut’un ailesi ile yaşadığı evlerine baskın yapar. Mesut’un, ailesini telefonla aradığı bir gün, polisin eve baskın yapmaması üzerine aile Mesut’un yakalandığını düşünür. 6 Eylül 1992 tarihinde Mesut’un cesedi, Sulak köyünde su değirmeninin yanında elleri arkadan bağlı boğulmuş bir halde bulunur. Sulak köyünde olayı gören çok sayıda görgü tanığının beyanlarına göre, Mesut’u olay yerine getiren biri polis 3 silahlı sivil giyimli kişilermiş. Olay yerine gelen askerler, cesedin altında bir bubi tuzağı olabileceği gerekçesiyle cesedi bir zırhlı personel aracının arkasında sürüklerler. Özgür Gündem Gazetesi’nin 19 Kasım 1992 tarihli haberinde, cesedin sürüklendiği fotoğraf uzun yıllar hafızalarda kalır.
Mesut’ta yoğun işkence izleri bulunan cansız bedeni ailesine teslim edildi. Savcılık ailesinin ifadesini almadı. Olaydan sonra emniyet Mesut Dündar’ın babasını tekrar gözaltına alıp, ‘Düşmanınız var mıydı? Kimden şüpheleniyorsunuz?’ şeklinde sorular sorduğu belirtildi.
Dava kapandı
Aile, 13 Eylül 1994 tarihinde soruşturmanın hangi aşamada olduğunu öğrenmek için Cizre Cumhuriyet Savcılığı’na yazılı başvuruda bulundu. Aile savcılık Kâtibi’nin kendilerine ‘davanın kapandığını’ söyledi. Mesut’un ölümü sonrası jandarmanın hazırladığı bir rapordaki iddiaya göre, Mesut PKK üyeleri tarafından öldürüldükten sonra cebine PKK bayrağı bırakmıştır. Yine Jandarma, 18 Şubat 1996 tarihinde Cumhuriyet Savcısına, faillerin kimliğini bilen kimseyi bulamadıklarını bildirir. Cizre Cumhuriyet Savcılığı’nın 12 Nisan 1996 tarihinde ailenin ifadesine başvurdu. İfade nedeni de ailenin olayla ilgili olarak 3 Mart 1995 tarihinde AİHM Komisyonuna başvuru yapmasıydı. AİHM’in 2005 yılında Mesut Dündar davasında Türkiye’nin yaşam hakkı ihlali gerçekleştirdiği gerekçesiyle mahkûm etti ve tazminat ödenmesine hükmetti.”









