Mimoza Kadın Derneği kadınlara ilham oldu

  • 09:01 2 Mayıs 2021
  • Güncel
 
Kibriye Evren
 
MERSİN -  Mersin’de bir grup kadın, kırılgan görünümünün ardında güçlü bir karakter barındıran ve zor coğrafi koşullarda yetişen “Mimoza” çiçeğinden adını alan Mimoza Kadın Derneği’ni kurdu. Dernek Başkanı Çiğdem Göksoy, “Dayanışma, mücadele, ölümsüzlük, diriliş, coşku ve umudu ifade etsin diye derneğimizin adını ‘Mimoza’ koyduk” dedi.
 
Kadınlar gibi kırılgan görünümün altında güçlü bir karakter ve direngenlik barından Mimoza çiçeği kadınlara ilham kaynağı oldu. Mersin’in Akdeniz İlçesi’nde bir grup kadın çok zor coğrafi koşullarda dahi yetişen, çiçek açabilen Mimoza çiçeğinden ilham alarak, kadınların mücadeleci ve dayanışma ruhunu yaşatmak için Mimoza Kadın Derneği’ni kurdu. Dernek kadına yönelik her türlü ayrımcılığı ortadan kaldırmayı, kadının her alanda aktif rol almasını sağlamayı, çözüm geliştirmeyi, kadına yönelik şiddete karşı ulusal ve uluslararası mücadeleyi büyütmeyi hedefliyor. 
 
Dernek Başkanı Çiğdem Göksoy ile derneğin kuruluş amacını, dernek fikrinin hangi ihtiyaçtan doğduğunu, diplomasiyi, kadına yönelik şiddeti, İstanbul Sözleşmesi’ni ve dernekler yasasını konuştuk.
 
*Mersin’de dernek fikri hangi ihtiyaçtan kaynaklı doğdu? Bize anlatır mısınız? 
 
Bildiğiniz üzere son dönemlerde kadın katliamlarında ciddi bir artış yaşanıyor. Her gün neredeyse ortalama en az 3 kadın erkekler tarafından katledilmekte. Fakat buna rağmen iyi hal indirimi, cezasızlık politikasıyla adeta kadınların yaşam alanları daraltılmakta ve erkekler ödüllendirmektedir. Yine iktidarın kadına dair ayrıştıran, ötekileştiren ve hedef gösteren cinsiyetçi söylemleri ile kadınların hareket alanını sınırlayarak kamusal alana çıkmasını engellemektedir. Çeşitli dönemlerde artan kadın cinayetleri, iktidarın cinsiyetçi söylem ve politikaları ve bir yıldır da pandemi sürecinde güvende olduğumuzu sandığımız evlerimizde sistematik olarak yaşadığımız şiddetin fazlasıyla zirveleştiği bir süreci yaşamaktayız. Bu süreçler yaşanırken kadınların hukuki ve psikolojik anlamda nerelere danışabilecekleri ve danıştıkları yerlerin doğru kanalda kadınlarla birlikte danışma ağına dönüştürebileceği bir yapının eksik olduğunu fark ettik. Bizlerde bu eksikliği dayanışma ve mücadele eksikliğimiz giderebilmek amacıyla dernekleşme kararımızı aldık. Derneğimizde avukat, sosyolog, emekli hemşire, sosyal hizmet görevlisi, teknikerden oluşan yedi kadın ile bir araya gelerek sivil toplum örgütü çatısı altında mücadele fikri gelişti ve dernekleşmeye gidildi.
 
“İtalya ve Rusya’da başta olmak üzere birçok ülkede 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadınlara mimoza çiçeği hediye edilmektedir. Bir kadın, sadece sevgilisinden veya çocuklarından değil, dayanışmayı da hatırlattığı ve sembolize ettiği için kadın dostlarına mimoza çiçeği hediye olarak alır.”
 
*Derneğin adını neden Mimoza koydunuz? Varsa bir öyküsü bize anlatır mısınız?
 
1946 yılında ikinci Dünya Savaşı’ndan yıkık dökük çıkmış İtalya’da, insanlar savaşın sosyal, psikolojik, ekonomik gibi tahribatlarını gidermek bir coşku, yaşama dair bir umut kırıntısı aramaktadır. İtalya Kadın Birliği üyesi, Teresa Mattei, Rita Montagnana ve Teresa Noce isimli üç kadın, toplumun yeniden inşasının “Kadın Dayanışmasına” bağlı olduğunu düşünürler. Bu dayanışmayı sembolize etmesi için bir çiçek seçmeyi teklif ederler. Sunulan tüm teklifler arasında karanfil, anemon ve enfes kokusu ile mimoza öne çıkar. Sapsarı renkleri ile görenlere mutluluk ve umut verdiği ve büyük bir ağaç haline gelene kadar çok fazla emek ve bakım gerektirmediği, İtalya da mimoza çiçeği gibi hızla kalkınabilsin diye mimoza koyarlar. O gün bu gündür İtalya ve Rusya’da başta olmak üzere birçok ülkede 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadınlara mimoza çiçeği hediye edilmektedir. Bir kadın, sadece sevgilisinden veya çocuklarından değil, dayanışmayı da hatırlattığı ve sembolize ettiği için kadın dostlarına mimoza çiçeği hediye olarak alır.
 
Mimoza çiçeği anlam ve hikâyesini hayat dolu, neşe veren sapsarı rengine borçludur. Kadınlar gibi kırılgan görünümünün ardında güçlü bir karakter barındırmakta aslında. Mimoza çiçeği çok zor coğrafik koşullar altında bile çiçek açabilir. Biz de bu sebeple dayanışma, mücadele, ölümsüzlük, diriliş, coşku ve umudu ifade etsin diye derneğimizin adını ‘Mimoza’ koyduk.
 
“Günümüz de gelişen teknolojik araçlar, yaygın olarak sosyal medyanın kullanılması ve dijital alanda yaşanan gelişmelerle birlikte dijital şiddetle karşı karşıya kalmaktayız. Teknolojik araçlar, kadını kontrol etmek, denetlemek, küçük düşürmek, aşağılamak, cezalandırmak amacıyla kullanılıyorsa dijital şiddete olarak tanımlıyoruz.”
 
*Tanıtım broşürünüzde “şiddet sadece itip kalkmak, tokat atmak, tekmelemek, dövmek, kesici ve vurucu aletlerle ya da yakıcı maddelerle bedene zarar vermek değildir” diye belirtmişsiniz. Bize şiddet türlerinden bahseder misiniz?
 
Günümüz de gelişen teknolojik araçlar, yaygın olarak sosyal medyanın kullanılması ve dijital alanda yaşanan gelişmelerle birlikte dijital şiddetle karşı karşıya kalmaktayız. Teknolojik araçlar, kadını kontrol etmek, denetlemek, küçük düşürmek, aşağılamak, cezalandırmak amacıyla kullanılıyorsa dijital şiddete olarak tanımlıyoruz. Günümüzde dijital şiddet teknolojik aletlerin yanlış ve amacının dışında kullanılmasıyla direk bağlantılı olarak giderek artmaktadır. 
 
Fail ruhsal gücü kırmayı hedefler
 
Bir şiddet türü de yakın partner şiddeti olarak karşınıza çıkmaktadır. Bu tür şiddette temel amaç, takipteki mağdurla kuramadığı yakın ilişkinin intikamını almak veya bitmiş bir ilişkiyi yeniden başlatmak amacıyla tahakküm kurmak. Yöntem olarak fail, mağduru ısrarlı takip ederek bezdirmeyi, ruhsal gücünü kırmayı hedeflemek istemektedir. Belli bir süre sonra sistematik hale gelen bu yakın takip ile mağdurda yarattığı kaygı ve korku sonucu günlük hayatını değiştirmektir.
 
‘Flört şiddeti’ korkutucu ve kafa karıştırıcıdır
 
Bir de erkeklerin kendilerinde “hak” olarak görmesi ve kadın adına kararlar vermek istemesiyle başlayan flört şiddeti var ki, çok sayıda genç ve ergen kadın yaşıtı olan erkek arkadaşı tarafından bu şiddete maruz kalmaktadır. İkisinin “birbirini çift” olarak görmesi ile başlayan flört şiddeti, genelde kadınların tanımlama, anlamlandırma ve şiddetin belirtilerini tanımakta kaynaklı korkutucu ve kafa karıştırıcı bir deneyimdir. Genç kadınların geleneksel yaklaşımları ve bakış açısı, erkek arkadaşlarına karşı kendilerini sorumlu ve itaat etmek zorunda kalmasına, kendisini sosyal arkadaşlıklarından ve aktivitelerinden uzak tutmasına ve kendini adeta tecrit altına almasına yol açmaktadır. Bu da süreç içerisinde kadının sürekli akranı olduğu erkek tarafından flört şiddetine açık hale getirmektedir.
 
Fiziksel şiddet ile her an karşı karşıyayız
 
En yalın ve çıplak gözle görülen fiziksel şiddet ise toplumda en fazla görülen şiddet biçimlerinden biri olmaktadır. Baba, kardeş, eş, partneri veya tanımadığı erkekler tarafından aile içinde ya da kamusal alanda yaygın olarak bu şiddet türü ile her an karşı karşıyayız. Genelde kaba kuvvet ve fiziksel üstünlük kurarak kadını kontrol etmek, denetlemek, küçük düşürmek, aşağılamak veya cezalandırmak için bedene temas ederek, ateşli veya kesici alet kullanarak vb. birçok yöntem denenerek fiziksel şiddet uygulanmaktadır.
 
Projeler hazırlıyoruz
 
Tüm şiddet türlerinin yanı sıra kadını kontrol etmek, aşağılamak, cezalandırmak amacıyla bedensel güç kullanılıyorsa fiziksel şiddet, duygusal güç kullanılıyorsa psikolojik şiddet, cinsel anlamda güç kullanılıyorsa cinsel şiddet ve maddi güç kullanılarak üstünlük kuruluyorsa ekonomik şiddet ortaya olarak değerlendiriyoruz. Ki biz bu şiddet türlerinin hepsine karşı kadınlara imkan ve olanaklarımız çerçevesinde destek sunmak için projeler hazırlıyoruz.
 
*Broşürden devam edersek, diplomasinin makro alana indirgenmesine ve erkeklere özgü olarak tanımlanmasına itirazınız var. Kadınlar açısından diplomasi neden önemli? Mimoza Derneği olarak diplomasi alanında hedefleriniz neler?
 
Diplomasi çalışmalarına denince ilk akla gelen uluslararası ilişkiler, güvenlik, savaş, devlet gibi erkek egemenlikli bakış ve erkeklerin tekelinde algı ile ele alınıyor. Bundan kaynaklı kadınlar çok uzun yıllar diplomasi çalışmalarından uzak durdu ya da tutuldu. Fakat kadın mücadelesi ve hak arama talepleri geliştikçe diplomasinin önemi daha fazla açığa çıktı. Kadına yönelik şiddetle mücadele edebilmek ve gücümüzü büyütebilmek için bu alanda sözü olan herkesle birlikte dayanışmayı büyütmeyi asli bir sorumluluk olarak görmekteyiz. Mimoza Derneği Diplomasi Komisyonu olarak en büyük sorumluluğumuz, gerek ulusal gerek uluslararası alanda, kadına yönelik şiddete karşı mücadele edebilmek için ilkelerimiz ekseninde kurulacak olan her türlü ittifak ve dayanışma ağını oluşturmaktır. Bu anlamda yerelde ve genelde ilgili STK, kurum ve kuruluşlarla görüşmeler yaptık, kadını güçlendiren mücadele ağlarıyla ortaklaşıyoruz. Mersin’de ilgili kurumlara hem derneğimizi tanıtmak hem de kadına yönelik mücadele ekseninde güç birliği sağlamak adına ziyaretler gerçekleştirdik. Sadece Mersin ile sınırlı kalmadık, henüz yolun başında olmamıza rağmen bu anlamda epey yol kat ettiğimizi söyleyebilirim.  
 
“Yeni başladığımız bir proje var, Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği öncülüğünde 4 ilde uygulanacak olan  ‘Şiddeti frenliyoruz’ projesi.”
 
*Kadının toplumdaki eşitsizliğini (sosyal, siyasal, ekonomik vb.)  gidermek için ne tür çalışmalar yaptınız? Bundan sonraki projelerinizden bize bahseder misiniz? 
 
Henüz yolun çok başında olduğumuzu belirtmekte fayda var. Lakin dernek olarak faaliyetlerimize başladığımızdan bugüne kadar hukuki, psikolojik ve sığınma başvuruları yapıldı. Bu anlamda kadınların yüklerini hafifletmek bizlerin doğru yolda olduğumuzu, daha da büyümemiz ve dayanışma ağını daha da genişletmek gerektiğini bize gösterdi. Bu minvalde Mersin Kadın Platformu ile birlikte bu konularda ortak çabalarımız eylem ve etkinliklerimiz oldu. Mor Çatı, Kadın Koalisyonu ve Eşik platformunun üyesiyiz. Kadın mücadele ağlarında ve yapılarında yer alarak mücadelemizi güçlü kılmaya çalışıyoruz. Pandemiyi fırsata çevirerek birçok Sivil Toplum Örgütü’nün hazırlamış olduğu eğitimlere de katıldık.  Yeni başladığımız bir proje var, Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği öncülüğünde 4 ilde uygulanacak olan  “Şiddeti frenliyoruz” projesi. Şiddeti frenleyebilir miyiz bilmiyorum ama en azından bir toplumsal farkındalık yaratma, kadına yönelik şiddeti ve ayrımcılığı görünür kılma adına mücadelenin bir ayağı olacak diye düşünüyoruz. Taksi şoförlerine toplumsal cinsiyet eğitimi ve şiddete uğrayan bir kadın araçlarına bindiğinde ne yapacaklarına dair yol yöntem eğitimi şeklinde bir çalışma. Mersin Şoförler ve Otomobilciler Odası ile bu proje için bir protokol ve manifesto imzalandı. Diğer bir yandan tarım sektöründe, kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliğini, uğradıkları ayrımcılığı, sosyal durumlarını açığa çıkarmak için bir proje hazırlığımız var. Diğer bir taraftan kadınların hakları hakkında bilinçlenmesini sağlamak için atölyeler şeklinde planladığımız çalışmalarımız var.
 
“İstanbul Sözleşmesi bir gece yarısı feshedildiğinden beri kadınlar her yerde eylem halinde ve bunu kabul etmediklerini ifade ediyorlar ve etmeye de devam edeceğiz.”
 
*Kadınların toplumda yaşadığı eşitsizliğe, şiddete ve ayrımcılığa karşı kurulan bir derneksiniz.  Tam da bugünlerde İstanbul Sözleşmesi’nin feshi gündemde ve kadınlar alanlarda, bu fesih bizler açısından  “yok hükmündedir” diyorlar.  Bu konuda ne söylemek istersiniz?
 
İnsan haklarına ilişkin bir uluslararası sözleşme olması sebebi ile İstanbul Sözleşmesi Anayasa’nın 90. Maddesi gereğince, “normlar hiyerarşisi bakımından yasalarında üstünde” yer almaktadır. İç hukukumuza dahil edilen ve hiyerarşi bakımından yasaların üstünde olan İstanbul Sözleşmesi aynı usule tabi olarak, yani TBMM’nin çıkaracağı bir yasa ile yürürlükten kaldırılabilir. Hukukçular, İstanbul Sözleşmesi’nin Milletlerarası Antlaşma olduğu için kanun hükmünde olduğunu, Cumhurbaşkanı’nın fesih etme yetkisinin olmadığını belirtmektedir. İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzalayıcısı olan ülke olmamıza rağmen, bir gece Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile feshedilmesi, biz kadınların kazanılmış haklarının elinden alınması demektir. Fesih kararının tartışıldığı saatler içerisinde son 22 saatte 6 kadın katledildi. Bu da cezasızlık politikalarının fazlasıyla açığa çıktığını ve şiddetin fazlasıyla görünür olabileceği anlamına gelmektedir. Bizim için Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile çıkartılan İstanbul Sözleşmesi’nin fesih kararı yok hükmündedir.
 
*Çok yeni bir derneksiniz. Geçtiğimiz aylarda iktidar tarafından dernekler yasası çıkarıldı, bu yasa ile derneklere kayyım atanabilir, mal varlığına el konulabilir gibi bir dizi düzenleme yapıldı. Bu düzenlemeye dair neler söylemek istersiniz?
 
Dernek ve vakıfları fiilen kapatmasının önünü açacak ve işlevsiz hale getirmek istediği bir yasa çıkarıldı. Bu yasa ile ülkede sivil toplumun önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Zaten çok zor ayakta duran STÖ’lerin mal varlığına el konulabilir olması, yardım toplamaya engel olunması aslında bir nevi susturulmaya çalışılması anlamına gelmektedir. Ayrıca biz kadınların da örgütlenme ve dayanışma ağını da büyük ölçüde etkileyeceğini düşünüyoruz. Çünkü kadınlar sosyal faaliyetler ve haklarımız konusunda hep eksik ve yanlış bilgilerle yaşamlarımıza devam etmeye çalışıyoruz. Ancak kadın dernekleri ve hak temelli çalışan vakıfların bir görevi de toplumu doğru bilgilendirmek ve dayanışma ağını büyütmektir. Dolayısıyla bu yasayı da kadınların örgütlenmesi ve bilinçlenmesinin önünde de bir engel olarak görmekteyiz.