Pandemide artan kadın şiddeti: Devlet kendi yasalarını bile uygulamıyor

  • 09:02 10 Mayıs 2021
  • Güncel
Marta Sömek
 
İSTANBUL - Pandemi sürecinde artan erkek şiddetini ve cezasızlık politikalarını değerlendiren TJA aktivisti Tülay Güler, “Bir takım elbise, bir kravat iyi hal sayılıyor devlet kendi yasalarını bile uygulamıyor” derken, Mor Çatı Vakfı'ndan psikolog Aslı Yükçü ise kadınların bu süreçte başvurdukları mercilerde, "şiddete maruz kaldıkları evlere geri gönderilmek" gibi birçok uygulamayla karşılaştıklarını paylaştı.
 
Her geçen gün artan erkek şiddeti ve kadın katliamları 2020 yılının Mart ayında tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüsle beraber daha da arttı. Koronavirüs pandemisinin etkili olduğu 2020’de ajansımızın derlediği verilere göre en az 332 kadın katledildi, 110 kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirdi, 33 çocuk katledildi, 49 çocuk da cinsel istismara maruz bırakıldı. Sayısız kadın, bu süreçte kadın örgütlerine başvuruda bulundu. 2020 yılında sık sık İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 sayılı yasanın tam ve etkin uygulanmasının kadınlar için hayati olduğuna vurgu yapılırken, kadınların korunması için tedbir kararlarının etkin şekilde uygulanması, sürecin takip edilmesi,  devletin tüm birimlerinin kadınların haklarını koruması ve görevini yerine getirmeyen kamu görevlilerinin cezasız kalmaması gerektiği vurgulanmıştı. 
 
Pandemiyle beraber 2021 yılında da kadın katliamları devam etti. 2021 yılının Ocak ayında erkekler 24 kadını katletti, 14 kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirdi, Şubat ayında 24 kadın katledildi, 5 kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Yine Mart ayında da erkekler 27 kadını katletti, 19 kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Nisan ayında 18 kadın erkekler tarafından katledildi ve 12 kadın şüpheli şekilde hayatını kaybetti.
 
Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Tülay Güler ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’ndan Psikolog Aslı Yükçü, pandemi sürecinde her geçen gün artan şiddete maruz kalan kadınlar ve gelen destek başvurularına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Birçok kadın başvuruda bulundu’
 
Ülkede var olan şiddet ortamı ve kadına yönelik ev içi şiddetin pandemi sürecinde yüzde 43 artığını söyleyen TJA aktivisti Tülay, bu süreçte erkek şiddetine maruz kalan birçok kadının TJA’yı arayarak destek başvurusunda bulunduğunu belirtti. Kadın beyanını esas alarak değerlendirmede bulunduklarını ifade eden Tülay, başvuruda bulunan kadınlara psikolojik destek sunarak maddi ve manevi tüm olanakları seferber ettiklerini ekledi.
 
‘Devlet kendi yasalarını bile uygulamıyor’
 
Eril devlet zihniyetinin değişmeden ne kadına şiddetin, ne tacizin ne de tecavüzün son bulacağının altını çizen Tülay, şöyle devam etti: “İnsan en yakınındaki eşini, annesini, kız kardeşini öldürebilir mi? Bu bir sistematik kadın kırımıdır. Siyasal ve ekonomik krizden de bağımsız değildir. Çünkü insanlar çok ağır sorunlar yaşıyor. Her gün intiharlar yaşanıyor, cezalar da caydırıcı değil, iyi hal indirimi uygulanıyor. Bir takım elbise, bir kravat iyi hal sayılıyor devlet kendi yasalarını bile uygulamıyor.”
 
Evlerin güvenilir olmadığının pandemi sürecinde daha net anlaşıldığını ifade eden Tülay, şiddeti önlemeye yönelik tedbirlerden ziyade,  faillere infaz yasası çıkarılarak salgın sürecinde kadınların şiddet dolu evlerde kalması için bir zemin hazırlandığını aktardı.
 
Şiddet en yakınımızda
 
Tülay, kadınların şiddeti en yakınındaki erkeklerden gördüğüne ve erkeklerin kadın mücadelesini sekteye uğratmaya yönelik politikalar uyguladığına dikkat çekti. Tüm dünyada kadın katliamlarının arttığını kaydeden Tülay, İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesini fırsat bilen eril zihniyetle şiddetteki artışın nedeni olarak cezasızlığa işaret etti.
 
‘Katliamlara karşı mücadele ve direnişimizden asla vazgeçmiyoruz’
 
Tülay, bölgede kadınların yaşadığı sorunları ve TJA’ya başvuruları şöyle aktardı: “Kürt kadınlarından TJA’ya yardım çağrılarında bulunanlar oluyor, küçük mahallelerde önemli sayıda şiddete maruz kalanlar oluyor, sorunları çözmeye ve cevap olmaya çalışıyoruz. Sistemin özel savaş yöntemleriyle coğrafyamızda Kürt kadınlarına yönelik şiddeti daha da katmerlenerek, taciz, tecavüz olarak yöneliyor. Batman’da İpek Er, Dersim’de Gülistan Doku ve katledilen Kürt kadınlarının tüm failleri aramızda geziyor. Herhangi etkin bir soruşturma veya yargılama gibi bir niyet yok, bu da siyasi erkin kadınlara karşı bakış ve tutumunu ortaya koyuyor.”
 
‘2020’de 3 bin 936 kadınla görüşme gerçekleştirdik’
 
Yaşamı olumsuz etkileyen pandeminin Mor Çatı Dayanışma Merkezi'ndeki çalışmalara da yansıdığını aktaran Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’ndan Psikolog Aslı Yükçü de vakfa ilk defa bin 687 kadının başvurduğunu söylerken, geçmiş yıllarda dayanışma kurdukları 161 kadınla da tekrar görüştüklerini ve 2020 yılında toplam 3 bin 936 görüşme gerçekleştirdiklerini ekledi. Görüşme sayılarının bu kadar yüksek olmasının sebebini “Çalışma şeklimizin pandemiye göre uyarlamamız” şeklinde yorumlayan Aslı, “Pandeminin başından beri evlerin en güvenli alanlar olduğu söylendi. Kadınlar şiddet yaşadığı babalarıyla, eşleriyle veya abileriyle baş başa kaldı ve tam da bu baş başa kalma halinden yaşadıkları şiddet yoğunlaştı. Bu durumda da kadınlar birçok farklı yöntemle Mor Çatı’ya başvurdu” diye konuştu.
 
Santral sistemine geçildi
 
Aslı, Dayanışma Merkezi’ne gelen başvurulara dair şöyle dedi: “2020 yılının Mart ayında başlayan başvurularda belirli bir süre yüz yüze görüşmeleri gerçekleştiremedik. Bunun yanında maille başvuranlar oldu ve bu başvurular bugün hala devam ediyor. Bu süreçte başvuran kadınlar online toplantılarda farklı ülkelerdeki kadınlarla bir araya geliyor ve ihtiyaç duyduğu dayanışmayı kurabilme deneyimini kazandı. Artan şiddet oranını ev içi şiddetin arttığı bir noktadan yorumladık ve Dayanışma Merkezi’ne başvuran kadınlarda artış yaşanmasının sebebi pandeminin ilk dönemlerinden beri telefon hattımızın acil yardım hattı gibi çalışmış olmasından kaynaklıydı. Her başvuruyu yanıtlayalım gibi bir yerden görüşmeleri yaptık ve birden fazla gönüllü kadınların aramalara yanıt verdiği bir santral sistemine geçtik.”
 
‘Kadınlar kötü uygulamalara maruz kalıyor’
 
Kadınların Mor Çatı’ya şiddet yaşadıkları zamanda, şiddetten uzaklaşmak istediklerinde ya da şiddetten uzaklaşmışken farklı mekanizmalara erişimde güçlük yaşıyorlarken başvurabildiklerini paylaşan Aslı, “Her koşulda haklarımızı bilmemiz önemli ve güçlü olduğundan 6284 kapsamında edindiğimiz haklarımızı yapabileceklerimizi, izleyeceğimiz yolları konuşuyoruz ve kadınları da aile mahkemelerine yönlendiriyor oluyoruz ama her şey tıkır tıkır işlemiyor” dedi. Aslı, kadınlardan kötü uygulamaları duyduklarını da anlattı. Pandemi öncesi ağır aksak işleyen uygulamaların, pandemi gerekçe gösterilerek daha da kötü bir hal aldığına işaret eden Aslı, kadınların destek alabilecekleri mekanizmalara erişimlerinde güçlük çektiklerini ve 6284 sayılı kanundan yararlanma konusunda ihtiyaç durumunda sosyal yardımlara erişim konusunda sıkıntı yaşadıklarını duyduklarını vurguladı.
 
‘Sığınak talebinde bulunanlar saatlerce bekletiliyor’
 
Aslı, kadınların maruz kaldığı kötü uygulamaları şöyle paylaştı: “Acil Destek Hattının olmasının nasıl bir sıkıntı yarattığını gördük. Polis zaten biz bir şey yapamayız diye eve gönderiyorken, polislerin sık sık kadınlara evin daha güvenli dediğini duyduk. Ya da şiddet yaşadığı eve gönderildiklerini duyduk. Kadınların uzaklaştırma talep ettiği durumlarda kadınların ihtiyaçlarına kulak verilmediğini ve farklı birimlere yönlendirildiğini duyuyoruz. Failin uzaklaştırma kararını ihlal ettiği durumlarda kadına gerekli bildirimlerin yapılmadığını yine duyuyoruz. Sığınak talebi ile başvurduklarında tek ekip olduğu için daha sonra yapılacağı söylenerek saatlerce bekletildiğini duyuyoruz.”
 
‘Kadınların talepleri kişilerin inisiyatifine kalıyor’
 
Kadınların sığınak başvurusunda bulunduklarında “Sığınaklarda yer yok” diye gönderildiklerini ve Covid-19 dolayısıyla sığınaklara kabul edilmediklerini aktaran Aslı, kadınların taleplerinin işlenmesinin kişilerin inisiyatifine kaldığını vurguladı. Aslı, “Bakanlığın ya da kolluk kuvvetlerinin bu talebi duyması ve bir yere yerleştirme gibi bir zorunluluğu var. Bir yere yerleştirildiğinde de insani olmayan koşullarda kadınların karantina sürecine girdiğini duyabiliyoruz. Bütün bu uygulamalar karşısında kadınları hakları konusunda diretmeye yönlendiriyoruz, gerekli durumlarda kurumlarla biz de görüşüyoruz” ifadelerini kullandı.
 
‘Bizi erkeklerin insafına bıraktılar, yem ettiler’
 
Başvurularda artış olduğunu söylemek için henüz erken olduğunu belirten Aslı, yaşananları kadınlardan dinlemeye çalıştıklarını ve kadınların yasal dayanağının ortadan kaldırılmış olduğu İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesiyle kendilerini güvencesiz hissedebildiklerinin de altını çizdi. Bununla beraber erkeklerin de bu karardan daha da cesaretlendirildiğinin altını çizen Aslı, “Kadınlar sözleşmenin feshinden dolayı boşanma süreçlerinde hak kaybına uğrayacağını düşünebildi. Ne yapabilirim, nasıl bir yol izleyebilirim ya da sözleşmenin feshiyle bir yerimiz yok gibi düşünceleri hissettirebildi. Kadınlar duydukları üzüntü ve endişeyi ‘Bizi erkeklerin insafına bıraktılar, yem ettiler’ şeklinde ifade ettiler. Dayak şimdi serbest mi oldu, nafaka alabilecek miyiz gibi endişeleri oluştu” şeklinde konuştu.
 
‘6284 hala yürürlükte’
 
Son olarak şiddet uygulayan erkekleri uzaklaştıran 6284 sayılı kanunun hala yürürlükte olduğunu hatırlatan Aslı, 6284 kapsamında edinilen haklardan yararlanılabildiğinin altını çizdi. Aslı, sözleşme feshinden bu yana kadınların benzer kötü uygulamaları dile getirdiğinde kişilerin inisiyatifine kaldığını, ancak uzaklaştırma, sığınak ihtiyacı varsa bunun ve kanunların uygulanabilmesi için gerekli mercilere başvurmanın önemli olduğu yineledi.