İstanbul Sözleşmesi’nde en çok hedef alınan 4’üncü madde ne diyor?

  • 09:01 15 Mayıs 2021
  • İstanbul Sözleşmesi
Habibe Eren
 
İSTANBUL - İstanbul Sözleşmesi’nin iktidar ve hükümet yanlıları tarafından en çok hedef alınan 4’üncü maddesini değerlendiren avukat Tuba Torun şöyle dedi: “4’üncü maddede geçen ‘cinsel yönelim’ ibaresi hem siyasi iktidarın hem de sözleşmeden çekilmeyi savunanların takıldığı temel noktalardan biri. Oysaki 4’üncü madde ayrımcılık karşıtı bir madde ve ayrımcılık karşıtlığı Anayasanın 10’uncu maddesinde de yer alıyor.”
 
İstanbul Sözleşmesi adıyla bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi” 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girdi. Kadına yönelik şiddetle ve ayrımcılıkla mücadele eden İstanbul Sözleşmesi şiddet mağdurlarına eşit koruma sağlarken mağdurlar arasında her türlü ayrımcılığı yasaklıyor. Sözleşme, “toplumsal cinsiyete dayalı” ayrımcılık ve şiddeti temel alırken toplumsal cinsiyeti tanımlayan ilk uluslararası belge olma özelliğini taşıyor.
 
Bir gece yarısı Cumhurbaşkanı Kararnamesiyle feshedilen sözleşmeye karşı kadınlar, haklarını ve sözleşmeyi sahiplenmekte ısrarcı. 12 bölüm 81 maddeden oluşan sözleşmenin en çok hedef alınan maddelerinden biri de 4’üncü madde. Temel haklarda, eşitlik ve ayrımcılık yapılmamasını öngören maddenin tamamı şöyle: 
 
1. Taraflar herkesin, özellikle de kadınların, gerek kamu gerekse özel alanda şiddete maruz kalmaksızın yaşama hakkını yaygınlaştırmak ve korumak için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.
 
2. Taraflar, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı kınayacak ve ayrımcılığı önlemek üzere, özellikle aşağıdakiler dahil olmak üzere, gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır:
 
-ulusal anayasalarında veya ilgili diğer mevzuata kadın erkek eşitliği ilkesini dahil edecek ve bu ilkenin uygulamada gerçekleştirilmesini temin edeceklerdir;
- yerine göre, yaptırımların uygulanması yolu da dahil olmak üzere, kadınlara karşı ayrımcılığı yasaklayacaklardır;
- kadınlara karşı ayrımcılık yapan yasa ve uygulamaları yürürlükten kaldıracaklardır.
 
3. Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir.
 
4. Kadınların toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı korunması için gerekli olan özel tedbirler, bu Sözleşme hükümlerince ayrımcılık olarak sayılmayacaktır.
 
Avukat Tuba Torun, 4’üncü maddeyi okuyucularımız için değerlendirdi. Tuba’nın 4’üncü maddeye dair yorumu 
 
“Madde 4 sözleşmenin bel kemiği ve aynı zamanda en çok taktıkları kısım. 4’üncü maddede geçen ‘cinsel yönelim’ ibaresi hem siyasi iktidarın hem de sözleşmeden çekilmeyi savunan kişilerin takıldığı temel noktalardan biri. Oysaki 4’üncü maddenin ayrımcılık karşıtı bir madde olduğunu, ayrımcılığın Anayasanın 10’uncu maddesinde de yer aldığını ve sadece İstanbul Sözleşmesi’nde daha da detaylandırılmış hali ile yer aldığını sürekli ifade etmeye ve açıklamaya çalıştık. Sözleşmenin kesinlikle eşcinselliği yaymak gibi bir amacı olmadığını, tek amacının kadına yönelik şiddete maruz kalanların hiçbir özelliğine bakılmaksızın şiddetten korumak olduğunu sürekli dile getirdik. Bu madde ne diyor aslında? Şöyle bir başlığı var: ‘Temel haklar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması.’ Yani eşitlik doğrultusunda ayrımcılık yasağı. Ve şöyle devam ediyor, ‘Taraflar herkesin özellikle de kadınların gerek kamu gerekse özel alanda şiddete maruz kalmaksızın yaşama hakkını yaygınlaştırmak ve korumak için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır’. İstanbul Sözleşmesi’nin, imzacı devletlere,  bu madde de bağlayıcı bir özellik yüklediğini görüyoruz. Diyor ki, ‘Sen imzacı devlet olarak şiddeti önleyecek her türlü tedbiri almak zorundasın.
 
Bu maddeye karşı çıkan Anayasaya da karşı çıkmış oluyor 
 
Zaten ‘kadın erkek eşittir’ ilkesi anayasada var. Madde 10 bu bakımdan çok önemli. Biz hep şunu söyledik: İstanbul Sözleşmesi’nin 4’üncü maddesine karşı çıkan kişilerin aslında aynı mantıkla anayasanın 10’uncu maddesine de karşı çıkması gerekir. Siz burada, ‘Hayır, ayrımcılık yapacağız’ mı diyorsunuz? Cinsel yönelim ibaresi ile ilgili kendini ifade eden herkes için, ‘Evet, sen şiddete maruz bırakıldın ama biz seni eşcinsel olduğun için korumayacağız’ mı demek istiyorsunuz? Burada bir yandan da insanların doğuştan kazanmış olduğu, insan hakları dediğimiz hakları da reddetmiş oluyorsunuz. O kişiye diyorsunuz ki , ‘Hayır, sen eşcinselsin dolayısıyla şiddet gördüysen görebilirsin, öldürülebilirsin. ‘Senin savunma hakkını biz savunmak zorunda değiliz’ gibi bir saldırı aslında.
 
İstanbul Sözleşmesi 6284’ten çok daha geniş tedbirler içeriyor
 
Sözleşmenin üzerine kurulduğu dört ayaktan bir tanesi, şiddet varsa suç vardır ve cezalandırılmalıdır mantığı. ‘Kadınlara karşı ayrımcılık yapan yasa ve uygulamaların yürürlükten kaldırılması’  zaten anayasada ayrımcılık yasağı ilkesi olduğu için ve hiçbir yasa hükmü de anayasaya aykırı olmayacağı için de yine iç hukukta bu madde ile özdeş durumda. Tartışma konusu olan 4’üncü maddenin 3'üncü fıkrası ‘Taraflar bu sözleşme hükümlerinin özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka bir tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlık ile bağlantılı olmama, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü, başka bir statü gibi herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir’ diyor. Yani bütün bu sayılanların hiçbiri önemli değil, her kimse şiddete maruz bırakılan imzacı devlet olarak bu kişileri koruman lazım ve sözleşmeyi bu kişilerin menfaati doğrultusunda uygulamak durumundasın demek istiyor. İstanbul Sözleşmesi her ne kadar içerisinden süzülen ve iç hukuka uyarlanan 6284 sayılı yasaya bir dayanak da teşkil etse kesinlikle, 6284 sayılı yasadan çok daha geniş tedbirler içermektedir.
 
Son fıkrasında pozitif ayrımcılığa değiniyor 
 
Çekilme kararını kabul etmediğimizi, sözleşmeyi savunanlar, kadın örgütleri ve hukukçular olarak en başından beri beyan ettik. Kesinlikle sözleşmenin yürürlükte olduğunu iddia ediyoruz ve bütün hukuki taleplerimizi bu yönde yapmaya  devam edeceğiz. Siyasi iktidarlar gelip geçicidir ama kadın hakları mücadelesi kalıcıdır. O yüzden de 4’üncü maddenin daha çok insanın zihnine yerleşmesi, sözleşmenin ayrımcılığı yasaklayan mantığını insanlara daha da benimsetmeye çalışacağız. Bu maddenin aslında son bir fıkrası daha var ve bir nevi özet gibi. ‘Kadınların toplumsal cinsiyete dayalı şiddete  karşı korunması için gerekli olan özel tedbirler bu sözleşme yükümlerince ayrımcılık olarak sayılmayacaktır’. Burada pozitif ayrımcılığa da biraz değiniyor. Anayasada aynı şekilde der ki, ‘Eşitliği sağlama yolunda atılacak olan adımlar ayrımcılık olarak ileri sürülemez.’ Bu fıkra pozitif ayrımcılığı da destekliyor aynı zamanda.
 
Son derece çözüm üreten bir sözleşme 
 
İstanbul Sözleşmesi karalansa da aslında bütün dünyanın giderek daha çok sahip çıktığı, çok ilerici, akıllıca hazırlanmış bir sözleşme. Son derece çözüm üreten neredeyse toplumsal cinsiyet eşitliğini temin ederek şiddetin kaynağını ortadan kaldırmaya yönelik yol yöntem belirleyen sözleşmeden nasıl oldu da geri çekilme kararı alındı bilmiyorum ama ülke adına bunun bir utanç olduğunu düşünüyorum. Umarım bu yanlıştan bir an evvel dönülür, döndürebiliriz. Sözleşmeden çekilmeye gerekçe olarak İletişim Başkanlığı açıkça sözleşmenin eşcinselliği normalleştirdiğini öne sürdü. Bir kere bu gerekçenin kesinlikle hiçbir hukuki dayanağı yok. Yasalarda bu gerekçenin kabul edilebilir olduğunu düşünsek dahi, eşcinsellik zaten yasak değil. Fakat bu şekilde bir algı yaymaya çalışıyorlar. Kesinlikle kendi hedefleri, ideolojileri ve o dar bakış açısından çoğunluğa hitap ederek, insanların dini değerlerini ya da toplumsal değerlerini kullanarak kendi kitlesini  konsolide etmeye çalışan bir tutumdan ibaret. Başka hiçbir yanı yok. Tam olarak popülist bir algı yaratmaya yönelik. Şiddete maruz bırakılanların yaşam haklarını tehlikeye atmak pahasına, kendi menfaatleri doğrultusunda hareket ediyorlar. Sadece eşitliğe aykırı değil aynı zamanda ciddi bir zorbalıktır bu. Bütün bu bencil, menfaatçi  gücü kendilerine yontmaya çalışan siyasi iktidarlar geçicidir ama kadın mücadelemiz kalıcıdır. Dolayısıyla da o ya da bu yolla bir şekilde İstanbul Sözleşmesi’nin anlatmak istediğini bizler zaten hayata geçireceğiz. Kimsenin bundan şüphesi olmasın.”