Türkiye siyasetinin aynası mülteci politikası
- 09:05 17 Mayıs 2021
- Güncel
Melike Aydın
İZMİR - Haklarında alınan kararların hiçbir yerinde bulunmayan mülteciler, Suriye iç savaşının başladığı günden bu yana Türkiye için bir pazarlık aracı iken, Türkiye ise AB’nin bariyeri konumunda.
Savaşlar, otoriter rejimler ve bunların yol açtığı yoksulluk nedeniyle milyonlarca insan yaşam alanlarını terk etmek zorunda bırakılıyor. Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Örgütü’ne (UNHCR) göre, dünya genelinde 2010 yılında 41 milyon mülteci varken, bu sayı 10 yıl sonra iki katına çıkarak 80 milyonu buldu. Gittikleri ülkelerde de ırkçı ve muhafazakar politikaların malzemesi haline getirilen mültecilerin yoğun olarak bulunduğu ülkelerden biri de Türkiye.
Türkiye, 196 farklı ülkeden yaklaşık 5,5 milyon mülteciyi barındırıyor. Bunların 3,6 milyonunu Suriye’den gelenler oluşturuyor.
Cenevre Sözleşmesi’ne yansıyan ayrımcılık
Mültecilerin pazarlık malzemesi haline gelmelerinde ise Türkiye’de mültecilerin hukuki statüsüne ilişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi sınırlamanın da önemli bir payı var. Buna göre, Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin dışındaki ülkelerden gelenler mülteci değil, aksine “Uluslararası Koruma” kapsamında veya “Geçici Koruma” statüsünde tanımlanıyor. Bunun gerekçesi ise mültecilerin uygun koşullar oluşunca geri dönecekleri gösteriliyor. Her an ülkelerine “geri gönderme” tehdidiyle karşı karşıya olan “sığınmacılar” barınma, sağlığa erişim, kültürel ve sosyal hakları, seyahat hakları, çalışma ve eğitim gibi haklardan faydalanamıyor. Oysa Cenevre Sözleşmesi’nin 1. maddesi A2. Fıkrasındaki mülteci tanımı zorla yerinden edilen tüm grupları mülteci olarak kabul etme konusunda Türkiye’ye sorumluluk yüklüyor. Yani Türkiye AB ülkelerine mülteci geçişlerine izin vermezken, Ortadoğu, Afrika ve Asya ülkelerinde yaşanan savaşlardan dolayı göç etmek zorunda bırakılanların Avrupa’ya gitmesini önleyen bariyer haline geliyor.
Suriye halklarını yerinden eden savaş aslında bir paylaşım savaşı
Türkiye ile mültecilere yönelik son 10 yılda yapılan düzenlemeler de Cenevre Sözleşmesindeki ayrımcılıkla aynı nitelikte. Bu düzenlemelerin temelinde Mart 2011’de başlayan Suriye Savaşı bulunuyor. Milyonlarca Suriyelinin yerinden edilmelerine, göçtüğü topraklarda başta ucuz iş gücü olmak üzere türlü sömürü ve hakaretin öznesi haline gelmelerine sebep olan Suriye iç savaşı ekonomik kriz, enerji sıkıntısı gibi nedenlerin etkisiyle çıksa da arka planında kapitalist sistemin krizini yaşayan hegemonik güç ve ideolojik temsilcileri beklemekteydi. DAİŞ ve benzeri çetelerin dahil olduğu iç savaş, bölgede İran’ın ve Rusya’nın nüfuzunun artmasında önemli rolü olan Suriye’yi istikrarsızlaştırma çabası içindeki ABD, NATO ve KİK (Körfez İşbirliği Konseyi) için uygun zemin demekti. Aslında bu savaş ABD’de bulunan ikiz kulelerin 11 Eylül 2001’de sabotaj girişimiyle yıkılmasının ardından açığa çıkan Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi hamlelerinin Irak’tan sonraki sürecin niteliğini taşıyordu.
Derinleşen savaşa Türkiye de dahil oldu
Savaşın başlamasından bir yılı aşkın sürenin ardından 20 Ağustos 2012’de Demokratik Değişim İçin Ulusal Koordinasyon Komitesi’nin Qamışlo ve Heseke dışında Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerin Kürt güçleri tarafından yönetildiğini duyurdu. Türkiye’nin Suriye’deki savaşa dahil olması ise bir ay sonra yani 11 Ekim’de gerçekleşti. Zaten gerilmiş olan Suriye-Türkiye ilişkileri, Suriye’den Türkiye sınırını geçen havan topu ile daha da gerginleşti. Türkiye, Suriye havasını ihlal eden silahsız bir Türk uçağının Suriye tarafından düşürülmesinin ardından NATO’nun desteğini aldı ve 11 Ekim 2012’de çıkarılan tezkere ile Beşar Esad karşısında yerini almış oldu. Savaşın giderek derinleşmesi anlamına gelen bu süreç ise daha fazla sivilin yerinden edilmesine yol açıyordu.
Mülteciler pazarlık aracı
Bu olayların ardından sınıra mülteci akını devam ederken, diğer yandan Türkiye ile AB arasında 16 Aralık 2013’te “Vize Serbestisi Diyaloğu Mutabakat Metni” ve “Geri Kabul Anlaşması” imzalandı. Devletler arası anlaşmalarda yan yana gelemeyecek bu iki anlaşma aynı masada biri diğerinin şartı gibi sunuldu. Anlaşma metninin Türkçesi ise yayınlanmadı. Anlaşma Türkiye’den transit olarak AB üyesi ülkelere ‘düzensiz göçmen’ olarak geçen 3. ülke vatandaşı veya vatansız göçmenleri geri alma taahhüdü içeriyordu. Türkiye ile AB Arasında İzinsiz İkamet Eden Kişilerin Geri Kabulüne İlişkin Anlaşma”yı uygun bulan tasarı TBMM Genel Kurulu'nda 25 Haziran 2014’te kabul edilerek yürürlüğe girdi. Böylece ölümü göze alarak, sınırları aşan “düzensiz göçmenlerin” durumu daha da belirsiz hale gelmiş oldu.
Türkiye’nin AB’nin sınırlarını koruma misyonu yenilendi
Tarih 2016 yılının 18 Mart’ına geldiğinde ise AB üye ülkeleri ile yeniden Geri Kabul Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre, 20 Mart 2016’dan itibaren Yunanistan adalarına geçen yeni ve düzensiz mülteciler ile halihazırda ulaşmış olan göçmenler kayıt altına alınıp sığınma talepleri dayanaksız bulunanlar, Türkiye’ye iade edilecekti. Yunanistan adalarından Türkiye’ye iade edilen her Suriyeli mülteci için Türkiye’den başka bir Suriyeli mülteci AB ülkelerinden birine yerleştirilecek, Türkiye deniz ve kara yolları ile AB ülkelerine yasa dışı geçişleri önlemek için her türlü önlemi alacaktı. Bu konuda Türkiye, AB ve komşu ülkelerle işbirliği yapacaktı. Türkiye lehine vize kolaylığı ile vize muafiyeti hususları ise 2016 yılı haziranın sonuna kadar tüm kriterlerin yerine getirilmesi karşılığıyla gündeme alınacak, vize muafiyeti kısmına hız verilecekti. Türkiye’ye mültecilere sağlanan ödenek dahilinde ayrılan 3 milyar Euro’luk bütçenin ödenme süreci hızlanıp, 2018 sonuna kadar 3 milyar Euro ek fon sağlanacaktı.
Mültecilerin hayatlarını daha da kırılganlaştıran yasa yürürlüğe kondu
Mültecilere dair bir diğer gelişme ise Meclis Genel Kurulu’nda 6 Aralık 2019 tarihinde kabul edilen “Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin” yasalaşarak 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 18 maddesinde değişiklik oldu. Değişikliğe göre haklarında sınır dışı kararı verilen mültecilerin idare mahkemesinde iptal davası açabilme süresi 15 günden 7 güne düşürüldü. Ayrıca yabancıların “uyruklarının tespit edilmesi amacıyla” elektronik ve iletişim cihazlarının hakim ve savcı kararı olmaksızın incelenebilmesinin yolu açıldı, uluslararası koruma başvuru sahiplerine tanınan genel sağlık sigortası hakkına 1 yıllık sınırlama getirildi, geçerli seyahat belgesi veya izni olmayan yabancı kişilerin barınmasına, konaklamasına imkân sağlayan ve gayrimenkullerini kiralayanlar hakkında da idari para cezası uygulanacağı belirtildi, kaydı olmayan mültecilerle dayanışma içinde olanlara ise para cezası kesilebilmesinin yolu açıldı.
Mülteciler AB’ye karşı koz olarak kullanıldı
Bir yandan Türkiye’ye mülteci akını devam ederken Türkiye 24 Mart 2018’de Rojava Özerk Yönetiminin bir kantonu olan Efrîn’e Suriye Milli Ordusu ile birlikte saldırı gerçekleştirdi. Suriye’ye bu vesileyle fiilen girmiş olan Türk askerleri 27 Şubat 2020’da İdlip’te saldırıya uğradı. Saldırının hemen ertesi gün mülteciler başta Edirne olmak üzere Yunanistan sınırına akın etti, nedeni ise Türkiye’nin mülteci geçişlerini engellemeyeceğini açıklaması oldu.
Sınırı geçmek isteyenlerin çoğu Afgan mülteciler
Sınırlara akın eden mülteciler, soğuk havada gıda ve barınma sorunlarıyla birlikte hem Yunanistan hem de Türkiye sınırlarında ölümle yüz yüze kaldı. Sınırda ortaya çıkan en çarpıcı şey ise mültecilerin ezici çoğunluğunun sanıldığı gibi Suriyeli değil Afgan olmasıydı. Hatta İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da, Suriyeli oranının yüzde 20-25 olduğunu açıklamıştı. Pek çok hak savunucusu, bunun nedeninin Suriyelilerin Türkiye koşullarına daha kolay entegre olabilirken, mültecilerin en görünmeyenleri olan Afganistan, Somali gibi ülkelerden gelenlerin daha belirsiz koşullarda ve Türkiye’den yana ümitlerinin olmaması yönünde görüş birliğinde. Böylece Türkiye, Afganlara siyasi sığınma hakkı tanımıyor ve Afganlar hiçbir destekten yararlanamıyor. Sonuç olarak, mültecilerin görünmez yüzü Afganlar görünür olmuştu. Sınırda çıkan mülteci krizi 11 Mart 2020’de koronavirüs salgını nedeniyle ilan edilen kapanma kararı ile sona ermiş oldu. Mülteciler ise ya geri gönderme merkezlerine ya da Türkiye’deki yaşam alanlarında pandemi ile baş başa bırakıldı.
Devam eden savaşların en çok kadınlara ve çocuklara zarar verdiği ise medyada çokça yer alan haberler ve net olmasa da mültecilere dair veriler ortaya koyuyor. Bunun için de bazı veriler ve haber başlıklarına bakmakta fayda var.
2019 verilerine göre kamplarda kalan Suriyeli oranı sadece yüzde 1.8
Yıllara göre geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin sayısı 2013-2015 arasında en hızlı artışını gösterirken bu artış sonraki yıllarda da düzenli olarak devam etti. Sıcak savaşın azaldığı 2017-2019 yılları arasında ise göç sayısının azaldığı görülüyor. Uluslararası koruma statüsündeki mültecilerde de durumun benzer seyirde izlediği görülüyor. Ayrıca mültecilerin çoğunun 2013 sonrasında kamplarda değil kent mültecileri haline geldiği görülüyor. Kampta kalan her mültecinin masrafı BM destekli fonlarla karşılanıyor ancak 2019 verilerine göre kalan Suriyeli mültecilerin oranı sadece yüzde 1,8. Aslında savaşın çıktığı 2011 yılından bu yana düzenli olarak göç eden mültecilerin sürekli kamp koşullarında yaşamaktansa şehirleri tercih etmesi anlaşılabilir bir durum.
Suriyeli genç mülteci kadın sayısının erkeklerden farkı merak konusu
Mülteci Derneği'nin sitesinde yer alan bilgiye göre Türkiye’deki geçici koruma altındaki kayıtlı Suriyeli sayısı 31 Mart 2021 tarihi itibariyle bir önceki aya göre 9 bin 421 kişi artarak toplam 3 milyon 665 bin 946 kişi oldu. Bunun 1 milyon 737 bin 502’sini (yüzde 47,4) 0-18 yaş arası çocuklar oluşturuyor. 0-18 yaş arası çocukların ve kadınların toplam sayısı ise 2 milyon 596 bin 643 kişi. (yüzde 70,8) Göç İdaresinin yayınladığı yaş aralığı tablosuna göre; Suriyeli erkekler toplam Suriyeli sayısının yüzde 53,8’sini kadınlar ise yüzde 46,2. Suriyeli erkeklerin sayısı Suriyeli kadınların sayısından 277 bin 818 kişi fazla. Erkek ve kadın sayısı arasındaki en büyük fark 69 bin 466 kişi ile 19-24 yaş aralığında. Yaş sayısı artıkça bu fark azalıyor. 55 üzeri yaş aralıklarında kadınların sayısının erkeklerden daha fazla. Genç erkeklerin sayısının genç kadınlardan daha fazla olmasının nedenine dair nitelikli bir araştırma henüz yok. Öte yandan İSİG Meclisinin açıkladığına göre son 8 yılda en az 586 mülteci iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.
Suriye’ye dönmek istemiyor
Kendileri hakkında alınan kararlarda söz sahibi olmayan, medyada, siyasette veya toplumun bazı kesimlerinde hedef gösterilen mültecilerin ülkenin her yerine yayılmış olsa da yaşadıkları hak kayıpları görünmez halde. Kamplara ya da geldikleri ülkelere geri gönderilmemek için çoğu mülteci gibi kimliğini gizli tutmak isteyen E. mültecilerin yaşama koşullarını gözler önüne seriyor. Günde 9 saat 75 Liraya tarlalarda mevsimlik işçi olarak çalışan E. 8 yıl önce Haseke’deki evini bırakarak geldi. E. “Evi akşam terk ettik. Sabahında DAİŞ evimizi bastı. Burada geçici kimliğimiz var. Suriye’ye geri gitmek istemiyoruz çünkü orada hala DAİŞ tehlikesi var ve orada kalan akrabalarımız geçinemiyor. Burada hiç olmazsa ben de çalışabiliyorum orada sadece erkekler çalışabiliyor. Zor da olsa kira, elektrik, su parası ödeyebiliyoruz. Ev iki oda ama en azından evimiz var. İşe giderken çocuklarımı kardeşime bırakıyorum” sözleriyle anlattı.
Korku nedeniyle şiddete sessiz kalıyorlar
Bursa, Manisa ve İzmir’in çeşitli ilçelerinde tarım işçiliği yaptıklarını ve sınırdaki askerlerin bile dayıbaşlarından daha iyi davrandığını söyleyen E. “Biz az da olsa kendimizi ifade edebiliyoruz. Ama Araplar ne Kürtçe ne Türkçe biliyor. Dayıbaşları bazen onlara el bile kaldırıyor. Bir kez bana da yapmak istedi ama ben karşı geldim. İşsiz kalmaktan korktuğumuz için susuyoruz. Burada bazı insanlar bize iş bırakmadınız diyor. Bazısı ise memnun” diye belirtti.
Hastanelerin sadece acil bölümlerinde tedavi görebildiğini ve eşinin kalp hastası olduğunu dile getiren E. çarşıya çok çıkmadığını ve ayrımcı yaklaşımlara en çok çarşıda maruz kaldığını söyledi.
Mülteciler milliyetçi politikaların malzemesi haline getiriliyor
Veriler böyleyken ülkelerindeki yerlerinden edilen mülteciler gittikleri ülkelerde milliyetçi ve muhafazakar politikaların malzemesi haline geliyor. Ucuz iş gücü başta olmak üzere her türden istismara açık hayatlarında bir de nefret söylemleri ile hedef haline getirilerek ülke içinde yaşanan toplumsal sorunların günah keçisi yapılıyorlar. Türkiye’deki tabloyu görmek için son 10 yılda medyada çıkan bazı haberleri burada sıralamanın önemli olduğunu düşünüyoruz.
Mültecileri konu alan haberlerin içerikleri şöyle:
*Suriye’den Türkiye’ye sığınmacı olarak kaçan ve Hatay’daki kamplara yerleştirilen Albay Hüseyin Mustafa Harmuş ve Binbaşı Mustafa Kassum aralarında MİT Hatay Bölge Müdürü ve mafya mensuplarının olduğu bir ekip tarafından Ağustos 2011 sonlarında bulundukları kamptan alındı ve yine bildirildiğine göre 100.000 USD karşılığında Suriye yönetimine satıldığı iddia edildi.
*İstanbul Sultangazi’de sabaha karşı yanan gecekonduda 7 mültecinin cesedi bulundu. Hayatını kaybedenlerin, kapı dıştan kilitli, camlar da demir parmaklıklı olduğu için dışarı çıkamayıp banyoda ölümü bekledikleri anlaşıldı. Ölenlerin kaçak oldukları ve insan tacirleri tarafından gecekonduya kilitlendikleri sanılıyor. (9 Ekim 2011)
*Antep’te 63 yaşındaki Golafrooz Tajik isimli Afganistanlı mülteci kadın haftada iki gün diyalize girmesi gerektiğine dair sağlık raporu olmasına rağmen, tedavi ve diyaliz ücretini karşılayamaması nedeniyle diyalize alınmadı. Golafrooz evinde hayatını kaybetti. (27 Eylül 2013)
*Konya Göç İdaresi Müdürü Ahmet B. Mısır’lı bir mülteciyi taciz ettiği için gözaltına alındı. (15 Şubat 2015)
*Suriye'den kaçak yollarla Türkiye'ye geçmeye çalışan Filistin asıllı L.B. adlı Suriyeli kadın, TSK'ya mensup bir asker tarafından tecavüze uğradığını iddia etti. (02 Eylül 2015)
*Ailesi ile birlikte Muğla'nın Bodrum ilçesinden Yunanistan'ın İstanköy (Kos) adasına şişme botla geçmeye çalışırken annesi ve kardeşi ile birlikte hayatını kaybeden üç yaşındaki Suriyeli Kürt çocuk Alan Kurdi’nin bedeni Bodrum’da kıyıda bulundu. (2 Eylül 2015)
*Van Yabancılar Şube Müdürlüğü’nde idari gözetim altında tutulan Afganistan uyruklu 17 yaşındaki Lütfillah Tacik’in kasten yaralama sonucu ölümüne yol açtığı iddiasıyla polis memuru S.O.’nun 16 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına 19 Kasım 2015 tarihinde Van 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı.
*İstanbul’da müşteri kılığındaki bir erkek fuhşa sürüklenen Sendi isimli mülteci trans kadını katletti. (17 Aralık 2016)
*İzmir’in Dikili İlçesi'nden lastik botla denize açılan Suriye ve Afgan uyruklu 52 mülteci, Bademli açıklarında Sahil Güvenlik ekiplerince yakalandı. Deniz kıyısında ise bir otobüste 60 mülteci yakaladı. Yakalanan mülteciler, Dikili'deki Spor Salonu'na götürüldü. Kapasitesi aşılan salonda 400 aşkın mülteci bekletildi. (08 Mart 2016)
*Urfa’da bulunan Telhamut Çadır Kenti’ndeki mülteci kadınların kamp çalışanları tarafından zaruri ihtiyaçları karşılığında cinsel ilişkiye zorlandıkları iddia edildi. (11 Ağustos 2018)
*Şengal’e yönelik İŞİD saldırısından kurtulan 1200’ü aşkın Kürt mülteci 5 Ocak 2017’de Yenişehir Belediyesine kayyım atandıktan sonra Diyarbakır Yenişehir Fidanlık Kampı'ndan Mardin'in Midyat ilçesindeki mülteci kampına nakledildi. Ancak bu kamp Göç İdaresi tarafından Ağustos 2018’de kapatıldı.
*2019 Yılbaşını Taksim'de kutlayan Suriyeliler sosyal medyada #ÜlkemdeSuriyeliİstemiyorum hashtag'i ile Twitter'da trendtopic'ler arasında birinci sırada yer aldı.
*31 Mart 2019’daki yerel seçimler sonrası mazbatasını alan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’Geçici Koruma altındaki Suriyeli mültecilere belediye tarafından yapılan her türlü sosyal yardımı kestiğini ve iş yeri açma ruhsatı vermeyeceğini duyurdu
*Ankara’da Özbekistan’lı işçi Nadira Kadirova AKP İstanbul milletvekili Şirin Ünal'ın evinde şüpheli bir şekilde ölü olarak bulundu. (23 Eylül 2019)
*İçişleri Bakanlığı’nın aldığı karar ile 30 büyükşehir ile Zonguldak’ta dün gece yarısından itibaren sokağa çıkma yasağı uygulanmaya başlandı. Ancak yasağa rağmen dün gece Kırıkkale İl Göç İdaresi görevlileri tarafından otobüsle İstanbul’a getirilen 23 mülteci Gebze’de sokağa terk edildi. (18 Nisan 2020)
*Antep’te tekstil patronu Ahmet Ş.’ye ait lüks villada çalışan Nepalli mülteci kadın işçi Monna Rai şüpheli biçimde ölü olarak bulundu. (22 Ağustos 2020)
*İranlı mülteci Mahtab Nozadtehrani, Ankara’daki BM binası önünde açlık grevine başladı. (19 Temmuz 2020)
*Ayvacık ve Midilli adası yakınlarında mülteci botlarının battığı 1 kadın ve 3 çocuğun yaşamını yitirdiği, İpsala sınırında da bir mültecinin vurulduğu iddia edildi. (2 Mart 2020)
*Antep’te 2 Suriyeli mülteci kadın bir kadın ve bir erkek tarafından darp edildi. Saldırganların kendisine “Türk değilsin, karşı çıkmaya hakkın yok” dediğini belirten mülteciler olay yerine gelen polislerin olayı duyurmaması yönünde telkinde bulunduğunu anlattı. (17 Ekim 2020)
*Diyarbakır'da eşi ve 4 çocuğuyla yaşayan Suriyeli E.B adlı kadına 2 yıl boyunca cinsel tacizde bulunduğu suçlamasıyla Remzi N. hakkında başlatılan soruşturmada "kovuşturmaya yer yok" kararı verildi. (12 Ocak 2021)
*İstanbul Sözleşmesi eylemine katıldıkları için haklarında sınır dışı kararı verilen 4 İranlı mültecinin sınır dışı kararına karşı dava açıldı. (6 Nisan 2021)
*Sözcü Gazetesi tarafından ‘Doğu Afrika ülkesi Somali’den gelen iş insanları ve sığınmacılar, Ankara’nın göbeği olan Kızılay’daki iki sokağı baştan sona kendi ülkelerine çevirdiler’ şeklindeki haberi ile hedef haline gelen mültecilerin işyerleri ırkçı saldırıya maruz kaldı. (05 Mayıs 2121)









