İstanbul Sözleşmesi’nin 12’nci maddesi: Gericiliğe karşı
- 09:01 20 Mayıs 2021
- İstanbul Sözleşmesi
Marta Sömek
İSTANBUL - Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği’nden Avukat Nilda Baltalı, İstanbul Sözleşmesi’nin 12’nci maddesini değerlendirdi. Nilda’ya göre kadına yönelik var olan erkek egemen zihniyet ile Sözleşme’yi fesheden anlayış, mevcut feodal yapının korunmasını sağlıyor.
İstanbul’da 11 Mayıs 2011’de imzaya açılan “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşme. Bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ülke olan Türkiye, Cumhurbaşkanı’nın 20 Mart gecesi Resmi Gazete’de yayınlanan kararı ile Sözleşme’yi feshederek, çekilen ilk ülke oldu aynı zamanda. 10 yılı geride bırakan Sözleşme’nin maddelerine yer verdiğimiz yazı dizimizin bugünkü bölümünde 12’nci maddeyi ele alıyoruz.
Madde 12 - Genel yükümlülükler
1- Taraflar kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır.
2- Taraflar herhangi bir gerçek veya hükmi şahsiyetin bu Sözleşmenin kapsamında kalan her türlü şiddet eylemini önleyecek gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.
3- Bu bölüm uyarınca alınan tüm tedbirlerle, belirli şartlar nedeniyle hassas konuma gelmiş insanların ihtiyaçları göz önüne alınacak ve karşılanmaya çalışılacak ve tüm tedbirlerin merkezinde mağdurların insan hakları yer alacaktır.
4- Taraflar özellikle gençler ve erkekler olmak üzere, toplumun tüm bireylerinin bu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddet olayının önlenmesine aktif bir biçimde katkıda bulunmasını teşvik etmeye yönelik gerekli tedbirleri alacaktır.
5- Taraflar kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” gibi kavramların bu Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edeceklerdir.
6- Taraflar kadınların güçlendirilmesine yönelik program ve faaliyetlerin yaygınlaştırılması için gerekli tedbirleri alacaklardır.
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, İstanbul Sözleşmesi’ni fesheden Cumhurbaşkanı kararına karşı Danıştay’da iptal davası açmıştı. Karara karşı hukuki mücadelesini sürdüren kurumlardan biri olan derneğin, Sözleşme’nin 12’nci maddesini ajansımıza değerlendiren avukatı Nilda Baltalı, gericilik düzeninin kadınlardan korktuğunu ve birer köle haline getirmek istediğini belirterek, kadınların daimi mücadele içerisinde olduklarının altını çiziyor.
‘Gericilik düzeni kadınlardan korkuyor’
“Ülkemizde kadına yönelik şiddet kaynağını ortaçağdan alan, tarikat ve cemaatlerin başını çektiği kadın, cumhuriyet düşmanı ve laiklik karşıtı, gerici bir tavrın sonucudur” diyen Nilda, bu gericilik düzeninin açık bir şekilde kadınlardan korktuğunu ve birer köle haline getirmek istediğini vurguluyor. Nilda düzenin kadınlardan korkmasını şöyle yorumluyor: “Çünkü gericiler biliyor ki bütün bu saldırılara karşı ilk elde kadınlar mücadele ediyor. Devletiyle, yargısıyla tek elden bütünlüklü bir mücadele sürdürülüyor.”
Kadına yönelik var olan erkek egemen ve Sözleşmeyi fesheden anlayışın eş anlamlı olarak mevcut feodal yapının korunmasını sağlamakta olduğuna değinen Nilda, yaşanan bu durumun aynı zamanda erkeğin gücünü pekiştirmeye yaradığını da belirtiyor.
‘Kadına yönelik gericiliğin bertaraf edilmesi amaçlandı’
Nilda, “Taraflar kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı önyargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır” içeriğinin yer aldığı Sözleşmenin 12’nci maddesiyle beraber tam da bu nedenlerle üye devletlere bazı görevler yüklendiğini ifade ediyor. Ayrıca sözleşmeyle beraber kadına yönelik gericiliğin bertaraf edilmesinin amaçlandığını da ekliyor.
Nilda, İstanbul Sözleşmesi’nin taraf devletlere kadınların daha fazla ev içi şiddet göreceğini öngörerek, kolluk ve yargı organlarına bu konuda hassas ve dikkatli olmaları gerektiği ve önlemleri arttırmaları konusunda uyarılar ve çalışmalar yürütme görevlerini yüklemesini anımsatıyor.
‘Mücadele daimi olmalı!’
Çekilme kararının ardından Sözleşmeye sahip çıkmak ve mücadelenin daimi olma çağrısında bulunan Nilda, şunları kaydediyor: “Sözleşme faal iken 10 yıl boyunca maalesef ki ilk imzacısı olmakla övünen devletimiz bu yükümlülüklerini yerine getirmedi. Evet, sözleşme bir kazanımdı, insanlar haklarına sahip çıktıkça İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı kanun gibi kazanımlar arttı. Ancak bu mücadele daimi olmalı ki kazanımlarımızdan geri düşmeyelim. Elbette insan hakları alanındaki kazanımları geriye giderken bir anlamda da hukukun uygulanmaması gibi fiili bir durumla karşı karşıya kalabiliyoruz. Aslında Sözleşme Temmuz ayına kadar geçerli olmasına rağmen sanki kadınların talep ettikleri koruma kararlarının hükümsüz kalması gibi bir anlayış topluma yayıldı. Bu anlayışı değiştirmek için yalnızca İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmak değil, hukukun uygulatılabilmesi için de mücadele edilmesi gerekiyor.”









