Dersim’de taciz, tecavüz, yoksulluğun üstü kapatılmaya çalışılıyor

  • 09:01 11 Mayıs 2021
  • Güncel
 
Gülistan Azak
 
DERSİM - İktidar ve aygıtları tarafından “huzur şehri” olarak ifade edilen Dersim’de, kadına, coğrafyaya, kültür, inanç ve kimliğe yönelik saldırıların üstü kapatılmaya çalışılıyor.
 
İktidar ve aygıtları tarafından “huzur şehri” olarak ifade edilen Dersim, kadından doğaya, coğrafyadan kültüre, her yönden saldırıların hedefinde. İşsizliğe ve yoksulluğa varan birçok sorunun da yaşandığı yerlerin başında geliyor. 1975 yılında 165 bin civarında olan nüfus özel savaş politikaları nedeniyle 2011 yılında 73 bine düşerken, bu sayının yarısını ise fikirleri nedeniyle tutuklananlar veya hakkında adli kontrol uygulayanlar oluşturuyor. Birçok yerleşim yerinin “Geçici güvenlik bölgesi” olarak yasaklı olduğu bölge, orman yangınları, HES, maden, kum ve taş projeleriyle doğası yok edilmek istenirken, “avcılık” adı altında ise hayvanlar katlediliyor.
 
İstismar, tecavüz, fuhuş olaylarının arttığı kentte, Munzur Üniversitesi’nde okuyan Gülistan Doku’dan ise 493 gündür haber alınamıyor.
 
Taciz, istismar, tecavüz…
 
Taciz, istismar, tecavüz, şiddet, uyuşturucu, ajanlaştırma olaylarının görüldüğü kentte yaşanan her yeni olayın güvenlik güçleri ve adli makamlarca gizlendiği ya da ortaya çıktığı andan itibaren gizlilik kararı alınarak olayın üzerinin örtülmeye çalışıldığı dikkat çekiyor.
 
Pertek’te 16 Ocak 2020’de onlarca çocuğun istismar edildiğinin ortaya çıkması sonrasında soruşturma dosyasına gizlilik kararı verilmesi ve kentte yapılan eylem ve etkinliklerin yasaklanması,  Ovacık’ta 6 Ocak’ta yaşanan çocuk istismarının üzerinin örtülmeye çalışılması, Munzur Üniversitesi’nde kadın öğrencilerin ‘Vali, Kaymakam ve üst düzey kamu görevlileriyle’  para karşılığı zorla cinsel ilişkiye zorlandığı ve bunun için üniversite içerisinde belli yapıların oluşturulduğu iddiaları ne adli makamlarca soruşturmaya değer bulundu ne de üniversite rektörlüğü tarafından araştırıldı.
 
Yine kent merkezinde bulunan bazı kafe ve restoranlar uyuşturucu, istismar ve fuhuş için özel olarak açıldığı, bu kafe ve restoranların birçoğunun geçmiş dönemde vali olarak görev yapan ve Tunceli Belediyesi’ne kayyım olarak atanan Tuncay Sonel döneminde açıldığı ve çalışma izni aldıkları Dersim halkı tarafından öne sürülüyor. 
 
Yine 493 gündür kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku hakkındaki soruşturmanın ‘intihar’ şüphesi üzerinden yürütülmesi, baş şüpheli Zaynal Abarakov’un serbest olması, bilirkişi raporunun dikkate alınmaması, Gülistan Doku’nun bulunması adına Munzur Üniversitesi öğrencilerinin düzenlediği eylemlerin yasaklanması, “Gülistan Doku nerede?” diye soran kadınların cezalandırılması, kentteki kadın sorununu gözler önüne seriyor.
 
Munzur Üniversitesi öğrencisi olan bir kadın öğrencinin, üniversite eğitim masraflarını çıkarmak için part-time olarak çalıştığı bir restoranda taciz edildiği ortaya çıkmış, öğrencinin suç duyusunda bulunmasından sonra işletme sahibi ve yanında bulunan uzman çavuş tarafından olayın kapatılması ve üzerinin örtülmesi yönünde baskı gördüğü öğrenilmişti. Yine bu restoranın sahibinin eski Vali Tuncay Sonel’in arkadaşı olduğu ve onun kişisel çabalarıyla bu işletmeyi açtığı iddialarına ilişkin hali hazırda açılmış bir soruşturma bulunmuyor.
 
Orman yangınları
 
Kürt sorununun demokratik çözümüne kavuşması, hak ve talepler çerçevesinde geliştirilmesinin istenildiği Dersim’de, sorunda dayatılan çözümsüzlük orman yangınlarına da neden oluyor. 2013’te başlatılan çözüm sürecinin bitirildiği 2015 yılından itibaren Dersim bir kez daha OHAL’ler, geçici güvenlik bölgesi ilanları ve köy boşaltma tehditleriyle karşı karşıya kaldı. 2015 yılının yazında Dersim’de 14 yer geçici güvenlik bölgesi ilan edildi. AKP’nin Kürt meselesini de içeren konuların demokratik yollarla çözümü için adımlar attığı 2009 yılından 2018 yılına kadar geçen dönemde Dersim’deki orman yangınları NASA’nın Kaynak Yönetim Sistemi için Yangın Bilgileri üzerinden aktif yangın uydu verileriyle incelendiğinde çıkan yangınların çözüm sürecinin bitirilmesi arasındaki ilişkiyi görmek mümkün.
 
Yine Dersimliler ormanların bilinçli olarak yakıldığını, söndürme girişimlerinin engellendiğini aktarıyor. Dersimlilerin bu aktarımlarını Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP)  2015 yılında, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2017 yılında, Dersim Araştırmaları Merkezi’nin (DAM ) 2018 yılında yayınladığı rapor da destekliyor.
 
Doğal yaşam alanlarını yok etme projeleri
 
Dersimliler, yalnızca orman yangınları değil, Hidroelektrik Santral (HES) projeleri ve maden, taş ve kum ocakları ile yavaş yavaş yok edilen doğasını çok kararlı ve örgütlü şekilde savunmasına rağmen geniş toplumsal destekten yoksun olduğu söylenebilir. HES gibi projeler Dersim’de 1990’ların ikinci yarısından itibaren yapılmaya başlanmış ve amaçları bölgeye yatırımdan ziyade denetleme olarak sunulmuştur. Madenler ve orman yangınları için de benzer durumdan söz etmek mümkün. Özellikle OHAL döneminden bu yana devletin Dersim’in her tepesine inşa edilen kalekolların yapımı sırasında da hem inşaat bölgesinde hem de çevresinde ağaçlar yok edilmekte.
 
Dünden bugüne değişen bir şey yok
 
1937-1938’den çok sonra 1990 yıllarında askeri yetkililerce keyfi olarak köyler, mezralar boşaltıldıktan sonra da uzun süre fiili olarak birçok alan “yasak bölge” kapsamına alınmıştı. O tarihlerde askeri yetkililer bugün olduğu gibi “bilgi notu” yayımlayarak değil, “not”suz olarak ve canları nereyi isterse orayı “yasak bölge” ilan ediyorlardı.
 
2002 yılında olağanüstü hal uygulaması kaldırılmış olmasına rağmen 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 11-k maddesindeki  “kişi ve toplulukların bölgeye girişini yasaklamak, bölge dışına çıkarmak veya bölge içerisinde belirli yerlere girmesini veya yerleşmesini yasaklamak” yetkisi hukuka aykırı bir şekilde “geçici güvenlik bölgesi” adı altında fiili olarak kullanılıyor. 
 
1980’lerin sonundan 2000’lerin başlarına kadar olağanüstü hal bölgeleri arasında yer alan Dersim’de ilk defa 2009 yılında uygulanan “Geçici güvenlik bölgesi” uygulaması, Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu’na açıkça aykırı olmasına rağmen günümüze değin sürdürülmüş,  “serbest dolaşım özgürlüğü” olmak üzere birçok temel hak ve özgürlüğü ihlal etmiş, ediyor.  
 
Kronolojik sıraya göre “mumnu mıntıka”, “sıkıyönetim bölgesi”, “olağanüstü hal bölgesi”, “geçici güvenlik bölgesi” olan Dersim’de tarihsel tekerrür sürdürülüyor.
 
Bölgede 1 milyondan fazla mayın 
 
10 binin üstündeki mayın sayısı ile bölgede en fazla mayının bulunduğu Dersim’de, çıkarılmayan mayınlar ve patlayıcılar yurttaşları endişelendiriyor. Bölgede 1993-94 yılından 2019 yılına kadar çok sayıda yurttaş mayın patlaması sonucu ya hayatını kaybetti ya da yaralandı.
 
Dersim’de şu ana kadar 12 sivilin mayına basması sonucu hayatını kaybettiği biliniyor. Hayatını kaybedenlerden 6’sı ise çocuk. Mayına basarak yaralananların sayısı ise 4, bunlardan biri kadın.
 
Mayına basması sonucu ölen ve yaralanan kişilerin çoğu geçimini hayvancılıkla sağlayan mantar ve gulik toplayarak yaşamını sürdüren insanlardan oluşuyor.