'12 cezaevinde 612 tutsak açlık grevinde'

  • 14:55 11 Mayıs 2021
  • Güncel
 
İSTANBUL - Marmara Bölgesi cezaevlerine ilişkin hazırladıkları raporu açıklayan Açlık Grevlerini İzleme Heyeti, yaklaşık 12 cezaevinde 612 tutsağın açlık grevinde olduğu bilgisini paylaşarak, Adalet Bakanlığı’na, taleplerin bir an önce karşılanması için çağrıda bulundu.
 
 İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi'nde 22 yıldır tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridin kaldırılması ve artan hak ihlallerinin sona ermesi amacıyla cezaevlerinde 27 Kasım’da başlatılan süresiz-dönüşümlü açlık grevi 166’ncı gününde devam ediyor. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV),  Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleri İle Dayanışma Derneği (MA-TUHAYDER) ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İstanbul Şubesi’nden temsilcilerle oluşturulan Açlık Grevi İzleme Heyeti,  4-10 Mayıs tarihleri arasında Marmara Bölgesi’nde bulunan cezaevlerine ziyaretlerde bulundu.
 
Yaptıkları ziyaretlerle tutsakların yaşadıkları hak ihlallerine ilişkin rapor hazırlayan Açlık Grevi İzleme Heyeti, Beyoğlu’nda bulunan ÖHD İstanbul Şubesi’nde açıklama yaptı. “Tecrit insanlık suçudur” pankartının yer aldığı açıklamada, ÇHD İstanbul Şube Başkanı Çiğdem Akbulut raporu okudu.
 
26 avukat, 12 cezaevi ve 50 tutsak
 
Çiğdem konuşmasında, 26 avukat ile Marmara Bölgesi’nde bulunan 12 cezaevinde 50 tutsak ile görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirterek, görüştükleri kişilere yönelttikleri soruları şöyle sıraladı:  “Cezaevlerinde toplam kaç tutuklunun açlık grevine girdiği, grev sürecinin nasıl işlediği, açlık grevindeki taleplerinin ne olduğu, idarenin açlık grevine yaklaşımının nasıl olduğu, bu süreçte idare ile açlık grevi özelinde bir görüşme yapılıp yapılmadığı, infaz koruma memurlarının açlık grevine yaklaşımlarının nasıl olduğu, bu sebeple işkence ve kötü muameleye maruz kalan mahpus olup olmadığı, açlık grevi nedeniyle disiplin soruşturması başlatılıp başlatılmadığı, başlatıldıysa disiplin cezası verilip verilmediği, sağlık çalışanları ile revir doktorunun açlık grevine yaklaşımlarının nasıl olduğu, sağlık kontrollerinin yapılıp yapılmadığı, hapishanede daha önce uzun süreli açlık grevine giren tutukluların olup olmadığı, açlık grevi süresince tutukluların B1 vitamini, tuz, limon, şeker su gibi takviyelerin sağlanıp sağlanmadığı, dönüşüm nedeniyle açlık grevini sonlandıran tutukluların buna uygun diyet verilip verilmediği, açlık grevine başlarken ve bu süreçte grevi ve talepleri mektup yoluyla bildirdikleri kurumlar olup olmadığı ve idarenin bu konudaki yaklaşımının nasıl olduğu."
 
Toplam 612 tutsak açlık grevine girdi
 
12 cezaevinde yaklaşık 612 tutsağın süresiz-dönüşümlü açlık grevine girdiğini ifade eden Çiğdem, eyleme katılan tutsak sayısının her cezaevinde değişiklik gösterdiğini fakat ortalama ikişer ve üçer kişilik gruplar ile beşer günlük açlık grevine girdiklerinin tespit edildiğini aktardı. Açlık grevine giren tutsakların yaklaşık yüzde 90’ının daha önce en az 89 günlük açlık grevine girdiğini ve bununla birlikte yaklaşık 100 tutsağın daha önce 100-170 gün arası açlık grevi yaptığını ifade eden Çiğdem, şu an açlık grevindeki tutsakların daha önce de birden fazla kez kısa süreli dönüşümlü açlık grevine girdiğini söyledi.
 
Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri
 
Çiğdem, hangi cezaevinde kaç tutsağın açlık grevine girdiği ve o cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini tek tek sıralayarak genel olarak yaşanan hak ihlallerini, “Açlık grevleriyle birlikte greve giren tutuklular hakkında disiplin soruşturması başlatıldığı, disiplin cezası verildiği, cezalara karşı itiraz edilmişse de infaz hakimlikleri ve ağır ceza mahkemeleri tarafından itirazların reddedildiği, bazı cezaevlerinde tutuklulara B1 vitaminin verilmediği, dönüşüm nedeniyle grevi bitiren tutuklulara buna uygun diyet yemeği verilmediği, bu süreçte Adalet Bakanlığı’na, Sağlık Bakanlığı’na, Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na, HDP ve CHP Cezaevi İzleme Komisyonlarına, İHD, CİSST ve CPT’ye mektup yazdıkları, İHD ve CİSST’e yazılan mektuplara idare tarafından el konulduğu” şeklinde yorumladı.
 
‘Pandemi bahanesiyle daha da ağırlaştırılan tecride son verilsin!’
 
Çiğdem, tutsakların temel talebinin Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Sözleşmeler, Anayasa ve Ceza İnfaz Kanununda güvence altına alınan temek hak ve özgürlükler doğrultusunda PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki hukuka aykırı bir şekilde uygulanan tecride son verilerek Abdullah Öcalan’ın ailesi ve avukatları ile görüşmesinin sağlanması ve cezaevlerinde pandemi bahane edilerek daha da ağırlaştırılan tecride son verilmesi olduğunun altını çizdi.
 
‘Yasal düzenlemelerin ötesinde bir tecrit uygulanıyor’
 
2016 yılında gerçekleştirilen 15 Temmuz darbe girişimi ile birlikte Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kurulmaya çalışılan tecrit uygulamalarının başında tutsakların telefon, sohbet ve görüş haklarının azaltılıp engellenmesi olduğuna değinen Çiğdem konuşmasını şöyle sürdürdü: “2020 yılı itibari ile tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 pandemisi yine en çok hapishanelerde, mahpusların zaten sınırlı olan hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması olarak karşılık bulmuştur.  Ne var ki, İmralı Ada Hapishanesi’nde OHAL öncesi ve sonrası uygulamaları ile her zaman yasal düzenlemelerde öngörülenin çok daha ötesinde bir tecrit uygulanmaktadır. Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin 28-29 Nisan Ocak 2016 tarihlerinde İmralı Ada Hapishanesine yapmış olduğu ziyaret sonrasında 2018 yılında açıkladığı raporunun 13‘üncü paragrafında infaz rejimindeki ayrımcı uygulamalara vurgu yapmış ve söz konusu rejimin temel olarak yanlış olduğunu, ayrımcı uygulamalar barındırdığı tespitini yaparak düzeltilmesi tavsiyelerinde bulunmuştur. Buna göre; ‘Daha genel olarak CPT ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış mahpuslara uygulanan, son derece katı kısıtlamalar ve diğer mahpuslarla temaslarını yasaklayan bir yönü olan, rejimin temel olarak yanlış olduğunu sadece İmralı Cezaevi’nde değil bir bütün olarak tüm cezaevi sisteminde revize edilmesi gerektiğini bir kez daha vurgulamak ister.“
 
‘Talepler karşılansın, açlık grevleri sonlandırılsın’
 
Cezaevlerinde ağır hak ihlallerinin yaşandığını kaydeden Çiğdem, tutsakların ihtiyaç duydukları tedaviye dahi erişemediği ve açlık grevlerinin sürmesi halinde tutsakların sağlıkları üzerinde geri dönülemez nitelikte ağır sonuçlar doğuracağını vurguladı. Salgın sürecinde cezaevlerinde artan hak ihlallerine yönelik hazırlanan raporlardan mahpusların sağlıklı gıda ve ihtiyaç duydukları tedaviye erişimlerinin sağlanamamasından ötürü özellikle bağışıklık sistemlerinin zayıfladığını paylaşan Çiğdem, pandemi koşulları nedeniyle tutsakların bağışıklık sisteminin düşüklüğü konusunda uyaran hekimlerin, başlatılan açlık grevinin daha önceki eylemlerden daha fazla risk barındırdığını ilettiklerini ifade etti.
 
Açlık grevinin sonlandırılması için taleplerin karşılanması çağrısında bulunan Çiğdem, “Bu sebeple bizler başta açlık grevinde olanların yaşam hakkının korunması ve açlık grevinin sonlandırılması için makul ve yasal mevzuata uygun taleplerinin kabulü ile tecridin kaldırılmasına, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin son bulması için başta Adalet Bakanlığı olmak üzere tüm ulusal ve uluslararası kamuoyu ve kurumları bu konuda duyarlı olmaya ve çözüm için derhal harekete geçmeye çağırıyoruz” diye konuştu.
 
‘Süreçte ağır sağlık sorunları yaşanıyor’
 
Bir diğer konuşmacı olan Özgür Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Baran Çelik ise uzun yıllardır tecridin sürdüğünü ve defalarca tecridin son bulması için açlık grevleri yapıldığını vurgulayarak, “Uluslararası sözleşmelere imza atıp buna uymamak nasıl bir mantık anlamış değiliz. Bizler iki senede bir bu süreci yaşıyoruz. Birçok tutuklu bu süreçlerden dolayı ağır sağlık sorunu yaşıyor. Bu nedenle tek talebimiz hukukun uygulanıp tecride son verilmesidir” dedi.  
 
‘Pandemi bahanesiyle cezaevlerinde daha fazla hak ihlalleri yaşandı’
 
TİHV adına konuşan Avukat Levent Pişkin de, devletin tüm tutsaklara eşit biçimde davranması gerektiğini ifade ederek, pandemi bahanesiyle cezaevlerinde daha fazla hak ihlallerinin yaşandığına tanık olduklarını kaydetti. Levent, “Mahpusların istediği tek şey devletin uluslararası sözleşmelere uymasıdır. Devlete sorumluluğunu hatırlatmak için tutuklular bu greve başladı. Bizde bu talebin karşılanmasını ve açlık grevlerinin bitirilmesini istiyoruz” diye belirtti.   
 
‘Tecridin bir insanlık suçudur!’
 
Son olarak konuşan İHD üyesi Mehmet Acettin, açlık grevine giren tutsakların sağlık hakları ve beden bütünlüğü açısından kötü bir noktaya gelmelerini istemediklerini dile getirerek, tecridin bir insanlık suçu olduğunu söyledi. “Açlık grevinin çözüm noktasına gelmesi bizim açımızdan iyi bir gelişme olur. Tüm hapishanelerde artık tecrit aynılaştırılmaya çalışılıyor” diyen Mehmet, tüm cezaevlerinde İmralı Adası’ndaki tecridin uygulanmaya çalışıldığını ve bu süreçte tutsakların tüm haklarının kısıtlanmış durumda olduğunu ekledi.