İHD ve FİDH-OMCT: Yargı STÖ’lere karşı silah olarak kullanılıyor

  • 14:51 6 Mayıs 2021
  • Güncel
 
ANKARA - İHD ve FİDH-OMCT, yayımladığı raporunda Türkiye’de STÖ’lerin durumuna ve maruz kaldıkları hak ihlallerine dikkat çekerek uluslararası örgütlere bir dizi önerilerde bulundu. Raporda yargının, sivil topluma karşı bir silah olarak kullanıldığına dikkat çekildi.
 
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (FİDH-OMCT), insan hakları savunucuları ve sivil topluma yönelik baskılara ilişkin “Türkiye’de Tehlike Altındaki Sivil Toplum: Örgütlenme Özgürlüğü ve Daralan Sivil Alan” başlıklı ikinci raporunu yayımladı. Raporda örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan ve sivil alanın giderek daralmasına yol açan baskıcı uygulamalara dikkat çekilerek, uluslararası örgütlere bir dizi önerilerde bulunuldu.
 
‘Uluslararası aktörleri destek olmaya davet ediyoruz’
 
Rapora ilişkin yapılan yazılı açıklamada, raporun yayımlandığı günde, FIDH üyesi Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın önceki dönem Başkanı Şebnem Korur Fincancı ve gazeteciler ile hak savunucularının “örgüt propagandası yapmak” suçlamalarıyla 14 yıla kadar hapisle yargılandıkları “Özgür Gündem davası”nın duruşmasının görüleceği hatırlatıldı. Bu davanın sivil toplum ve medyaya yönelik baskılar açısından sembolik bir önem taşıdığına dikkat çekilen açıklamada, “Gözlemevi ve İHD, Türkiye Hükümetine, sivil topluma yönelik baskılara son verme ve demokratik bir toplumda sivil toplumun oynadığı temel rolü tanıma çağrısında bulunuyor. Ayrıca uluslararası aktörleri, Türkiye’deki sivil toplum ve hak savunucularına destek olmaya davet ediyor” çağrısında bulunuldu.
 
Raporda OHAL koşulları ele alınıyor
 
2016-2018 yılları arasında süren OHAL rejiminin etkilerinin hala hissedildiği ve yoğun bir baskı ve korku iklimi yarattığının ifade edildiği açıklamada, raporun çeşitli hukuki ve pratik zorlukları ele aldığı belirtildi. Açıklamada, “Raporun bulgularının Türkiye'deki sivil toplum için elverişli bir ortam sunamayan devletin sadece bu konudaki kusurunu değil, sivil toplum faaliyetlerini baltalamak için sarf ettiği yoğun çabayı da teşhir ediyor. Bu çaba, sivil toplum aktörleri ve hak savunucularına yöneltilen ve onları yabancı ülkelerin çıkarlarına hizmet edermiş, ulusal güvenliği baltalarmış ve/veya terör örgütleriyle hedef birliği kurarmış gibi sunan düşmanca söylemlerle de kendini gösteriyor. Bu kapsamda, hükümetin LGBTİ+ bireyleri hedef alan nefret söylemleri de hız kesmeden devam ediyor. Bu söylemler aynı zamanda ‘LGBTİ+ ideolojileri desteklediği’ ve ‘Türkiye’nin aile yapısına zarar verdiği’ gibi iddialarla, Türkiye’nin yakın zamanda kadınları şiddetten koruyan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinde de etkili olmuştu” denildi.
 
Açıklamanın devamı şu şekilde:
 
“Bu yaftalayıcı söylemler, ceza yargısı sisteminin kötüye kullanılması için gerekli ortamı oluşturarak sözde ‘suçlu’ birey ve örgütlere yönelik baskıların meşruymuş gibi gösterilmesi amacına hizmet ediyor. Sivil toplum aktörleri ve hak savunucuları, temel insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü savunmak için yaptıkları meşru çalışmalar nedeniyle sık sık temelsiz ve mesnetsiz ceza soruşturmalarına ve/veya kovuşturmalarına maruz bırakılıyor ya da keyfi tutuklamalar, seyahat yasakları ve kamu görevinden uzaklaştırılma gibi çeşitli tedbirlerle yıldırılmaya çalışılıyor. Gerçekten de geçtiğimiz aylarda İçişleri Bakanı’nın İHD’yi hedef gösteren söylemleri ile İHD Eş Genel Başkanları Eren Keskin ve Öztürk Türkdoğan’a yönelik yargısal tacizler hak savunucularının açıkça ve politik saiklerle hedef alındığına yönelik kaygıları arttırıyor. Eren Keskin’in mahkumiyet kararında yer alan ‘milli bir insan hakları anlayışının’ gerekliliği yönündeki ifadeler ise yargının siyasallaştığı yönündeki endişeleri daha da körüklüyor.
 
Sivil toplum örgütlerinin çalışmalarını baltalama olanağı veriyor
 
Raporun bulguları, sivil toplum aktörlerinin kendilerine orantısız yükler bindiren karmaşık idari düzenlemelerin gereklerini yerine getirmek için mücadele ettikleri bir ortamın varlığını da ortaya koyuyor. Bu bürokratik yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği yetkililer tarafından çok sıkı bir şekilde takip edildiği gibi siyasi saiklerle sık sık yapılan yoğun denetimlerle sivil toplum örgütlerine baskı uygulamak için bahane olarak kullanıldığı yönünde tanıklıklar da bulunuyor. Dahası, başta 7262 sayılı Kanun olmak üzere son yapılan kanun değişiklikleri, hükümetin sivil toplum üzerindeki denetim ve kontrol yetkilerini, sıklaştırılan denetimler yoluyla artırdığı gibi yetkililere belli suçlamalardan kovuşturulan sivil toplum çalışan ve yöneticilerini görevden alma ve hatta dernek faaliyetlerini durdurmak gibi önlemlere başvurarak sivil toplum örgütlerinin çalışmalarını baltalama olanağı da veriyor.
 
Uluslararası dayanışma
 
FIDH Genel Başkan Yardımcısı ve İHD temsilcisi Reyhan Yalçındağ, ‘Türkiye'deki sivil toplum aktörlerinin ve hak savunucularının gösterdikleri tüm cesaret ve dirence rağmen, bu raporda betimlenen birikmiş güçlükler, bu direnci ve hatta, zaman zaman, bizzat onların varlıklarını riske atıyor’ dedi. Ayrıca ‘içinde bulunulan durumda, her çeşit uluslararası destek ve dayanışmanın, sivil toplum aktörlerinin ve hak savunucularının ayakta kalabilmeleri açısından büyük önem taşıdığını’ da ekledi. Bu bulgular kapsamında, raporda Türkiye Hükümetinin ve uluslararası aktörlerin dikkatine bir dizi tavsiye sunuluyor. Bu tavsiyeler, Türkiye'deki sivil toplum aktörlerinin ve hak savunucularının dile getirdiği meşru kaygılara bir ses verme amacını güdüyor.”
 
Kapatılan basın kurumları hatırlatıldı
 
4 bölümden oluşan raporda, “Sivil Alana Yönelik Kısıtlamalar” başlığı altında sivil toplum örgütlerinin (STÖ) maruz kaldıkları hak ihlalleri sıralandı. Raporda, Türkiye'de sivil toplumun faaliyet ortamının 2013 yılından beri gittikçe kötüleştiği kaydedildi. İfade özgürlüğü alanındaki kötüleşmeye de dikkat çekilen raporda, sivil toplumun misyonunun ortadan kaldırılması durumuyla karşı karşıya oldukları vurgulandı. Raporda, “OHAL’in Türkiye’deki sivil alan, özellikle de örgütlenme özgürlüğü üzerinde çok yıkıcı etkileri oldu. OHAL sırasında en az 1410 dernek, 109 vakıf, 19 sendika ve aralarında haber sitelerinin, gazetelerin, TV ve radyo kanallarının, dergilerin ve yayınevlerinin de bulunduğu 149 medya organı 10 mahkeme kararı olmaksızın, kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) kapatıldı” denildi. Raporda yargının, sivil topluma karşı bir silah olarak kullanıldığına dikkat çekildi.
 
Raporda Türkiye’ye öneriler şöyle sıralandı:
 
“*Hem Türkiye Cumhuriyeti Anayasası hem de başta MSHS ve AİHS olmak üzere Türkiye tarafından onaylanmış uluslararası sözleşmeler ile teminat altına alınmış örgütlenme özgürlüğüne her koşulda saygı duyulmalıdır; devletlerin bu alandaki hem negatif hem de pozitif yükümlülüklerine uyulmalı ve örgütlenme özgürlüğünün esasına müdahale eden keyfi uygulamalara veya bu özgürlüğün makul olmayan şekillerde kısıtlanmasına son verilmelidir;
 
* Türkiye’yi bağlayan uluslararası sözleşmelerde ve BM İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi’nde yer alan insan haklarını savunma hakkı hukuken tanınmalı ve bu hakka hem hukuken hem de fiilen riayet edilmelidir;
 
* 7262 sayılı Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun’dakiler başta olmak üzere, sivil toplum faaliyetlerinin ve örgütlenme özgürlüğünün keyfi olarak ve makul olmayan şekillerde kısıtlanmasına imkan veren ulusal mevzuattaki tüm düzenlemeler iptal edilmelidir;
 
* Terörle Mücadele Kanunu’ndakiler başta olmak üzere, muhalefetin ve sivil toplum faaliyetlerine katılmanın kriminalize edilmesinin yolunu açarak, sivil toplum aktörleri ile İHS’lerin yargısal tacize maruz bırakılmalarına olanak veren ulusal mevzuattaki tüm düzenlemeler iptal edilmelidir; Terörle Mücadele Kanunu, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseriliği ile Birleşmiş Milletler Özel Raportörlerinin de ifade ettiği tavsiyelere uygun olarak değiştirilmeli ve ilgili mevzuatta terör suçları yanlış yorumlanmaya ve kötüye kullanılmaya izin vermeyecek açıklıkta tanımlanmalıdır.
 
* Sivil toplum aktörlerini ve İHS’leri kamuoyu nezdinde yaftalayan, meşru değilmiş gibi gösteren veya itibarsızlaştıran düşmanca ifadelerden veya onları suçlular ve/veya teröristlerle ilişkili gösteren olumsuz söylemlerden her koşulda kaçınılmalıdır; etnik, dini ve cinsel azınlık gruplarına ait olanlar başta olmak üzere sivil toplum aktörlerine ve İHS’lere karşı devlet görevlileri veya devlet dışı aktörler tarafından yapılan her türlü yaftalama girişiminin üzerine gidilmelidir;
 
* Hem devlet ile bağlantılı hem de devlet dışı aktörler tarafından sivil toplum aktörlerine ve İHS’lere yöneltilen nefret suçları ile nefret söylemlerine yönelik kovuşturmalarda nefret saikinin ağırlaştırıcı sebep sayılmasını sağlayacak kanun değişiklikleri yapılmalı; sivil toplum aktörlerine ve İHS’lere yöneltilen nefret suçları ile nefret söylemlerine ilişkin iddialar derhal, etkin ve kapsamlı bir şekilde soruşturulmalı ve faillerin yargılanması sağlanmalıdır;
 
* Örgütlenme özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve insan haklarını savunma haklarını meşru ve barışçıl bir şekilde kullanan sivil toplum aktörlerinin ve İHS’lerin, yargısal ve idari düzeyler de dahil olmak üzere, taciz edilmelerine son verilmeli ve bunların sivil toplum ve insan hakları alanlarındaki faaliyetlerini misillemeye uğrama korkusu duymadan ve engellemelerle karşılaşmaksızın sürdürmeleri sağlanmalıdır;
 
* Sivil toplum aktörleri ve İHS’lerin meşru insan hakları ve sivil toplum faaliyetleriyle bağlantılı olarak keyfi bir şekilde gözaltına alınmalarına ve tutuklanmalarına son verilmeli;
 
* AİHM’in keyfi olarak tutuklanmış sivil toplum aktörleri ve İHS’ler hakkında verdiği serbest bırakma kararları derhal ve etkili bir şekilde uygulanmalı ve AİHM kararlarının Türkiye açısından bağlayıcı olmaması gerektiğini yönündeki söylemlerle AİHM’nin otoritesini sorgulamaktan kaçınılmalıdır.
 
* KHK’lerin olağan dönem kanunlarına aktarılan tüm düzenlemeleri, özellikle de sivil toplum örgütlerinin ‘terör örgütleriyle iltisaklı ve irtibatlı’ oldukları iddiasıyla kapatılmasını öngören önlemler iptal edilmelidir;
 
* Mağdurlara uluslararası standartlara uygun anlamlı, etkili ve tarafsız bir telafiye erişim imkanı sunmayan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunun faaliyetleri durdurulmalı ve daha önce KHK’ler ile kapatılmış sivil toplum örgütlerinin uğradıkları hak ihlalleri ile ilgili olarak, OHAL Komisyonu yerine, tazmin ve telafi talebiyle bağımsız ve hukuka uygun mahkemelere doğrudan başvurmaları sağlanmalı, bunların anayasal koruma altındaki adil yargılanma hakları da bu bağlamda teminat altına alınmalıdır.
 
* Sivil toplum ve İHS’lerin, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve temel hakların korunmasında oynadıkları temel rolü kabul eden elverişli bir hukuki, kurumsal ve idari ortam sağlanmalıdır;
 
* Sivil toplum örgütlerinin ve İHS’lerin açık ve şeffaf prosedürler işletilerek dağıtılacak kamu fonları ile bireysel ve özel bağışçılar da dahil olmak üzere hem ulusal hem de uluslararası düzeylerdeki maddi yardım kaynaklarına erişimleri sağlanmalıdır; sivil toplum örgütlerinin Türkiye’deki kanuni düzenlemelere uygun olarak yabancı fonlardan kaynak sağlamasına ilişkin yaftalama ve hedef göstermeye son verilmeli ve bunların yurtdışından engellenmeden ve misilleme korkusu duymadan maddi yardım alabilmeleri sağlanmalıdır;
 
* Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanlarında gelişme kaydetmek için sivil toplum aktörleriyle ve İHS’lerle düzenli olarak iletişim kurulmalı, bunların politika oluşturma ve karar alma süreçlerine zamanında, etkin ve anlamlı bir şekilde katılması sağlanmalıdır;
 
* Hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygıya dayalı demokratik toplumların temel ilkelerinden olan çoğulculuğa ve çeşitliliğe her zaman saygı gösterilmeli, sivil topluma ve muhalif seslere yönelik baskılara son verilmeli ve toplumun tüm kesimlerinin ifade, örgütlenme, gösteri ve yürüyüş özgürlüklerinden yararlanması temin edilmelidir.
 
* AİHM kararları ile en sonuncusu 2020’de yayınlanmış Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Periyodik Değerlendirme Raporu’nda291, BM İşkenceyi Önleme Komitesi 2016 yılı Periyodik Değerlendirme Raporu’nda292, BM Kadınlara Karşı Ayrımcılığı Önleme Komitesi 2016 yılı Periyodik Değerlendirme Raporu’nda 293, Birleşmiş Milletler İfade Özgürlüğü’nün Geliştirilmesi ve Korunması Özel Raportörü’nün 2016 yılında Türkiye’ye yaptığı ülke ziyaretinin ardından kaleme aldığı raporda 294 ve İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 2018 yılında kaleme aldığı raporda 295 dile getirilen, Türkiye’de örgütlenme özgürlüğü ve sivil alanın daralması üzerine tavsiyelere tam olarak uyulmalıdır;
 
* Türkiye tarafından açık bir davete sahip BM Barışçıl Toplanma ve Örgütlenme Özgürlüğü Hakları Özel Raportörü’nün bir ülke ziyareti gerçekleştirmesi sağlanmalıdır;
 
* Türkiye’de örgütlenme ve toplanma özgürlüğü haklarına saygı başta olmak üzere, sivil toplumun durumu ile ilgili kapsamlı bir inceleme yürütmesi için Özel Raportör ile etkin bir şekilde işbirliği yapılmalıdır;
 
* İnsan Hakları Savunucularının Durumu Özel Raportörü ile Terörle Mücadelede İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Geliştirilmesi ve Korunması Özel Raportörü başta olmak üzere BM’nin ilgili tüm özel raportörlerine açık davet yollanmalı ve demokratik bir toplum için gerekli ve kaçınılmaz olan İHS’lerin ve genel olarak sivil toplum aktörlerinin faaliyetlerini engelleyen ve onların haklarını sınırlandıran, terörle mücadale kapsamında olanlar da dahil olmak üzere, tüm kısıtlamaların hukuken ve fiilen kaldırılması için bu raportörlerin görev alanları dahilinde onlarla etkin bir işbirliği yapılmalıdır.
 
Raporda ayrıca uluslararası aktörlere ve Birleşmiş Milletler’e (BM), Avrupa Konseyi’ne, Avrupa Birliği’ne (AB), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'na (AGİT), uluslararası STÖ’lere ve uluslararası bağışçılara da tavsiyelerde bulunuldu.
 
Raporun tamamına buradan ulaşılabilir.