TV programlarına eleştiri: Gerçeklerin göz ardı edilmesi insan hakları ihlalidir
- 09:03 19 Mayıs 2021
- Güncel
İZMİR - Ana akım medya yayınlarında özellikle gündüz kuşağı programlarında kadınları suçlayıcı bir dil kullanılmasını değerlendiren uzman psikolog Eda Pınar, “Failin yaptığı eylemi değersizleştirip, eyleme maruz kalanın ona neden maruz kaldığıyla ilgileniliyor. Gerçeklerin göz ardı edilmesi insan hakları ihlalidir” dedi.
Yıllardır televizyonlarda gündüz kuşağında yer alan “evlendirme”, “kayıpları bulma” formatında yayınlanan programlarla toplumsal cinsiyet algısı da kadınların aleyhinde pekiştiriliyor. Kadınların yaşamını toplumun önünde tartışmaya açan bu programlar ile kadın “suçlu”, erkek ise “masum” bir profile bürünüyor. Günü evde geçiren toplumun önemli bir kısmı ise ana akım medya kanallarının aynı saatte, neredeyse aynı bakış açısıyla yapılan bu programlarına bir şekilde maruz kalıyor. Uzman psikolog Eda Pınar, medyanın toplum üzerinde toplumsal cinsiyeti eleştiren bakış açısını değerlendirdi.
‘Erkeğin suçunun bile kadına yüklendiği bir ülkede yaşıyoruz’
Ana akım medyanın kadını ele alışının toplumun ele alışından farklı olmadığını söyleyen Eda, medyanın toplumu etkileme rolüne işaret etti. Eda, “Medya aracılığıyla toplumsal cinsiyet rollerini yeniden yaşıyoruz. Kadın hayatın her alanında yaşamış olduğu ayrımcı dile medya tarafından maruz kalıyor. Haberlerde de tecavüz, taciz, cinsel şiddetle ilgili kısımlarda doğrudan mağduru suçlayıcılık dediğimiz, eylemi gerçekleştiren kişinin değil de eyleme maruz kalan kadının dışlandığını görüyoruz. Mağdur suçlayıcılık, ana akım medyada kadının ele alınması konusunda en çok karşılaştığımız şey. Anayasada da bir kişi suçu ispatlanana kadar suçlu sayılmıyor iken artık mahkeme kararına ihtiyaç duyulmadan doğrudan kadın suçlu ilan ediliyor. Erkeğin yaptığı suçtan bile kadının suçlandığı bir ülkede yaşıyoruz” dedi.
‘Evinin dışındayken temkinli olmak zorunda olan kadınlar var…’
Eda, medyanın iktidarın en vahşi olduğu, kendi temsilinin en güçlü olduğu alanlardan biri olduğunun altını çizerek, “Gündüz programları insanları aslında hayatın birçok alanında sıkıştırmakta. Bugün evinin dışına çıkarken temkinli şekilde adımını atmak zorunda kalan o kadar çok kadın var. Bahsettiğimiz sıkışma dışarı adım atarken düşünülen noktada başlıyor. Kadınların evde televizyon izlediği saatlerde gündüz programlarının yapılması, istenen düşüncenin nasıl empoze edileceğinin iyi bilinmesinden kaynaklanıyor” ifadelerine yer verdi.
‘Kadının psikolojisi sorgulanmıyor ama anneliği sorgulanıyor’
Ataerkil yapının sürekli kadın üzerinde otorite kurmak için kadına bir misyon yükleme zorunda hissettiğini belirten Eda, “Programlarda özdeşim kurma var. Toplumda evlilikle, aileyle kim ilişkilendiriliyor; kadın ilişkilendiriliyor. Bunun için programları kadınlar sunuyor. Haberleri, programları açtığımızda ‘Ne biçim anneydi, çocuğunu terk etti’ gibi söylemlerle karşılaşıyoruz. Kimse o kadının psikolojisini, nasıl bir hayat yaşadığını sorgulamıyor ama onun anneliğini sorguluyor. Çünkü suç orada kadına yüklenirse hızlıca suçlayıp toplumdan yok edebilir” diye konuştu.
‘Gerçeklerin göz ardı edilmesi insan hakları ihlalidir’
Medyadaki söylemin hızlı bir şekilde içselleştirildiğini kaydeden Eda, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir cinsiyete uygulanan ayrımcılıktan tüm toplum etkileniyor. Kontrolü sağlayabilmek için failin yaptığı eylemi değersizleştirip, eyleme maruz kalanın neden maruz kaldığıyla ilgileniyor. Manipülasyon dediğimiz kısım tam olarak burası. Yani en önemli kontrol mekanizmalarından biri bu. Kişinin doğrudan haber alma hakkının önü kesilerek eyleme maruz kalanın davranışıyla ilgilenilmesi isteniyor. Böylece gerçek doğrular değil, yaratılmak istenen doğruları oluşturuyorlar. İnsanlara ‘Sorun orada değil burada’ diyerek yanlış yönlendirme yapıyorlar. Gerçeklerin göz ardı edilmesi insan hakları ihlalidir.”









