Tutsak Şadiye Manap: Tüm zorluklar mücadele gerekçesidir
- 09:05 9 Mayıs 2021
- Güncel
Gül Güzel
HABER MERKEZİ- Gebze Cezaevi’nden kadın tutsaklar arkadaşlarına yolladıkları mektuplarla yaşadıkları hak ihlallerine vurgu yaptılar.
“GÖRÜLDÜ - YAZI YOKTUR’’ mührüyle damgalanmış boş kağıtlara yazılan mektuplara mektup okuma komisyonu tarafından “Görülmüştür” mührü vuruluyor ikinci defa. Hiç bir yasa ve gerekçe belirtilmeden uygulanan bu tutum, insana bu kadar da olmazı dedirtiyor... Peki başka neler oluyor derseniz, aşağıdaki mektupları okumanız yeterli olacaktır. Tutukluluk içinde tutukluluğu, hükümlülük içinde hükümlülüğü görmek için...
“MERHABALAR!
Sizleri sevgiyle içtenlikle selamlıyorum. İyi ve sağlıklı olmanızı diliyorum.
Kartlarınızı aldık. Dostluğunuz ve duyarlılığınız için teşekkür ediyorum. Size Anadilim Kürtçe ile yazmak istiyordum ama okuyabileceğinizden emin olamadım. Bu konuda, yazdığınızda belirtirseniz sevinirim. Ayrıca yazdıklarımızın size ulaşıp ulaşmadığından emin olmuyoruz. Onu da belirtirseniz sevinirim. En azından mektuplarımızın peşine düşer ulaşıp ulaşmadığını takip ederiz.
Bilirsiniz cezaevinde olmak insanın özgürlüğünden mahrum olmasıdır. Bu zaten bir cezadır. Ancak bizim yaşadığımız ülkede(şüphesiz sadece burada değil, birçok demokrasisiz memlekette) özgürlükten olmamız yetmez. Cezaevinde olan insana her an çaresiz, özgürlüksüz olduğunu hissettirmek gerekir ki iradesi kırılsın, boynu eğrilsin, morali bozulsun. Şu sayfanın ortasındaki mühre bakar mısınız! Boş sayfaya ‘’GÖRÜLDÜ YAZI YOKTUR’’ yazılmış. Şimdi ben yazıyorum bu yazının üstüne de ‘’GÖRÜLMÜŞTÜR’ mührü vurulacak. Biz defalarca bu uygulamanın kaldırılması için başvuruda bulunduk. Kaldırılmadı. Biz de bu mührün nedeni için resmi karar istedik ki hukuksal başvuruda bulunalım. Ama resmi belge verilmedi. Verilmedi ki başvuruda bulunmayalım. Bu, zindan yaşamından çok küçük bir örnek sizin de tahmin edeceğiniz gibi; insan doğasına ve toplumsal özgürlüğe aykırı olan her şey direniş ve mücadele gerekçesidir. Bunun için, bizim için de öyledir. Varoluşun kendisi de böyle değil midir? Evrenin derinlerindeki o ilk patlamadan beridir atomlar, moleküller, hücreler, organzeler, organlar, sistemler, canlılar, insanlar, toplumlar hep özgürce var olmanın, evrenin kendini gerçekleştirmesinin sonuçları değil midir!
Halk olarak, kadın olarak bizim yaşamamız haliyle daha zorlu. Çünkü varlığımızda, haklarımız da yok sayılıyor. On binlerce yıldır üzerinde yaşadığımız topraklarda emeğimiz, izimiz yokmuş gibi ele alınıyor. Bu nedenle her şey daha da zor, acılar daha fazla ama tüm bu zorluklar bizim için mücadele gerekçesidir. Moralimizi bozmuyoruz. Hele sizin gibi dostlarımız varken daha da coşku ve onur duyuyoruz. Ama işte görüyorsunuz, dostlarımızla Anadilimde yazışamıyorum bile. Çünkü dostlarımın anadilini bilme imkanı hiç olmayabilir. Hatta burada birçok Kürt arkadaşımız da kendi Anadilini bilmiyor. Niye, çünkü anadilini kullanacağı işlevli bir yer yok. Okulda, sokakta, fabrikada, resmi dairelerde kendi anadilini kullanamıyor. Haliyle unutuyor.
Size günlük yaşamımızdan bahsetmemi istemişsiniz. Seve seve! Zindan küçük bir yer ama insan en küçük mekanda büyük yaşamlar yaratabilir. Bir mektupta her şeye değinmem mümkün değil, ama her mektupta bir şeyler anlatırım. Size fotoğraf göndermek istiyorum ama bu yıl yapılan aramalarda tüm fotoğraflarımı götürdüler ve halen getirilmedi. Bu Corona sürecinde fotoğraf çektirmemize izin verilmedi. Bir kez fotoğraf çektirdik, o fotoğraflar da bize verilmedi. İleride imkan olursa size gönderirim. Ama sizler gönderebilirsiniz. Sizleri görmek bizi mutlu eder.
Biz aşağı yukarı saat 07 - 07.30’da uyanıyoruz. Her gün birimiz kahvaltı hazırlıyoruz. Kahvaltıyı hazırlayan arkadaş bize ‘’Roj baş Heval’’ dediğinde çay demlenmiş, kahvaltı hazırlanmış oluyor. O arada birçok arkadaş spora kalkmış oluyor. Eskiden hepimiz gençtik. Birlikte spor yapıyorduk. Fakat hastalar, yaşlılar çoğalınca, artık herkes bireysel yaptı. Ben de spor yapmayı sever ve önemserim. Yağmur yağmazsa minderde yoga yaparım. Bazen radyoda klasik müzik açar, onun eşliğinde yoga yaparım. Bazı arkadaşlar koşmayı tercih eder, ama havalandırma yani avlu küçük olduğundan bende baş dönmesi yapıyor. Yogayı tercih ederim... Bu kez yaşamımızı anlatmayı uyanma ve sporla sınırlı tutayım. Gelecek mektupta devam ederim. Size Ferhat Tunç’un bir şarkısından kısa sözler yazmak istiyorum. Umarım hoşunuza gider.
‘Direnmek yaşamaktır
Ölmektir hem yaşamak
Yaşamak zindanlarda
İnadına yaşamak
Sıkı tut korkunun soluğunu avuçlarında
Bak yiğitlik sevdaya bir adımlık yol
Direnmek yaşamaktır yangın yüreklim
Biz ki yaşamaktan hiç korkmamışız
Direnmek yaşamaktır’’
Her zaman sevgiyle, güzellikle kalın, Sevgilerimle,
Şadiye MANAP
08.04.21
Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu”









