Dilan Kunt Ayan: 19’uncu madde uygulanmadığı için Fatma aramızda değil
- 09:01 25 Mayıs 2021
- İstanbul Sözleşmesi
Hikmet Tunç
VAN - Star Kadın Derneği Başkanı ve avukat Dilan Kunt Ayan, “Fatma Altınmakas kendini kendi anadilinde ifade edemediği ve o an jandarmada bir tercüman olmadığı için ertesi gün eşi tarafından katledildi. Şikayeti işleme alınmış olsaydı, belki bugün Fatma aramızda olacaktı” sözleri ile Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nin 19’uncu maddesinin yüklediği sorumluluğu yerine getirmediğine işaret ediyor.
Kadın mücadelesi sonucu elde edilen fakat AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kararnamesiyle 20 Mart günü feshedilen İstanbul Sözleşmesi’nin tamamen yürürlükten kaldırılma tarihi 1 Temmuz. Karara karşı kadınlar ülkenin dört bir yanında itirazlarını yüksek sesle dile getirmeye devam ederken, Jinnews olarak Sözleşme’nin maddelerini işlediğimiz yazı dizimizin bu bölümünde 19’uncu maddenin kadınlar için önemine değineceğiz.
Sözleşme’de yer alan 19’uncu madde şu şekilde:
“Taraflar mağdurların mevcut destek hizmetleri ve yasal tedbirler konusunda anlayabildikleri bir dilde yeterli ve zamanında bilgi almalarını sağlayacak gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.”
KADES’te Kürtçe yok
Sözleşme, taraf devletlerin şiddete uğrayan kadınlara anladıkları dilde, zamanında bilgi almalarını sağlama sorumluluğu verse de Türkiye’de bu da tam olarak yerine getirilmedi. Hükümet “kendince” önlem olarak KADES yani Kadın Destek Uygulaması’nı hayata geçirdi. 2018 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü’nün geliştirdiği ve İçişleri Bakanlığı ile dönemin Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın desteğiyle hizmete konulan KADES uygulaması, akıllı telefonlarda kullanılabiliyor. KADES 2018 yılında hayata geçirildiğinde yalnızca Türkçe hizmet sundu. Ancak bu yılın Mart ayında uygulama çok dilli hizmet vermeye başladı. Türkçe, Arapça, Farsça, İngilizce, Rusça ve Fransızca dillerinde de hizmet verecek olan uygulamada Kürtçenin olmaması büyük tepkilere neden oldu. Kadın örgütleri bunu “ayrımcılık” olarak yorumladı.
İçişleri Bakanlığı’nın Mart ayında yaptığı açıklamaya göre uygulamayı 1 buçuk milyon kişi indirdi ve uygulama kullanıma açıldığından beri yalnızca 90 bin 949 kadın ihbarda bulundu. Bakanlık hedefine ulaştığını öne sürse de kadınların hizmete erişmediği rakamlarla da açığa çıktı.
Madde 19 uygulansaydı Fatma yaşıyor olacaktı
Yine şiddete maruz kalan kadınların anladıkları dilde ifade vermesini ve savunma yapmasını güvence altına alan 19’uncu maddenin uygulanmamasının, özellikle Kürt kentlerinde daha çok mağduriyet doğurduğunu örneklerle görebiliyoruz. Kürtçenin kamusal alanda kullanılmaması nedeniyle taciz, tecavüz, katledilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan kadınlar, maruz kaldıkları sistematik şiddete karşı “son çare” olarak başvurdukları polis, karakol, emniyette anladıkları dilde “tez elden” ifadeleri alınmadığı için katledilmekle yüz yüze bırakılıyor. Muş’un Malazgirt ilçesinde yaşayan Fatma Altınmakas’ın katledilmesi bunun örneklerinden biri. Fatma, uğradığı tecavüzü jandarma karakolunda anlatmış ama Kürtçe tercüman olmadığı, hakları kendi dilinde anlatılmadığı ve koruma kararı alınmadığı için evli olduğu Kazım Altınmakas tarafından 14 Temmuz 2020’de katledilmişti. Yani 19’uncu madde etkin uygulanmadığı için Fatma katledildi.
Mülteci ve sığınmacılar dil sorunu yaşıyor
Fatma gibi nice kadın aynı durumla karşı karşıya kalıyor. Örneğin Irak- İran sınır bölgesinde bulunan Van’da, maruz kaldıkları şiddetten dolayı kaçarak kente sığınan ve burada da şiddete uğrayan mülteci, sığınmacı kadınlar kendi dillerinde ifade verememeleri, ifadelerinin geç alınması ile ne hizmete ulaşabiliyor ne de şiddet ortamından çıkabiliyor. Ege ve Marmara bölgelerinde de yaşanan benzer durumlar, mülteci kadın sorununu daha da büyütüyor. Özellikle kozmopolit yapıya sahip kentlerde, dil sorunu kadınların kendini anlatamamasında ciddi bir engel.
‘Tercümanlar açısından sıkıntı yaşıyoruz’
Van’da hizmet veren STAR Kadın Derneği Başkanı Avukat Dilan Kunt Ayan, Sözleşme’nin 19’uncu maddesini ajansımız için değerlendirdi:
“Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor İstanbul Sözleşmesi madde 19 çok açık ama uluslararası sözleşmeye gitmeden önce zaten CMK’da da mağdurun anlayacağı dilde savunma yapması ve ifade vermesi yasayla düzenlenmiş bir durum. Fakat maalesef uygulamaya geçtiğinden bu yana biz bu anlamda hukukçular olarak çok ciddi sıkıntılarını yaşıyoruz. Müvekkillerimiz kendi dillerinde, kendilerini rahat ifade edebilecekleri şekilde ifade vermede şu açıdan zorlanıyorlar; tercümanlar açısından sıkıntı yaşıyoruz. Çünkü tercümanlar kişinin kendi lehçesini, kendi dilini söyleyecek durumda olamıyor veya nüfusu daha küçük illerde, ilçelerde bazen tercüman dahi bulunamayabiliyor.
Bu durumda ne oluyor; gerek mağdur durumunda olan kadınlar, gerek şüpheli durumda olan kadınlar, gerek bu anlamda ifade verebilecek kadın erkek fark etmeksizin yurttaşlar bu işin şüpheli tarafında bulunan kişiler ifade vermekte zorlanabiliyorlar. Bu da ciddi hak kaybına sebep oluyor. Söyledikleri bir kelime de olsa tutanağa farklı bir şekilde kaydedilmesi, yansıtılması kişinin hak kaybına sebebiyet vermiş oluyor.
Şikayet işlemi alınabilseydi Fatma aramızda olacaktı
Muş Malazgirt ilçesinde Fatma Altınmakas olayında kardeşinin şöyle bir iddiası vardı. ‘Fatma kendini kendi dilinde ifade edemediği için ve o an jandarmada bir tercüman olmadığı için ertesi günü eşi tarafından katledildi. Şikayetçi olmuş olsaydı veya şikayeti işleme alınmış olsaydı, belki bir koruma verilebilecekti. Belki Fatma sığınma evine yerleştirilmiş olacaktı ve bugün Fatma aramızda olmuş olacaktı.’ Bu iddia bile araştırılması gereken bir durum.
Kişinin kendini rahat ifade edebileceği dilde ifadesi alınmalı
Dil konusu gerek mevcut yasalarda gerek uluslararası sözleşmelerde çok açık bir şekilde ortaya konulmuşken, maalesef Türkiye İstanbul Sözleşmesi’ne taraf bir ülke olarak bu eylemi yerine getirmiyor. Ki yine ifade ediyorum uluslararası sözleşmelere gerek kalmaksızın zaten CMK’da kendi dilinde savunma yapma ile ilgili bir ibare söz konusu. Ülkelerin bunu net bir şekilde ortaya koyup buna göre önlemlerin alınması gerekiyor. Yakın tarihlerde yine Edremit ilçesine bağlı Kurubaş Mahallesi Geri Gönderme Merkezi’nde (GGM) tecavüze maruz kalan bir vaka söz konusuydu. Bu vaka üzerinde yine aynı durum söz konusu. Sadece Kürtçe dili üzerinden değil her dil kişinin kendisini rahat ifade edebileceği herhangi bir dil ki; Van ili bu anlamda kozmopolit bir şehir. Hem İran sınırına yakın olması, yine sınırı olan Irak’a yakın olması nedeniyle Soranice lehçesi yaygın olarak konuşulmakta.
Kadınlar tez elden kendilerini ifade edemedikleri için…
GGM’de yine buna benzer olaylar yaşandı. Kendi dilinde yani tez elden kendini ifade edemediği için bu tarz vakalarla maalesef karşı karşıya kalıyoruz. Bu yüzden bir an önce buna dair önlemlerin alınarak ve tercüman perspektifinin genişletilerek bir işlem yapılması, bunun uygulanması gerekiyor. Kanunda da tez elden kendi dilinde ifadesinin alınması, tercümana anında ulaşılması ve buna müdahale edilmesi gerektiğini belirtiyor. Kişi gözaltına alındı veya ifade vermek istiyor, o andan itibaren hemen müdahale edilmesi gerekiyor. Tercümanın yardımı alınarak kişinin haklarının hatırlatılması daha sonra bir avukat yardımından yararlanmak istiyorsa anında bunun müdahalesinin yapılması gerekiyor. Fakat gördüğümüz üzere bu çok ciddi bir hal almaya başladı. Bu sorundan kaynaklı olarak da birçok kadının mağduriyeti söz konusu oluyor. O yüzden bu tedbirlerin çok net bir şekilde ortaya konulup işlem yapılması gerekiyor. Fakat maalesef Van’da ve Türkiye’nin birçok ilinde de birçok dilin kullanıldığı illerde de tercümana anında ulaşmak gibi çok büyük sıkıntılar yaratmakta.
Kürtçe Dil Komisyonu çalışmalarına başladı
Buna da değinmişken tam da bu noktada baromuz Kürtçe Dil Komisyonu çalışmalarına başladı. Bu çalışmayı çok kıymetli buluyoruz. Çünkü bu anlamda yapılacak olan başvurularda özellikle avukat meslektaşlarımız için de geçerli olan bir durum. Kendi müvekkilleriyle olan ilişkilerinde dili anlayarak net bir şekilde ortaya koymak için çok ciddi ve önemli bir adım olarak görüyorum.
İstanbul Sözleşmesi yaşatır
Şunu çok iyi biliyoruz ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’ dememizin altı çok dolu. Bunun net örnekleri de var. Nahide Opuz kararından tutun da bugüne kadar Sözleşme’nin uygulanması halinde kadınların güçlü bir şekilde hayatta kalabildiklerini, yaşamlarını yitirmediklerini görebiliyoruz. O yüzden biz kadın kurumları olarak, STK’liler olarak, Baro Kadın Hakları Komisyonu olarak, mücadelemizi hiçbir şekilde bırakmayacağız. Hukukçu kimliğimizle de mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz.”









