İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesi sonrası yaşananlar

  • 09:06 12 Mayıs 2021
  • İstanbul Sözleşmesi
Nişmiye Güler
 
HABER MERKEZİ - İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girdikten sonra Türkiye ilk etapta olumlu adımlar atmış gibi görünse de Sözleşme’nin gereklerini yerine getirmemekte ısrarcı oldu.
 
Dosyamızın bugünkü bölümünde “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” yani İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanıp yürürlüğe girmesinden sonra yaşanan gelişmeleri derleyeceğiz. 
 
20 Mart 2012’de 6284 yürürlüğe girdi
 
Türkiye 11 Mayıs 2011’de Sözleşmeyi imzalamasının akabinde yükselen kadın mücadelesinin de etki ve baskısıyla 20 Mart 2012’de “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair 6284 Sayılı Kanun”u Meclis’ten geçirdi. Daha önce “4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun” adı ile yürürlükte olan yasa, sadece aileyi korumaya ve aile içi şiddeti önlemeye yönelikti. Fakat 6284’te kadın örgütlerinin de ısrarı sonucu ailenin değil kadınların hayatının korunması ön plana çıktı. Ama iktidar taslağı Meclis’e “Kadın ve Aile Bireylerinin Şiddetten Korunması” adı ile getirmedi. 237 kadın örgütünden oluşan Şiddete Son Platformu yasaya “Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi” ifadesinin ekletmeyi başardı. 6284’e göre şiddet gören kişinin beyanı esas alınacak ve belirlenen koruyucu ve önleyici tedbirler uygulanacaktı. Yine yasaya göre Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) kurulacaktı.
 
GREVIO ve üyeleri
 
İstanbul Sözleşmesi’nin 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girmesi sonrasında ise bağımsız insan hakları izleme organı olan Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddete Karşı Mücadelede Uzmanlar Grubu (GREVIO) da görevine başladı. GREVIO, İstanbul Sözleşmesi’nin taraflarca nasıl uygulandığının izlenmesinden sorumlu bir yapı. Denetim grubunun en az 10, en fazla da 15 üyeden oluşması kararlaştırıldı. İlk etapta 10 bağımsız ve tarafsız uzman ekibinden oluşan GREVIO’da 2015-2019 yılları arasında Prof. Dr. Feride Acar Türkiye’yi temsil etti. GREVIO’nun ilk 10 üyesi Taraflar Komitesi’nin 4 Mayıs 2015 tarihindeki ilk toplantısında belirlendi.
 
Kadınların Feride Acar ısrarı kazandı
 
Türkiye’den doğru Feride Acar’ın seçilmesi de kadınların örgütlü mücadelesi sonucu gerçekleşti. Hükümet kanadı AKP'nin yedek MYK üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Emel Topçu’nun seçilmesi için çalışma yürütse de sivil toplum örgütleri ve kadın örgütleri Feride’nin GREVIO’da yer alması için çaba harcadı. Bunun sonucunda dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2 Mart 2015’te Türkiye adayının Feride olacağını açıklamak zorunda kaldı. 21 Eylül 2015’te de Feride, GREVIO üyeleri tarafından başkanlığa seçildi.
 
İlk değerlendirme 2016’da
 
GREVIO, taraf devletlerin Sözleşmenin getirdiği standartlara uyup uymadığını belirlemek için raporlama usulünü kullanıyor. İlk değerlendirme dönemi ise 2016. 11 Mart 2016’da Sözleşme’nin taraf devletlerce uygulanışının izlenmesi kapsamında İstanbul Sözleşmesi hükümlerinin yürürlüğe konmasına yönelik yasal ve diğer tedbirlerle ilgili bir anket çalışması (soru formu) hazırlandı. Taraf devletlerden, kendilerine verilen süre içerisinde GREVIO’nun gönderdiği anket formunu yanıtlaması istendi. GREVIO’nun Ocak 2017’de hükümete ilettiği ve ülkelerin İstanbul Sözleşmesi bakımından durumlarını tespit etmeyi hedeflediği ilk değerlendirme döneminin anket formu 6 ana başlık içerdi. Bu başlıklar sırasıyla şöyle: “Bütünleşik politika ve veri toplama, önleme, koruma ve destekleme, maddi hukuk, soruşturma, kovuşturma ve usul hukuku ile koruma tedbirleri ve göç ve iltica.”
 
Türkiye form için ek süre istedi
 
Türkiye daha ilk değerlendirmede sınıfta kalmayı başardı. Anket formunun cevaplanması için verilen süre Mayıs 2017 iken, Türkiye uzatma talep ederek ancak 3 Temmuz 2017’de ilk raporunu GREVIO’ya sundu. 
 
Değerlendirme ziyareti
 
GREVIO, 11 Ekim 2017’de Türkiye’den temsilcilerle Fransa’nın Strasbourg kentinde bir araya geldi. GREVIO daha sonra ise 30 Ekim 2017-6 Kasım 2017 tarihleri arasında Türkiye’ye bir değerlendirme ziyareti gerçekleştirdi. Sahada incelemelerde bulunan GREVIO heyeti, devlet organlarının yanı sıra sivil toplum örgütleri ve kadın kurumları ile de görüşmeler gerçekleştirdi.
 
Türkiye raporu ve öne sürdükleri
 
Türkiye’nin, GREVIO’ya sunduğu raporunda ise çarpıcı detaylar bulunuyor. GREVIO anketinin Bütünleşik Politikalar ve Veri Toplama başlığında, hükümetin hazırladığı “10. Ekonomik Kalkınma Planı”nda yer alan “Aile ve Kadın” başlığına ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planlarına değinildi. 10. Ekonomik Kalkınma Planı kapsamında, kadın örgütlerinin tepki gösterdiği “Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Programı”nın hazırlandığı belirtildi. Raporda toplumsal cinsiyet eşitliği ulusal eylem planının 2008-2013 yılları için hazırlandıktan sonra tekrar yenilenmediğine ise değinilmemesi dikkat çekti.  Sivil toplum örgütleriyle ilişkilerin anlatıldığı bölümde de yerel sivil toplum örgütlerinin kapasitesinin geliştirilmesi için 2014-2016 döneminde 19 projeye 2,9 milyon Euro destek verildiği belirtildi.
 
Hükümetin kadına yönelik şiddetle ilgili veri toplama yükümlülüğüyle ilgili bölümde ise bu verinin Polis Bilgi Sistemi’nde (POL-NET) toplandığı öne sürüldü. Toplanan verilerin sadece mağdur, fail, suç tarihi ve cinsiyetle sınırlı olduğu da raporda yer aldı. Kurumlar arası bir veri tabanı oluşturmak için çalışmaların devam ettiği de iddia edilirken, bu veri tabanında yer alan, 2014-2016 döneminde kaç kadının katledildiği gibi bilgiler ise raporda yer almadı. Fakat iddia edilenin aksine bugüne kadar POL-NET verileri kamuoyuyla paylaşılmış değil. 
 
Şiddete maruz bırakılan kadınların danışması için ülke çapında, 7/24 hizmet veren, ücretsiz ve gizlilik esasına dayalı çalışan ALO 183, ALO 155 (polis), ALO 156 (Jandarma) ve ALO 112 (Acil sağlık hizmetleri) hatlarının hizmet verildiği de raporda yer alan bir diğer husus. 
 
Gölge raporlar
 
GREVIO, ülke uygulamalarını kadın ve LGBTİ+ örgütleri tarafından hazırlanan gölge raporlarla da değerlendiriyor. Gölge rapor, bir kararın uygulanmasından sonraki durumu analiz eden ve sivil toplum örgütleri tarafından hazırlanan rapordur. Bu rapor, resmi rapordan farklı olup, bazı durumlarda resmi raporun hazırlanmasına yardımcı olur. Çoğu zaman ise resmi raporda belirtilmeyenleri ifade eder. Bir nevi muhalif rapor olarak da değerlendirilebilir. Türkiye’nin değerlendirmesinde ise bağımsız 84 kadın ve LGBTİ+ örgütü tarafından kaleme alınan ve İstanbul Sözleşmesi İzleme Platformu’na üye 81 kadın ve LGBTİ+ örgütü tarafından desteklenen gölge rapor da dikkate alındı. İstanbul Sözleşmesi İzleme Platformu üyesi bu örgütler, kadına yönelik şiddetle mücadelede Sözleşme yükümlülüklerinin devlet tarafından uygulanmasındaki eksik ve yanlışları özetledikleri ve mevcut durumu iyileştirmeye yönelik öneriler yaptıkları gölge raporu Mart 2018’de GREVIO ile paylaştı. Gölge raporda, genel olarak Sözleşme’nin bütüncül bir yaklaşımla uygulanmadığı, ayrıca kadın erkek eşitsizliğini ve kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırma konusundaki siyasi irade eksikliği vurgulandı. İstanbul Sözleşmesi Türkiye İzleme Platformu, İstanbul Sözleşmesi doğrultusunda 2012 yılında yürürlüğe giren 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine dair kanunun uygulanmasındaki aksaklıkların giderilmesi için de çağrıda bulundu. 
 
Bianet’ten gölge raporu
 
Bu kapsamda bağımsız yayın kuruluşu Bağımsız İletişim Ağı’ndan (bianet) da bir gölge rapor istendi. Rapor, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Anabilim Dalından Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Nisan Kuyucu tarafından yazıldı. 31 sayfalık raporda, devletin Sözleşme’yi uygulamadaki eksiklikleri tek tek sayıldı. Hükümetin siyaset diline de eleştirilerin yer aldığı raporda, devletin veri toplamadığı, kadın-erkek ayrımcılığını artırdığı, hükümet sözcülerinin sık sık homofobik söylemlerde bulunduğu gibi birçok konuda Sözleşme’nin gereklerinin yerine getirilmediğinin altı çizildi. Raporun sonuç kısmında ise şu ifadelere yer verildi:
 
“Ne yazık ki en başta da söylediğimiz gibi İstanbul Sözleşmesinin onaylanmasının üzerinden 6, yürürlüğe girmesinin üzerindense 3 yıl geçmesine rağmen haberlerle sınırlı bu çalışmada hiçbir başlıkla ilgili olumlu sonuçlara ulaşılamamıştır. Toplumsal cinsiyet temelli şiddet ve ayrımcılık, kadınlarla erkekler arasındaki tarihsel eşitsizliğin ve bunların yarattığı toplumsal cinsiyet rolleriyle mücadeleye dair kararlı ve eşgüdümlü politikalar geliştirilememiştir. Kadına yönelik şiddet alanında ayrıştırılmış veriler tutulmuyor. Kararlı bir politika güdülmeden de şiddetin önlenmesi için ya da şiddete maruz bırakılan kadınların şiddetten korunması ve desteklenmesi için atılan adımlar da hem çok cılız hem de işe yarar olmaktan uzak oluyor. Her ne kadar sıklıkla eksikliğin yasalarda değil uygulamada olduğunu duyuyorsak da mevzuatın İstanbul Sözleşmesi’yle uyumlu hale getirilmesi için de yapılması gereken çok şey var. Üstelik hali hazırda yapılan bazı değişikliklerle kapatılması gereken mesafe daha da açılıyor. İnsanlık, kardeşlik adına kucak açıldığı söylenen mültecilerin şiddetten uzak ve insan haklarına dayalı onurlu bir yaşam sürmeleri için sunulması gereken hizmetlerin sunulmadığını, yasal düzlemde atılması gereken adımların atılmadığını görüyoruz. Kadına yönelik şiddet alanında hükümetin attığı ve ilk bakışta olumlu gibi görünen her adıma, kadın ile erkeğin eşit olamayacağını defalarca ve açıklıkla söyleyen, kadınları çeşitli politikalarla ve doğurdukları çocuk sayısını arttırarak eve hapsetmeye çalışan, aile kurumunu güçlendirmeyi boşanan kadınların şiddete maruz bırakılmasını önleyecek mekanizmalar geliştirmekten daha önemli gören bir hükümetle karşı karşıya olduğumuz bilgisinin gerektireceği şüpheyle yaklaşmamız gerekiyor.”
 
2018’de GREVIO Türkiye raporunu açıkladı
 
GREVIO ise Türkiye’ye ilişkin ilk Değerlendirme Raporunu 15 Ekim 2018’de açıkladı. 115 sayfalık raporda ileriye dönük öneriler, “ivedilikle yapılması gerekenler”, “daha sonra yapılması gerekenler” ve “en az vurgulanan önlemler” şeklinde bir sınıflandırma ile sunuldu. Bu kapsamda, Türkiye’ye “ivedilikle yapılması” tavsiye edilen temel öneri toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesinin bütün politika ve önlemlere ana ilke olarak yerleştirilmesi oldu. 
 
Raporda İstanbul Sözleşmesi’nin kabulünün ardından kadınlara yönelik ve aile içi şiddetle mücadele kapsamında atılan olumlu adımlara değinildikten sonra, uygulamada kadınlara yönelik şiddetle mücadelede eksikliklere ve engellere dikkat çekildi.
 
Raporda değinilen kimi olumlu adımlar şöyle sıralandı:
 
*2012 yılında 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadınlara Karşı Şiddetin Önlenmesine dair Kanunun kabul edilmesi,
 
*Kadınlara yönelik şiddetle mücadelede Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesindeki Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün bir koordinasyon kurumu olarak belirlenmesi,
 
*2007-2020 yıllarını kapsayan ve şiddetle mücadele amacıyla birbirini izleyen üç Ulusal Eylem planı hazırlanması,
 
*Ulusal Eylem Planlarında yer verilen bir dizi tedbirlerin odağında kadınlara yönelik şiddetin bir tür ayrımcılık olduğuna değinilmesi,
 
* Yapılan yasal reformlar, Türk Ceza mevzuatının İstanbul Sözleşmesi’yle uyumlu hale getirilmesi; 
* Kadınlara yönelik şiddetle mücadelede toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlendirilmesi odaklı tedbirlerin alınmış olması.
 
Sözleşme’nin uygulanmasındaki eksiklikler de şöyle sıralandı:
 
*6284 sayılı yasaya ilişkin idari verilerin ötesindeki ayrıştırılmış verilerin derlenmemiş ve iletmemiş olması; 
 
*Türkiye’nin genel politikalarında kadın erkek eşitliğinin esas alınmaması ve bunun kadınlara karşı şiddet üzerindeki potansiyel etkilerinin kapsamlı bir değerlendirmeye tabi tutulmaması; 
 
*Türkiye’de kadının anne ve bakım sağlayıcı geleneksel rollerinin ön planda tutulması; bu eğilimin, kadın ve erkeğin aile ve toplumdaki rol ve sorumluluklarına ilişkin kalıplaşmış ayrımcı önyargılarla mücadelede engel oluşturması; 
 
*Şiddet faillerine yönelik soruşturmalar, kovuşturmalar ve cezalandırmalara ilişkin adli verilerin mevcut olmaması, bu nedenle yasaların kolluk kuvvetleri, savcılıklar ve mahkemelerce uygulanmasını etkili bir biçimde izlenmesi önünde ciddi bir engel oluşturması; 
 
*Devletin mağdurları koruyamamasının, kadınların zaman zaman, yeniden mağdur edilme ve/veya çifte mağduriyete uğramasına yol açması; 
 
*İstanbul Sözleşmesi’nin ve bu sözleşme ilkelerinin savunuculuğunu yapan bağımsız kadın kuruluşlarının, ilgili sivil toplum kuruluşlarının giderek kısıtlayıcı koşullarla karşı karşıya kalmaları; 
 
*Mahkemelerin uygulamalarıyla kadına karşı şiddet eylemlerine cezai yaptırımların caydırıcılığının gerektiği gibi sağlanamaması; 
 
*Koruyucu tedbir kararlarının etkili bir biçimde uygulanabilmesi için, bu kararların yasal kurumlarca mağdurun emniyeti ve güçlendirilip kurtarılması ihtiyacına gereken dikkat gösterilmemesi; 
 
*Koruma kararlarının kısa süreli verilme eğiliminin olması.
 
*Terörle mücadele önlemleri, güneydoğudaki güvenlik operasyonları ve darbe girişiminin ardından memurlara yönelik kitlesel ihraçlardan dolayı kamu hizmetleri sektörünün kaynaklarının zayıflamasının, kadınların şiddetsiz hayat hakkının sağlanması için elverişli ortamı yaratması,
 
*Sözleşme’nin gereklerine tam olarak uyulması için ayrımcılığa maruz kalan veya maruz kalması mümkün olan, konumu, tercihi ve etnik kökeni farklı tüm kadınları etkileyen şiddetin önlenmesine ve bununla mücadele edilmesine ilişkin tedbirler alınması ve özellikle velayet ve ziyaret hakları ile ilgili sorunlara çözüm getirilmesi, çocuk tanıklar dahil olmak üzere, çocukların desteklenmesi,
 
*İstanbul Sözleşmesi’nin kapsadığı her türlü şiddetin, özellikle kadınlara ve kızlara yönelik cinsel şiddet, zorla, erken evlendirme ve ‘namus’ cinayetlerinin, ayrıntılı bir şekilde ele alınarak, kadınlara yönelik şiddet konusundaki işbirliğinin güçlendirilmesi, 
 
*STÖ’lerin desteklenmesi dâhil olmak üzere, merkezi ve yerel düzeyde kadınlara karşı şiddetin önlenmesi ve bununla mücadeleye elverişli insan ve mali kaynakların tahsis edilmesi,
 
*Milli koordinasyon kurumunu güçlendirerek ve özellikle kadın STÖ’leri dâhil olmak üzere, sivil toplum kuruluşlarının katılımını artırarak, politikaların koordinasyonu, izlenmesi ve değerlendirilmesinin geliştirilmesi,
 
*Sağlık hizmetleri sektöründe veri toplamanın sistematik hale getirilmesi ve toplanan bütün idari ve adli verilerin veri toplama standartlarına uyumunun sağlanması,
 
*Sözleşme kapsamındaki kadınlara karşı şiddetin farklı türleri hakkında farkındalık arttırıcı çalışmaların yapılması,
 
*Yargı sürecinde adli yardım ve koruma tedbirleri sağlamanın yanı sıra, mağdurların tazminata erişiminin kolaylaştırması,
 
*İltica talebinde bulunan kadınlar için, uzman kadın STÖ’lerle işbirliği içinde, toplumsal cinsiyet duyarlılığını içeren usul, kılavuz ve destek hizmetlerinin oluşturulması istendi.
 
GREVIO, Türkiye’nin değerlendirilmesi çerçevesinde İstanbul Sözleşmesi İzleme Platformu; Bağımsız İletişim Ağı (BİANET), Gökkuşağı İstanbul Kadın Kuruluşları Platformu (GİKAP), Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) ve Kadın Sağlıkçılar Eğitim ve Dayanışma Vakfı’ndan (KASAV) gölge raporları ile yazılı katkı aldı. 
 
Rapor Türkçeye çevrilmedi
 
GREVIO raporunun Türkiye tarafından Türkçeye çevrilmesi ve kamuoyuyla paylaşılması gerekirken, aradan geçen 3 yılda iktidar tarafından herhangi bir adım atılmadı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Candan Yüceer, 11 Mart 2020’de Meclis’te yaptığı konuşmasında konuyu gündeme getirmiş ve şu ifadeleri kullanmıştı: “…İstanbul Sözleşmesi izleme mekanizması organı olan GREVIO, bu durumu, oturdu, ciddi anlamda değerlendirdi ve 15 Ekim 2018'de ilk Türkiye değerlendirme raporunu açıkladı. Aslında sözleşmeye taraf devletler GREVIO raporlarını kendi ulusal parlamentolarına sunmakla mükellefler; sadece sunmak değil, basmak, dağıtmak, ilgili kurumlara, sivil toplum kuruluşlarına göndermekle mükellefler ama o günden bugüne, bir buçuk yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen hâlâ bu rapor konuşulmadı, resmî çevirisi yapılmadı, görüşülmedi. Anlaşılan o ki kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda, kadın sorunları konusunda bir arpa boyu yol kat edemediğimiz görmezden gelinmeye çalışılıyor, görünmez yapılmaya çalışılıyor.”
 
Yine konuya ilişkin muhalefet partilerinin verdiği soru önergelerine de herhangi bir yanıt verilmedi. 
 
Rapordan sonra tersi yönde ‘ilerleme’
 
GREVIO raporundan sonra Türkiye, önerilenlerin aksine tam tersi yönde “ilerleme” kaydetti. Toplumsal cinsiyet eşitliği arka plana itildi, kadına yönelik şiddet verileri resmi olarak açıklanması gerektiği halde açıklanmadı, İstanbul Sözleşmesi’nin yanı sıra, 2016-2020 Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı faaliyetleri arasında da yer almasına rağmen yıllardır kadına yönelik şiddet verileri sistematik ve düzenli bir şekilde açıklanmıyor.
 
Yeni GREVIO adayını Cumhurbaşkanı seçti!
 
Prof. Dr. Feride Acar, başarılı çalışmaları sonucunda, 12 Ekim 2017’de yapılan seçimlerde bir kez daha oy birliği ile GREVIO başkanlığına seçilmişti. 31 Mayıs 2019’da ilk 10 üyesinin görev süresi sona erecek olan GREVIO’nun yeni dönem üyelerinin seçimi için taraf devletler 1 Şubat 2019 tarihine kadar en çok 3’er aday göstermeye davet edildi. Fakat Türkiye 1-2 Nisan 2019 tarihlerinde yapılacak 6’ncı toplantısında GREVIO’nun yeni üyelerinin seçimi için Feride’yi aday göstermedi. Feride yeni dönemde aday adaylığı için Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na başvuruda bulunmasına rağmen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla annesi Tenzile Erdoğan’ın adını taşıyan Kız Anadolu Meslek Lisesi’nde müdür olan Prof. Dr. Aşkın Asan tek aday olarak gösterildi. Kadın örgütlerinin, adaylarının Feride olduğunu belirten mektuplarını ilgili mercilere göndermelerine rağmen bu karardan dönülmedi. 1 Nisan’da yapılan seçimlerde Aşkın Asan yeni GREVIO Türkiye üyesi seçildi. 
 
Bu karar, Türkiye’nin Sözleşme’ye dair girdiği yeni sürece de işaret ediyordu.