Demokrasi Konferansı bileşenleri: Çözüm yolu birleşik mücadelede
- 14:15 25 Mayıs 2021
- Güncel
İSTANBUL - Demokrasi Konferansı bileşenlerinin gerçekleştirdiği etkinlikte söz alan çalışma grupları temsilcileri, Türkiye’nin içinde bulunduğu baskı ve sorunlara ışık tutarak, çözüm yolunun birleşik mücadeleden geçtiği çağrısında bulundu.
Haziran ayında gerçekleşecek olan Demokrasi Konferansı bileşenleri, çalışmaları ve hedeflerine ilişkin Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Merkezi Abidin Dino Salonu’nda basın toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıya çok sayıda konferans bileşeni örgüt ve kurum temsilcisi katıldı. Konferans bileşenleri tarafından oluşturulan çalışma grupları temsilcileri, yaptıkları açıklamalarda ortak mücadelenin önemine dikkat çekti.
‘Direnişimiz her geçen gün daha da büyüyor’
Konuşmacılar arasında yer alan kadın çalışma alanından Cemile Baklacı, erkek şiddetinin erkek devlet söylemi ile meşrulaştırıldığını ifade ederek, İstanbul Sözleşmesi örneğinde olduğu gibi kadınların yaşamlarının ve haklarının saldırı altında olduğunu ifade etti. Eşitlik haklarına yönelik saldırı ile kadınların kuşaklar boyunca kötü yaşam şartlarına mahkum edilmek istendiğinin altını çizen Cemile, kadınlar olarak tek adam rejimine ve keyfi yönetime rıza göstermediklerini, tüm mücadele alanlarında kadınların en önde olduğunu, yoksulluğa, eşitsizliğe, evlere hapsedilmeye ve suyun-toprağın talan edilmesine karşı direnişlerini her geçen gün daha da büyüttüklerini aktardı.
‘Saldırılar bir sopa olarak kullanılıyor’
Kadınların, farklı inanç ve kimliklerin haklarına yönelik saldırıların artarak sürdüğünün altı çizilen açıklamada, yarının bağımsızlığının ortadan kaldırıldığını ve muhaliflere karşı bir sopa olarak kullanıldığı dile getirildi. Cezaevlerindeki tecridin rutin bir hal aldığını belirten Avukat Kemal Aytaç, tüm kesimlerin hak ve özgürlükler için ortak mücadelesinin önemini yineledi.
‘Söz, yetki ve karar kadınlarda’
Gençlik çalışma alanından söz alan Kevser Turan ise, okurken açlık ile okul bittikten sonra da işsizlik ile karşı karşıya olduklarının altını çizerek, buna rağmen gelecekleri için direndiklerinin çağrısını yaptı. Boğaziçi Üniversitesi direnişinde yaklaşık bin öğrencinin gözaltına alındığını 11 öğrencinin de tutuklandığını anımsatan Kevser, direnişi sokak sokak örmeye devam ettiklerini kaydetti. Kevser, söz, yetki ve kararın kadınlarda olduğunu dile getirerek, öğrencileri direnişi sahiplenmeye davet etti.
‘Binlerce insan açlık ve ölüme mahkum edildi’
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çalışma alanından Yurdagül Şahin, sadece düşünce ve inançları farklı olduğu için binlerce insanın KHK ile işlerinden çıkarıldığını, soruşturmalara ve tutuklamalara maruz kaldığını belirterek, “KHK OHAL’in kalıcılaştırılması, uluslararası sözleşmelerin devre dışı bırakılması, savunma hakkının, adil ve evrensel yargılanma hakkının elimizden alınmasıdır. Binlerce insan ölüme, açlığa mahkum edildi” ifadelerini kullandı.
‘İşçiler kölelik yaşamına mahkum edilmek istendi’
Artan yoksulluk, ekolojik yıkım, savaş, şiddet, ayrımcılık gibi sorunlarla karşı karşıya kalındığının altı çizilen toplantıda, işçilerin ve emekçilerin çok zor şartlar altında olduğu belirtildi. İşsizliğin kitlesel hale geldiğini, işçilerin ise kölelik yaşamına mahkum edilmek istendiği belirtilen toplantıda, işverenlerin ise giderek zenginleştiğine dikkat çekildi.
‘Oldukça kötü bir ekolojik yıkım bekleniyor’
Ekoloji çalışma grubundan Harun Toptan, AKP iktidarının sermayedarlar ile doğaya yönelik katliamlarını sürdürdüğüne dikkat çekerek, doğanın metaya dönüştürülüp sermayeye akıtıldığını kaydetti. Gelecekte Türkiye’yi oldukça kötü bir ekolojik yıkımın beklediği ifade edilerek, kapitalizmin yarattığı talan politikalarına karşı ortak mücadelenin önemine de işaret edildi.
‘Biz engelliler merhamet değil haklarımızı istiyoruz’
Engelliler alanını temsilen söz alan Turhan İçli, toplumun en çok kenara itilen kesiminin engelliler olduğunu dile getirirken, engelliler olarak yaşadıkları zorlukları , “Biz engellilerin bir hak öznesi olmasını istiyoruz. Bilgiye, çevreye, hizmetlere, programlara erişimin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Baskıcı, sömürücü sermaye düzeninde ayakta kalamıyoruz. Yalıtılmış bir biçimde yalnızlığımızla baş başayız. Merhamet değil haklarımızı istiyoruz” şeklinde sıraladı.
Birlikte yaşam kararlılığı
Halklar ve İnançlar çalışma grubu adına konuşma yapan Cemre Can Aşmacı ile Yaşar Güven, insanca ve onurlu bir yaşam için tüm halklar ve kültürler olarak beraber var olmak istediklerini kaydetti. “Resmi ideoloji ve iktidarlar tarafından yok sayılmanın, asimilasyon, aşağılama, inkar ve imha politikalarının karşısında bugüne kadar halklar olarak 'Biz varız' dedik, kültürümüzü, dillerimizi ve inançlarımızı bugüne kadar kendimizi savunduk” ifadelerini kullan Cemre, tüm halkların savunucusu olduklarını paylaştı. Cemre, “Biliyoruz ki, halkların, inançların, kültürlerin haklarıyla emeğin, doğanın, kadınların hakları ortaktır. Biz halklar ve inançlar olarak, eşit, özgür, kardeşçe ve barış içinde bir yaşamın yolunu, bu toprakların hak mücadelesi veren tüm toplumsal kesimleriyle birlikte arıyoruz” diye konuştu.
‘Mülteciler her yerde sömürüye maruz kalıyor’
Mülteci ve göçmen çalışmaları adına konuşan Özgür Aktütün, mülteci ve göçmenlerin her yerde aşağılandıklarına, hakaret ve sömürüye maruz kaldıklarını ifade etti. Binlerce mültecinin ülkelerin sınırlarını aşmaya çalışırken yaşamlarını yitirdiklerini dile getiren Özgür, hedefledikleri ülkelere gidenlerin ise sınırsız ayrımcılık ve sömürü dolu bir yaşama mahkum bırakıldığını aktardı.
‘Çocuklar kendi sözlerini özgürce söyleyebilmeli’
Çocuk hakları çalışma alanından Hatice Göz ise, Türkiye’de 4 milyona yakın çalıştırılan çocukların bulunduğunu ve bunun dünyanın en yüksek rakamlarından biri olduğunu dile getirdi. Avrupa ülkelerinin demokrasinin yalnızca yetişkinlerin birlikte yaşamak için kurdukları bir mekanizma olmadığını vurgulayan Hatice, çocukların doğrudan özne ve toplumda birey oldukları, kendi sözlerini özgürce söyleyebildikleri bir ülkede demokrasinin olabileceğini paylaştı.
Ortak mücadelenin gücü
Kültür-sanat çalışma alanından konuşmacı olan Ayşe Tütüncü, sanatın tarihsel süreçteki rolüne değinerek modern dünyada sanatın da sanatçının da ötelendiğini vurguladı. Çok renkli ve direngen bir geleneğin devam ettiğini ifade eden Ayşe, gelinen aşamada tek tek bireysel adımların sonuç alamayacağının apaçık ortada olduğunu kaydetti. Ayşe, konferansa katılan tüm kesimlerin birbirlerini dinleyebildiği büyük bir anlatının ortaya çıktığını ifade ederek sanatın güzelleştirici özelliğinin ortak mücadelenin gücü ile dünyanın güzelleştirilebileceğine vesile olabileceğini dile getirdi.
‘4 milyon civarında öğrenci eğitim dışında kaldı’
Eğitim çalışma alanından Arzu Şimşek de, çocuklar ve gençler için yüz yüze eğitimin vazgeçilmez bir şey olduğunu kaydederek, pandemi sürecinde EBA sisteminde 4 milyon civarında öğrencinin eğitim dışında kaldığını belirtti. Arzu, süreci en olumsuz şekilde yaşayanlar arasında anadili farkı olanlar, göçmenler ve çalışan çocuklar olduğuna vurgu yaparak, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir eğitim programı olmamasından dolayı bu sonuçların doğduğuna değindi.
‘Tüm gazeteciler örgütlenmeli’
Basın çalışma alanından söz alan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (Basın-İş) Genel Başkanı Faruk Eren, AKP’nin iktidara geldiği günden itibaren basını kontrol altına almaya çalıştığını ve bu kapsamda gerçekleştirilen operasyonlarda 3 bine yakın gazetecinin işlerinden ve özgürlüklerinden olduklarını paylaştı.
Gazetecilere yönelik devam eden baskı ve tutuklama politikalarını anımsatan Basın-İş Genel Başkanı, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün neredeyse yok düzeyinde olduğunu kaydetti. Türkiye’de gazetecilerin büyük bölümünün örgütsüz olduğunun altını çizen Faruk, tüm gazetecilerin örgütlenmelerinin sağlanması gerektiğine işaret etti.
’Annelerin gözyaşları arasında bir fark yok’
Açıklamaya konuk olarak katılan Barış Anneleri İnisiyatifi üyesi Emine Erbey, yıllardır barış için sokak sokak direndiklerinin altını çizerek, annelerin gözyaşları arasında bir fark olmadığını vurguladı. Ölümlerin son bulması, cezaevlerindeki tutsakların serbest bırakılması çağrısında bulunan Emine, “Çocuğu için hayat yoksa anne için de yoktur. Bizler ölüm istemiyoruz, ölüm çözüm değildir. Yakınlarımızı kaybettik, sadece adalet ve barış istedik. Tüm anneler barışın sesine kulak vermelidir” dedi.
Son olarak İkizdere direnişinde yer alan yurttaşların söz aldığı açıklamada, direniş sürecine değinilerek doğa talanına karşı mücadelelerinin devam edeceklerinin çağrısı yapıldı.
Basın toplantısı toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.









