Kayıp yakını Maside Ocak: Suçlular güçlü bir ısrarla cezalandırılabilir
- 09:11 26 Mayıs 2021
- Güncel
Habibe Eren
İSTANBUL - Devlet bağlantılı çete elebaşı Sedat Peker’in itiraflarının “yeni delil” olarak değerlendirilmesi ve soruşturulma başlatılmasını talep eden kayıp yakını Maside Ocak, çete liderinin devletin içinden biri olarak itiraflarda bulunduğuna dikkat çekerek “İnsanlığa karşı işlenmiş suçların cezalandırılmasını sağlayacak ortamın güçlü bir ısrardan geçeceğine inanıyorum” dedi.
Devlet bağlantılı firari çete elebaşı Sedat Peker’in YouTube kanalından günlerdir yaptığı açıklamalar devlet-mafya ilişkisini bir kez daha gözler önüne serdi. Hükümet kanadından birçok ismin içinde olduğu uluslararası uyuşturucu trafiğine dair bilgi veren çete lideri, en son 1990’lı yıllarda Mehmet Ağar’ın İçişleri Bakanı olduğu dönemde yaşanan faili meçhul katliamlara değindi. Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 30 yıla yaklaşan kayıp mücadelesinde, katliam duvarının “en önemli tuğlası” olarak işaret edilen Mehmet Ağar hakkında, tüm belge, delil ve tanık anlatımlarına rağmen yargılamaya gidilmedi.
2002'de iktidara geldiğinde faili meçhul cinayetleri aydınlatacağını ve 90’lı yılların karanlığını aşacağını iddia eden AKP iktidarı yeni bir “faili meçhul dönemi” başlattı. 1990’llı yılların kaybetme simgesi olan Toroslar’ın yerini siyah transporterlar aldı. Tüm bu itiraflara karşın önceki gün bir televizyon programına çıkan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, AKP döneminde faili meçhul cinayetlerin ve işkencelerin yaşanmadığını ileri sürerek hukuk dışına çıkılmadığını savundu. Öte yandan başta Kürt illeri olmak üzere Türkiye’nin birçok kentinde 2015 yılından bu yana sayısız katliam, ihlal, gözaltı ve tutuklama yaşandı.
Devlet içerisinden bir çete üyesinin gündeme getirdiği itiraflar, Kürt meselesinin derinleşmesinde devlet-mafya ve kontrgerilla ağını bir kez daha değişmediğini gösterdi. Peki devletin içinden bir kliğin gündeme getirdiği itirafların öznesi olan Mehmet Ağar’ın İçişleri Bakanı olduğu dönemde neler yaşandı.
Bakanlığı döneminde sadece bir yılda 166 kişi kaybedildi
Mehmet Ağar’ın 1990'da İstanbul Emniyet Müdürü olduğu dönemde gözaltında birçok yargısız infaz ve işkence gündeme geldi. Faili meçhul cinayetler, suikastlar, köy yakmalar, yargısız infazlarla anılan 1993 yılında ise Emniyet Genel Müdürü oldu.1996 yılında İçişleri Bakanı olduğu dönemde faili meçhul katliamların aktörü olarak bilinen Mehmet Ağar’ın bir yıllık bakanlık döneminde 166 kişi kaybedildi.
Özel savaş timlerinden bin operasyon
PKK'ye karşı savaşta özel birlikler oluşturdu. Bu kapsamda Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde Özel Harekât Daire Başkanlığı kuruldu. Bu dönemde Mehmet Ağar'ın davetiyle Korkut Eken, özel timlerin eğitiminde görev aldı. Mehmet Ağar ilerleyen yıllarda bu dönemde "bin gizli operasyon yaptıklarını" belirtti. 2010'lu yılların başlarında, eski özel harekât polisi Ayhan Çarkın, 1990'larda bölgede birçok faili meçhul cinayet işlediklerini ve bunların devletin bilgisi dahilinde yapıldığını söyledi.
Susurluk olayı
Balıkesir'in Susurluk ilçesinde 3 Kasım 1996'da gerçekleşen “kaza”, devlet-siyaset-mafya ilişkilerini ortaya döktü. Birçok suçtan aranan, eski Ülkü Ocakları Derneği yöneticilerinden, sahte kimlikli Abdullah Çatlı; emniyet amiri Hüseyin Kocadağ ve Abdullah Çatlı ile ilişkisi olan Gonca Us kazada ölmüştü. DYP Urfa Milletvekili Sedat Bucak ise yaralanmıştı. Bagajdan, bazıları devlete ait olup kaybolan birçok silah ve mermi çıktı. Kaza sonrası "derin devlet", "gladyo", "kontrgerilla" gibi kavramlar kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı. Susurluk olayı olarak bilinen olaydan yargılanan ve “çete yöneticiliğinden” hüküm giyen Mehmet Ağar, kayıp silahlar olarak geçen silahların saklanması konusunda kamuoyunda faili meçhul, silah kaçakçılığı ve JİTEM örgütlenmesinde yer alan MİT’çi Korkut Eken’e talimat verdiğini ve bunun devlet sırrı olduğunu açıklamıştı. Yurtdışındaki Türkiye bağlantılı uyuşturucu ticaretinde de kendisine ve Tansu Çiller’e uzanan birçok suçlamanın başında yer alan Mehmet Ağar, 2011 yılında suç örgütü yöneticiliğinden Susurluk davasında 5 yıl hapse mahkum edildi ve denetimli serbestlik sayesinde 1 yıl içeride kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Mehmet Ağar’ın oğlu Tolga Ağar ise 2018’de AKP’den milletvekili oldu. Tolga Ağar, 2019 yılında hayatını kaybeden gazeteci Yeldana Kaharman’a tecavüz edip katletmesi iddiası ile gündeme geldi.
‘Aslında her hafta suç duyurusunda bulunuyoruz’
1995 yılında polisler tarafından gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Maside Ocak, Cumartesi Anneleri ve İnsanları olarak 843 haftadır gözaltında kaybedilen insanların mahkeme tutanakları, Meclis raporları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargılanmalarını açıkladıklarını ve aslında her hafta bir suç duyurusunda bulunduklarını belirtti.
‘Tüm yetkililerin hesap vermesini istiyoruz’
Devletin bilgisi ve dahil olmasıyla işlenen gözaltında kaybetme suçuna ilişkin ceza adaletinin sağlanması için 26 yıldır süren mücadelelerinde yaptıkları tüm başvuruların sistematik olarak sonuçsuz bırakıldığına dikkat çeken Maside, “Biz kayıp yakınları ve hak savunucularının talebiyse 26 yıldır değişmedi. Kaybetme suçunu işleyenlerin ve bu suçun cezasız bırakılarak devam etmesini sağlayan tüm yetkililerin hesap vermesini istiyoruz” dedi.
Çete lideri Sedat Peker’in itiraflarının “yeni delil” olarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden Maside, gözaltında kaybetmelerle ilgili dosyaların yeniden açılması, kayıpların bulunup kendilerine teslim edilmesi ve kaybedenlerin cezalandırılması gerektiğini de sözlerine ekledi.
‘Gerekli soruşturma yürütülmezse basit itiraflar olarak görülecek’
Söz konusu itirafların yeni olmadığını mahkeme kayıtlarına da geçen çok daha ayrıntılı itiraflar olduğunu anımsatan Maside, şöyle devam etti: “Buna rağmen yargı makamları her zaman devlet eliyle işlenen suçları cezasız bırakmayı tercih etti. Biz kayıp yakınları ve hak savunucuları için gündeme gelen bu itiraflar malumun ilanıdır. Aynı zamanda yargı mekanizması içinde hukuksuzluğun geldiği boyutunda bir kez daha ortaya saçılmasıdır. Gerekli kovuşturma ve soruşturma yürütülmedikçe bu itiraflar sadece bir dönemin gündemine girip çıkmış basit itiraflar olarak görülecek.”
‘Galatasaray Meydanı bile hukuk dışına çıkıldığının ispatıdır’
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Türkiye’de işkence ve hukuk dışı uygulamaların olmadığını ileri sürdüğü sözlerine tepki gösteren Maside, şunları söyledi: “Gizli gözaltı merkezlerinde aylarca tutulup işkenceden geçirilen insanların olduğu bir dönemdeyiz. Siyah transporterlarla kaçırılan insanların nerede olduğunu soran aileleri sevdiklerine ulaşmaya çalışıyor. İktidarın insanların yaşam alanlarını yok etme dahil olmak üzere, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetlerinin ayyuka çıktığı bir ortamda yaşıyoruz. İnsan hakları örgütlerinin raporları gerçeği yeterince anlatıyor. Sadece 144 haftadır ablukaya alınan Galatasaray Meydanı bile iktidarın çoktan hukuk dışına çıktığının ispatıdır. Bu hukuk dışı, vicdan dışı ve insanlık dışı uygulamalara karşı susmama cesaretine daha çok ihtiyacımız var.”
‘Suçluların cezalandırılması güçlü bir ısrardan geçiyor’
Kamuoyunun “unutmama ve unutturmama mücadelesi” ile bellekleri açık tutabileceğine dikkat çeken Maside, “İnsanlığa karşı işlenmiş suçların cezalandırılmasını sağlayacak ortamın güçlü bir ısrardan geçeceğine inanıyorum. Tüm temel hak ve özgürlüklerin daha çok savunulması ve hukuksuzluğu kanıksamanın önüne geçmek için daha çok çaba harcamak bizim kayıplarımıza borcumuzdur. Sesimizin her zamankinden daha çok çıkması ve anayasal haklarımızı daha çok sahiplenmemiz gerektiğini düşünüyorum. Peker’in anlattıkları devlet eliyle işlenen suçlara yönelik içeriden bir itiraftır. Bu itiraflar karşısında temiz siyaset, insan hakları ve hukuk devleti talebimizi hep bir ağızdan yükseltmeliyiz” ifadelerini kullandı.









