İhlallere karşı başlatılan açlık grevine yeni ihlallerle yanıt!
- 09:05 10 Mayıs 2021
- Güncel
ANKARA - Düzce T Tipi Kapalı Cezaevi'nde kalan tutsaklar, yakınları aracılığıyla yaşadıkları hak ihlallerini anlattı. Zorla imza dayatması, sağlık hakkının ihlali, disiplin cezaları ve daha birçok ihlalin yaşandığı belirten tutsaklar, tecrit kalkmadan ve hak ihlalleri son bulmadan açlık grevlerini sonlandırmayacaklarının altını çizdi.
PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan ağırlaştırılmış tecridin kaldırılması ve cezaevlerinde artan hak ihlallerine son verilmesi için Türkiye ve bölge cezaevlerinde tutsakların 27 Kasım 2020’de başlattığı süresiz-dönüşümlü açlık grevi eylemi devam ediyor. Buna karşı cezaevlerindeki hak ihlalleri her geçen gün artıyor. Düzce T Tipi Cezaevi’nde bulunan tutsaklar Muhammet Koçyiğit ve Vedat Gültekin, yaşadıkları hak ihlallerini, aileleri ile yaptıkları telefon görüşmelerinde aktardı.
‘Öğrenciyken 13 yıl ceza verdiler’
İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü son sınıf öğrencisiyken 2017’de gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Düzce T Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderilen Muhammet Koçyiğit’in annesi Türkan Koçyiğit, oğluna “örgüt üyeliği” iddiasıyla 13 yıl hapis cezası verildiğini söyledi. “Muhammet bir öğrenciydi ve üniversitenin son sınıfında okulunu bitirmeye çalışıyordu” diyen Türkan, “Türkiye'de insanların siyasi görüşleri olamaz mı? Bu çocuklar okul okuyorlar, tabii ki siyasi görüşleri de olacak. Benim oğlum kötü bir şey yapmadı ve bu cezayı haksız yere verdiler. Oğlum okulunu bitirecekti ve insanlığa bir faydası olacaktı. Çünkü o yurtsever bir insan” ifadelerini kullandı.
‘İnsan, bir evrakı okumadan imza atabilir mi?’
Zor olan cezaevi şartlarında siyasi tutsaklara farklı muamele uygulandığını dile getiren Türkan, oğlu Muhammet’le son konuşmalarını şöyle aktardı: “Muhammet geçen sefer beni aradığında, ’Anne biz yediğimiz yemeğin tabakları kapıya koridora koyuyoruz, gardiyanlar o tabakları, yemek karavanları ayaklarıyla yerden sürükleyip götürüyorlar’ diye anlattı bana. Sözde kanunlar var. Cezaevi yöneticileri kafalarına göre takılıyorlar. Mesela, Muhammetler havalandırma esnasında Kürtçe şarkı söylüyorlar ancak gidip engel oluyorlar. ‘Anlamadığımız dilde şarkıları söyleyemezsiniz’ diye hakaret edip disiplin cezası veriyorlar. Gardiyanlar keyiflerine göre koğuşlara girip dağıtabiliyorlar. Gardiyanlar, koğuşlarına yazılı evraklar getirip, ne olduğu belli olmayan ve okumalarına izin vermeden, zorla imzalatmaya çalışmışlar. Bunu kaç kere gençlere ‘Bu yazının altına imza atacaksınız ama okumak yok’ diye dayatmışlar. Gençler de her seferinde buna karşı çıktıkları için, evraklara imza atmadıkları için disiplin cezası vermişler. Hiç bir yerde böyle bir şey görülmemiştir. Biz üzülmeyelim diye daha birçok şey bize anlatamadıklarını da biliyoruz.”
Radyoları geri alıyorlarsa ne diye satıyorlar?
Pandemi sürecinde hak ihlallerinin daha da arttığını dile getiren Türkan, enfekte olan tutsakların hastaneye götürülmediğini, sadece ağrı kesici ilaçlarla tedavi edilmeye çalışıldıklarını aktardı. Türkan, “Koğuşlarda virüse yakalananlar tekli hücreye alınmadılar. 28 kişinin yaşadığı koğuşta herkes ölüm kalım savaşı verdi ve biz aileler olarak çocuklarımızın sağlık durumlarından çok endişelendik. Şu an virüs daha da çoğalmış durumunda. Ben bir anne olarak gençlerin ve oğlumun sağlığından endişe ediyorum. Hijyen kuralları yok, beslenmeleri iyi değil, her şey çok pahalı. Cezaevlerine radyo getiriyorlar, gençlere satıyorlar, sonra paralarını geri iade etmeden radyoları geri ellerinden alıyorlar. Madem radyoları alıyorsunuz, o zaman tutsaklara da satmayın. Yine aynı şekilde keyfe göre telefon ve görüş yasağı getiriyorlar. Bunların sebebi bizi ve onları üzmektir. Onur kırıcı haksızlıklar yaşıyoruz. Bu hukuksuzluk ne zamana kadar devam edecek” diye sordu.
Duyarlılık çağrısı
Cezaevlerinde süren açlık grevlerine dikkat çeken Türkan, “Gençler demek mecburlar ki açlık grevine giriyorlar. Bu kadar kanunsuzluk varken ve gençlere eziyet edilirken, haklarını elde etmek için talepleri kabul edilsin diye açlık grevine girmişler. Aç kalmak hiç de öyle kolay bir şey değil. İnsanlar biraz empati yapsınlar. Eğer bu hak ihlalleri kaldırılırsa tabii ki gençler de bu greve son verecekler. Bu konuda herkesi duyarlı olmaya davet ediyorum. Buradan yetkililere sesleniyorum: Devlet yetkilileri ve Adalet Bakanı biraz empati yapsınlar, cezaevlerine gezip koğuşlara baksınlar ve yaşatılanlar bir araştırılsın, bakılsın” şeklinde konuştu.
‘Che Guevara’nın resmine 10 ay ceza’
9 yıldır birçok cezaevinde kalan ve son olarak Düzce’ye sürgün edilen Vedat Gültekin’in annesi Azize Gültekin de oğlunun 3 yıl önce serbest bırakılması gerektiğini, ancak hala bırakılmadığını dile getirdi. son 6 yıldır oğlunun Düzce’nin Cezaevinde birçok hukuksuzluğa ve hak ihlaline maruz kaldığını ifade etti. Azize, “Vedat şu an 26 yaşında ve 9 yıldır cezaevinde. Vedat’ın arkadaşları bir ara dünya haritasını cezaevine Vedat’a göndermişlerdi. Haritanın üzerinde sırf Che Guevara’nın resmi olduğu için ve kız kardeşinin gönderdiği iki fotoğrafı da bahane ederek 10 ay disiplin cezası verdiler. Havalandırmada Newroz günü halay çektikleri ve Kürtçe şarkı söyledikleri için ayrı ayrı disiplin cezası verilmişlerdi. Tutsaklar tüm bu hukuksuzluklara son verilmesi için her seferinde açlık grevine girmek zorunda kalıyor ve artık sağlık durumları da iyi değil ki şu an yaşadıkları yer çok kötü. Bu sağlık durumlarını daha da etkiliyor. Bir anne olarak oğlum için çok endişe ediyorum” sözlerine yer verdi.
‘Tecridi sonlandırın’
Tüm hukuksuzlukların siyasi tutsaklara dönük yürütüldüğünü vurgulayan Azize, şunları dile getirdi: “Çocuklarımız bu yaşanan ihlalleri bize her zaman dile getiriyor. Vedat, şu an açlık grevinde ve talepleri var. Bu talepleri kabul edilmediği sürece de bu açlık grevini bırakmayacaklarını söylüyorlar ve asla davalarından da vazgeçmeyeceklerini, kararlı olduklarını ifade ediyorlar. Son zamanlarda gençler zaten açlık grevinde oldukları için bir şey yemiyorlar koğuşlarında sadece şeker ve meyve suları var. Gardiyanlar hiçbir gerekçe göstermeden onları döküp ayaklarıyla basıyor. Ben bir anne olarak bu tecridin sonlanmasını istiyorum ki bu tecrit Önderliğimizin ve çocuklarımızın üzerinden kalkmadığı sürece biz aileler olarak hiçbir şekilde rahat edemeyeceğiz. Yetkililere ve Türk devletine sesleniyoruz: Bu tecridi bir an önce sonlandırın. Önderimizi özgür bıraksınlar. Biz anneler bir olup Türk, Kürt ve Arap anne fark etmez. Biz tüm anneler bir araya gelmeliyiz, bir şeyler yapmalıyız.”









